4 Eylül 2006 Pazartesi

Akif; divanesi, vicdanı, sesi bütün milletin


MEHMET AKİF:

Akif; divanesi, vicdanı, sesi bütün milletin
Ötelere mesaj veren bayrağı nurlu ufukların

....................
Yandı ciğer bir ömür izmihlale ağlayarak
Dalgalanır ümitle Akif olur, ufuklarda bayrak


///////////////////////
27 Aralık 2017
ve
6 Ocak 2018
Tacettin Sultan dergahından 

































































//////////////////////////



Milli şairimizi Rahmetlerle anıyoruz...
Evet anıyoruz da “anlıyor” muyuz?.
Anlamış olsak
İstiklal Marşı'nın ruhuna uygun davranırız..
Zira
….
”Akif; divanesi, vicdani, sesi bütün milletin
Ötelere mesaj veren bayrağı nurlu ufukların “
Akif, üç yüzyıldır içinde kıvrandığımız anaforların
Bu günde yaşadığımız büyük acıların, savrulmaların 100 yıl önce yaşadıklarımızın şahidi ve “ebedi ruhun” ayağa kalkacağı ümidini muştulaya kişi olarak;
.................
Yandi ciger bir ömür izmihlale ağlayarak
Dalgalanir ümitle Akif olur, ufuklarda bayrak “ idi.
Bir çokları Mehmet Akif’i “anma” adına sahnede, tvde, basında yer alma derdinde ..
Dostum Ahmet Fidan’ın ifadesiyle “Nebbaşlar”..
Yani Mehmed Akif’in Kefeninden, çıkar, unvan vs sağlayanlar.
Hatta eserleri üzerinde “Köşe Olanlar” var.
Akif Üstünden kendini yüceltme azmindeki alçaklar;
Taceddin Dergahı’nın dibine
O’nun heykelini diker…
Putlara ebediyen karşı olan birinin heykelini dikmek..
Onun savunduğu değerleri kendi ile vurmaktan başka ne ola ki?
İktidarlarında yapılan bu edepsizliğe ses çıkaramayan sözde devlet ileri gelenleri, millet imkanlarından nemalananlar; Akif’i anma panellerinde kürsülerde ağlama seansları yapıyor.
Acizler gibi ağlayacağına git, heykeli önünde dövün.
“Asımın nesl”i diye taktım etiğiniz, kimi kamu kurum ve belediyelerde sizlere temanna edenler; kamu imkanıyla ve de milletin değerleri vasıta kılınarak ne herzeler yiyor..
Hem de gözünüzün içine baka baka..
O halde ya ortaksınız yada işin istismarındasınız..
Millet, kendi ruhunu yansıtan…
Acılarına deriden ve gönülden ortak olan Mehmed Akif’e büyük sevgi ve saygı duyuyor.
Kimileri bu duyguları istismar ederek adeta Akif üzerinden kendini pazarlıyor.
….
Akif hakkında bazı bilgiler ya örtülüyor..Yada kasten görmezlikten geliniyor..
Akif, büyük dava adamı..
Ama denildiği gişbi aç ve açık yaşamış biride değil
O bir Müderis (profesör) oğlu olarak dünyaya geldi..
O imkânlar içinde iyi bir aile de yaşadı.
O günün şartlarında çok iyi okullarda okutuldu..
Kendini çok iyi yetiştirdi..
Gerek mesleki bilgi gerek dil vs konusunda çok iyi dananım sahibi oldu.
O günün şartlarında hep iyi ücret aldı.
İttihat Terakkiye iltihak etti.
Abdülhamid’e karşı İttihat Terakki’ye katılmanın nimetini de gördü.
Üniversite hocası yaptılar.
Harp yıllarında yönetim, onu el üstünde tutarak Almanyalara gönderdi.
Müttefik Alamanya’dan hüsnü kabul ördü.
Ve “Teşkilat-ı Mahsusa’nın en önemli unsurları arasında bulundu
Arabistan Çöllerinde , İngiliz emellerine karşı nice hizmetler etti..
“Çanakkale” destanını da orada yazdı..
Bir daha bin defa okuyun..
Çanakkeleye adım atmamış bir insanın , Çanakkale’den binlerce kilometre ötede böyle bir eserle ortaya çıkması ne muhteşem bir şey..
Peygamber diyarından Çanakkale’ye uzanıyor..
Çanakkale’de direnen ruhu, Bedrin Aslanlarıyla ifade ediyor.
Merkezi Mekke, yönü, Kıblesi olan
Ruhunu Medine’den besleyen “Bir İmparatorluk “ çocuğu olarak Çanakkele ruhunu haykırır..
…..
Teşkilat-I Mahsusa’nın mühim insanı olarak Anadolu’ya koşar.
Ona devlet imkanları sunulur.gazete çıkaracak matbaa Kastamonu gibi bir yerde bile emrine verilir..
Millet birliği, istikbali için Anadolu’yu dolaşması sağlanır..
Öyle anlatıldığı gibi “gariban “birinin yapacağı işler midir?
Evet..
Davası, sevdası, acısı, sancısı olan bir insanın yapacağı iştir
Yapmıştır da.
Angara’ya gelir..
O’na büyük imkan verilir..
Diğer vekiller otellerde küçük ev köşelerine sığınırken..
Akif’e Taceddin Dergahı gibi o günün Angara’sının mükemmel ve muazzam “köşk” denilecek mekanı sağlanır..
O mekan ki adata “uhrevi sarmal içinde” bir mekan..
İddia ediyorum ki..
Şayet bu gün bile o mekanda sahurlar, seherler karşılayın size neler anlatır.
Neler söyletir.
Akif’e de söyletmiştir.
Söylenen “İstiklal Marşı” olarak vücut bulur.
Meclisin en sesiz vekili..
Millet adına, ses ne ki
Kükrer..
Taceddin Dergahı’nın manevi havasında oluşan ilham, Akif’le ete kemiğe bürünür.
O nedenledir ki bence ortaya konulan ve “yedi düvele” karşı milletin o gün ve ebediyen ruhunu tüm Cihana haykıracak ortak beyannamesi “imzasız” olarak Meclis’in huzuruna getirilir.
Millet adına Meclis kararı olarak aleme ilan edilir.
O nedenledir ki Allahü alem “İstiklal Marşı”nı Akif; eseri olarak kaleme aldığı “ SAFAHAT”ına almaz.
Alamaz.
Millete, büyük davaları omuzlarına yüklenerek kanı pahasına mücadele eden “Ordumuz”a hediye etmiştir.
Millet’in istiklali için kanını , canını feda eden kahramanlara..
……………
Szi bakmayın…
Ankara’nın ayazında Taceddin Dergahı’ndan - Osmanlı 3. Meşrutiyet meclis olarak Angara’da faaliyetine devam eden - BMM’ne paltosuz gidip- geldiği hikayesini anlatanlara..
Oraya da takılmayın..
Zira imkânlar kıt olsa da Milletvekillerine o günün şartlarında aç ve açık olmayacak iyi imkânlar, Devlet- Millet kesesinden sunulmaktadır.
Sonrasında da imkânları iyidir.
Bu onu küçültmez..
Zira aynı imkanları kullanan hatta daha fazlasını alanlar arasında Akif, bir başkadır..
……….
Akif, İstiklal sonrası yaşananlar üzerine;
Mısır Hidivi Abbas Halim Paşa’ın “misafiri “olarak Mısır’a gitti..
Oda da iyi imkanlar buldu.. kaç kişi Mısır Sultanının mazhariyetine mazhar olabilir ki?
Kimileri “orada parasız” kaldı gibilerden ajite etse de ; imkanlar içinde olması onu küçültmez..
Mısır ‘da “tutul”masına sebep ne olursa olsun “vatan cüda” olması az bir zulüm müdür?
…………
Mehmed Akif'i n başyazarlığını yaptığı, tüm şiirlerinin ve de İstiklal Marşı ‘nın ilk olarak 17 Şubat 1921'de yayınlandığı Sırat-ı Müstakim/Sebilürreşad gazetesi 4 Mart 1925'te çıkarılan Takrir-i Sükun Kanunu’yla kapatılarak sahibi Eşref Edip tutuklanır, “vatana ihanet “gerekçesiyle idamla yargılatılır..
İngiliz işgali yıllarında, Zeyrek'de bir evde toplanarak Saidi Nursi’den komitecilik dersleri de alan Eşref Edip, devran dönünce Şark İstiklal Mahkemesinde idamdan ancak şartlı kurtulur.
Cephede dağıtılan, Milli Mücadele günlerinde karargah olarak kullanılan,
Birinci dünya savaşı, Milli Mücadele ve İngiliz işgali altında bile kapatılmayan 17 yıllık gazete bu gün dahi sıkıntılarını çektiğimiz, akla, vicdana , çağa aykırı cüce “ilke”sizliklere kurban edilir.
Nice insanlar yeni duruma, oluşuma köstek olur diye “masumda” olsa idam edilir..
Ya da nice nice Hak’sız-lıklar girdabına mahkûm edilir.
Fakat, zulmü yapanlarda onun ağırlığına, vaziyetine uygun davranıp “idam etmemiş/edememişlerdir”
Zira bu çapta bir “devlet” adamı var mıdır..?
İstediği zaman vazifeye göndereceği ve vazifesini bi hakkın yapacak bir “görevli”
Daha açık söylemek gerekirse “ajan”..
Ama asil davalar için kendini feda eden bir “Ajan”
Keşke bu günde Akif çapında, bilgisinde ve “dava adamı” kıvamında “ajanımız”, ajanlarımız olsa.
Teşkilatın diğer bir azası Said-i Nursi de benzer, sıkıntıları yaşar..
O’da izam edilmez/edilemez.
Acaba eski arkadaşlığın hatırı mıdır?
Ne olursa olsun, ne yaparlarsa yapsınlar millet gönlünden; Akif,silinmez/silinemez
Ey…
Millet..
İman…
Peygamber ve Allah sevdalısı Mehmed Akif…!
Rabim dereceni Ala eylesin..
2015 yılında Necati'nin Facebook'ta en çok beğenilen fotoğrafı
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/10157007853312700



https://www.facebook.com/necati.cavdar/videos/788019818201962/?t=8

////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////
Tacettin dergahı, istihbarat merkezi miydi?

https://www.facebook.com/baybora24

Mehmet Akif Ersoy Atatürk'e suikast girişimini nasıl önledi?
Mutlaka okuyalım.
Ankara’da Tacettin Mahallesi’ndeki ev 30 Ekim 1949’da müzeye çevrildi.
Peki bu evi değerli kılan neydi?
Bu kiralık evde Eşref, Mehmet ve Hasan adında üç kişi yaşıyordu.
Üçünün ortak noktası milletvekili oluşlarıydı. 1921 senesinin Mayıs ayında bu eve bir mektup ulaştı.. Mustafa adında bir zata geliyordu. Mustafa kim miydi?
Mustafa, bu evde yaşayan o üç milletvekiliyle yakınlık kurmuş bir Hintliydi. Mustafa’nın kesin bir adresi olmadığı için bu adresi
“mektuplaşmak için” kullanıyordu. Kendisine gönderilen mektuplar bu eve ulaşıyor, Mustafa da mektuplarını buradan alıyordu. Ve yine bir gün bir mektup ulaştı.
Evdeki mebuslardan adı Mehmet olan, yarı açık vaziyetteki mektubu alıp içine baktı. Zarfın içinde boş sayfalar vardı. “İnsan neden birine boş sayfalar gönderir ki!” diye düşündü.. Şüphelendi. Mektup özel bir yöntemle yazılmış, gizli bilgiler içeriyordu. Hemen bir kimyager bulundu. Avni Refik (Bekman) özel bir solüsyonla ile mektupta yazılanları gün ışığına çıkardı! Mustafa gözaltına alındı.
Ve her şeyi itiraf etti.. Bu Hintli Mustafa bir İngiliz ajanıydı.
Şubat 1919’da Afgan Emiri Habibullah’ı öldürmüş, ardından Mustafa Kemal Paşa’ya suikast düzenlemek için Ankara’ya gitmişti. Ankara’da herkesle dost gibi görünüyor, casus olarak bilgi topluyor, Atatürk’ü öldürmek için fırsat kolluyor ve.. mektuplarıyla İngilizlere gelişmeleri bildiriyordu. Evet, amacı İngilizlerin isteğiyle Atatürk’ü ortadan kaldırmaktı. İşte o görünmez mürekkeple yazılan mektupta da Atatürk’ü öldürmesi için başarılar dileniyordu.
Neticede suçunu itiraf etti ve
24 Mayıs 1921’de idam edildi.. bu fotoğraf Cemal Kutay’ın arşivindendir. Evin duvarları birçok hadiseye tanıklık etmiştir. Atatürk’e suikastı bu evde yaşayan Mehmet adındaki kişi ortaya çıkarmıştı.
O mektuptan şüphelenmese belki Mustafa Kemal Paşa, Hintli Mustafa haini tarafından öldürülecekti.. Bu evi değerli kılan başka bir özellik daha vardı, ne mi? İstiklal Marşı işte bu gecekondu evde yazılmıştı.
Mustafa Sagir’in yakalanmasını sağlayarak Atatürk’e suikastı önleyen kişi bu evde yaşamış olan
Burdur Mebusu Mehmet yani
Mehmet Akif Ersoy’dan başkası değildi..Bilgisizlik ve cehalet karanlığının hüküm sürerek, her gün daha da arttığı günümüzde, aydınlık yarınlar için
bu bilgileri Türk gençlerimizden
lütfen esirgemeyin.. Sakın Öner
///////////////////////////////
Necati Çavdar Mili mücadelenin - Kuva-i Milliye"nin- manevi meşrutiyetini sağlayanlardan Mehmet Akif'in bir önemli İstihbarat insanı ve de Akif ve arkadaşlarına tahsis edilen Tacettin dergahının o dönemde bir ev değil istihbarat merkezi olarak kullanıldığını biliyor,düşünüyordum ve de kısmen yazıyordum..Bu paylaşımla beni teyit ettiniz.. Osman bey, bu paylaşımla ilgili kaynak mevcut mu .Varsa çok sevinirim..

///////////////////////////////

Hiç yorum yok:

memleket; Kar gibi bem beyaz kefen giymiş - Deprem 2

Ülkeme kar yağdı sevindik... Beyazlara büründü gelinlik, sandık meğer memleket; Kar gibi bem beyaz kefen giymiş bilemedik.. ... Umulur ki Ak...