17 Mayıs 2020 Pazar

GÖK BAYRAK






 

 

 

C:\Users\Necati\Desktop\şiirden\Yeni kitaplarımız NÇ\ŞİİR kitapları 2020\GÖKBAYRAK\Gök bayrak için36838204_10156578733007700_776551441694195712_n(1)000.jpg 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GÖKBAYRAK; SENİ ÖZLER 

 

Gökbayrak; seni, özler 
Albayrak; seni, gözler 
Yurduma dikilmiş hain gözler 
Vahşet ki; anlatamaz, sözler 

 

Nerde güller açan bağı 
Kan çağlıyor ovası dağı 
Yad ellerde dağlanır bağrı 
Silen yok gözünün yaşı 

Mecal yok, başlar ezik 
Mektup yok, teller kesik 
Turnalardan haber(!) bekler 
Uçar, geri döner mi ola 

Yüzyıllardır yüreği yaralı 
Altaylar gibi dertleri sıralı 
Yanar hasretine, garbın 
Şark içinde yad avcı vuralı 

 Baş gitmiş, dağılmış kervan 
Hükümdar yok. Veremez ferman 
Bekler haber,vermezler aman 
Yolar tutuk. ,Gitmez kurtarıcı Selam 

Düştü yiğitlerim, soldu gülüm 
Türkü oldun, söyler dilim 
Çaresiz; insaf, çaresiz; ilim 
Dayan bahtı karalı yârim 
Vay benim nazlı, elim 

 

 

Rus elinde esir millet, o dayanmış kapıya 
Kiril; elinde asa, çıkıyor ta Çankaya’ya 
Haçlı el sütünde.. Hilal olunca “irtica” 
Şarkı boş verdik,” batıl”a kapılanınca 

Neden Haçlı köyler bile bağımsız, devlet(!) 
Bizim koca yurtlar işgalde.. Esir! Yüce millet 
Medeniyetler kuran halk.. Çaresiz, rezil ümmet 

 

Dünün teröristi, bu gün devlet!.. 
Esir; medeniyet inşa eden millet 
En ufak ilgi, sayılıyor zalime ihanet 

Eline taş alana füze ile saldırıyorlar 
Her bahane ile Müslüman kırdırıyorlar 

Seyahatleri bahane Gül ve Devlet 
Başlıyor katliam, Kopuyor kıyamet 

Kafa tutuyor âleme 
Kimse ses çıkarmıyor zalime 
Cevap hazır: çünkü; nükleer güç 
BM’de temsilci yok, zalime sözcü çok 

Esir, 
Kırım 
Kazan 
Kafkasya 
Bütün Türkistan 
Trakya, Balkan 
İngiliz ipi ile sağlam bağlanmış. 
Bütün ciahan çökse, âleme yeten 
Çilekeş Anadolu(!) hepsine kalkan 

Gökbayrak, Albayrak kıskaç da 
Tümüyle hedef; Hilal 
Avrupa - Afrika – Asya 
Kan çağlıyor bizim coğrafya 

Dalgalansın, kan kırmızısı Albayrak 
Birleşsin Yürekler 
Sönmesin Semalar rengi Gök bayrak 
Varlığın sende, sırtında ağır yükler 

 

 

Bu gün benim efkârım var 
Bu gün sokaklarda çağlayan kanım var 
Babasına ağlayan anne karnında canım var 
İleriye bakan ümitlerim var 

 

 

Bu gün efganım var, var 
Yarına bakan ümidim var 
Serhatlarda dalgalanan Albayrak 
Gönüllerde Gökbayrak var 

 

 

“Marip maşrık” az gelir 
Sarsa da Çin ve Maçin 
Ne gurkalar,haçlılar gördük 
“Sed” bilen“yecüç mecüç” az gelir 

 

 

Urumçi’de, bilge Kaşgar’da kan 
İki yüz binlik kızıl orduyu ezen 

Yiğitlik abidesi; Turfanda “Alev Vakası” var 
Milyarlara dayansa da 
Unutmaz.. Yecüç- Mecüç 
Aktuğ’da “Berin İnkılabı” var 

 

 

Zalim dinsiz, acımasız, pek 
Sabır dağı sana yük!..Sen; çek 
Hotan’da kaza ören ipek 
Mazlum ahı kalmaz. Zaman.. Geçecek 
Çağ ne getirir, ne gösterir? anlı gelecek 

 

 

Bizim eller yanıyor 
Bizim yürekler kanıyor 
Zalim duymuyor, seyrediyor 
Bir damla petrole, bedel 
Varillerle Müslüman kanı içiyor 

 

 

Darağacı kuracakmış! 
Kime kurulur dar ağacı? 
Kurutuluyor Türkün soy ağacı 
Sökülüyor; İslam’ın medeniyet tacı 

 

 

Otağı; Saltuk Buğra Han 
Kan kusuyor, Türk’e Filistin 
İslam’a aydınlık Bağdad 
Bu gün; baba yurt Türkistan. 
Yerkent, Yili, Kaşgar, Aksu.. Hotan 
Urumçi, sarılmış ondan da beter 

 

 

İnsanlığın derdi, Türkistan 
Kaleler kapalı, kime ne 
Ses veren yok, mazlumun sesine 
Kurarlar güçten yana siyasetini 
Kimi korkar zalimden 
Kimi öne alır ticaretini 
Kan kokusu sarar dünyayı 

 

 

Git turnam. Bu gün çaresizim 
Hem yaralı, hem öksüzüm 
Ben çağlara ışık yayan közüm 
Kurtarıcı güneş, barışı kuracak sözüm 

 

 

İnsanlık; kurtarıcı habere gebe 
Hak; er-geç galebe çalar zalime 

Bitmem, dayanırım gitsem de ölüme 
Sabır, korku ve en büyük ilaç zulüme 

 

 

Yaratan boş mu bırakır alemi 
Vardır yaralar saran merhemi 
Sarınca kâinatı, Mevlamın Selam’ı 
İnşallah kurtarır. “Gül” kokusu, dünyayı 

 

Necati Çavdar 
10 Haziran 2009- Cuma 

 

Şairin yeri- Emiryaman -Ankara 

 

 

 

 

http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&
task=view&id=1352&Itemid=54 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

C:\Users\Necati\Desktop\necati-cavdar kalpaklı.JPG
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Uygur öğrencilere mezuniyet yok! < 
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/10152067175772700 

 
Çin'in "Sincan Özerk Bölgesi" olarak isimlendirdiği 
Doğu Türkistan'da, "siyasi görüşleri onaylanmadığı 
sürece" Uygur öğrencilerin üniversiteden mezun 
olamayacakları açıklandı. 
"Bölücülüğe karşı ideolojik bir savaş" olarak nitelenen 
uygulamayı savunan üniversite yöneticileri, "dersleri 

mükemmel olsa bile, siyasi niteliklere sahip olmayan 
öğrenciler kesinlikle mezun olmamalıdır" açıklamasını 
yaptı. 
Doğu Türkistan'ın başkenti Kaşgar'da Öğretmen Koleji 
başta olmak üzere bir çok üniversitede başlatılan bu 
uygulamanın bölge genelinde uygulamaya konup 
konmadığı belli değil. 

 ////////////////////////////// 

 

ZALİM ELİNDE; ÇİLE ÇEKEN, YAR 

 

Zalim elinde; çile çeken, yar 
Sana sevdalı; yürekler var 

 

Uzakta olsa da; o diyar 

Kalbimin içinde; yeri var 

 

Kendi gelmese de.. Selamı, eder; dar 

Ammaa.. Sabır ha… Az zaman, var 

 

Bilmez sanma, neyi var? 

Hal ki hal, şimdi eli dar.. 

Ayağında; bukağı, zincir var 

Az uyuşukluk, uyku da var 

 

Kendi içinde kanayan, yara var 

Gövde içinde kurt var, güve var 

 

Başında; hall edecek, gaile var 

Çektiğin acılarda bunun, payı var 

 

Hürriyete erecek, cevheri; var 

Elbet görülecek, bi hesap; var 

 

Necati Çavdar 

Ahimesut /Angara 

 

26 Kasım 2013 

 

http://sairinyeri.blogspot.com/2013/11/zalim-elinde-
cile-ceken-yar.html 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

ÂR'a-kan 

 

Ara neresi , ÂR'a-kan 

7milyar , sahir kör 

Zulüm, ateş , kor 

1,5 milyar bon bon bakan 

Naf mi çığlıklar akan 

Patlamış ruhsuz volkan 

 vicdanlar; kur - Ban 

3 Eylül 2017 Ahimersud 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MAZLUMUN AHI 

 

 

Bu gün kendinizi güçlü görüp zulme devam dersiniz.. 

Mazlumun ahı yerde kalır mı zannedersiniz…? 

 

 10 Mart 2015 

Bu gün 10 Muharrem.. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KERBELA OLDUK 

 

İkimiz.. Çığlık çığlığayız.. Ah Akif Ah 

Asrın başı, sonu; çağın ” ah”çısı olduk 

 

Bir buçuk milyarız.. Ama zavallı güruh 

Kimi esir.. Kimi azat kabul etmez köle olduk 

 

Kardeş kardeşin kanını içiyor eyvah ki eyvah 

Bombalanıyor.. Yıkılıyor.. Ülkeler, tek tek 

 

Mamureler, baykuşa bile mezar… Bi günah 

Memleketini terk eden akıyor oluk oluk 

 

Ümmet; sıkıntıda.. Millet; ediyor vah 

Serinlerde yandık, sıcaklarda donduk 

 

Parçalandık.. Kavrulduk.. Kerbela olduk 

Çırpınırız.. Bi Çare. Akıl ver, yüce Allah 

 

10 Muharrem 1437 – Cuma 

Alsancak/Ahimesud 

 

 

 

Cennet mekan Mehmet Akif Ersoy’da 

asrın başında Milletin halini 

“Pek Hazin Bir Mevlid Gecesi “ isimli şiirinde 

şöyle dile getiriyor. 

 

“Yıllar geçiyor ki, yâ Muhammed, 
Aylar bize hep muharrem oldu! 

 
Akşam ne güneşli bir geceydi... 
Eyvah, o da leyl-i mâtem oldu!. 

 
Âlem bugün üç yüz elli milyon 
Mazlûma yaman bir âlem oldu! 

 
Çiğnendi harîm-i pâki ser'in; 
Nâmûsa yabancı mahrem oldu! 

 
Beyninde öten çanın sesinden 
Binlerce minâre ebkem oldu. 

 Allah için, ey Nebiyy-i ma’sûm, 
İslâm'ı bırakma böyle bîkes, 
İslâm'ı bırakma böyle mazlûm.” 

 

Amin amin..Aminnnnnnn 

 

 

 

 

 

 

 

 

ATEŞLER IÇINDE TÜRKISTAN 

 .................................................. 
Ateşler içinde Türkistan, yakar; harı 
Ne, nasıl soğutur; hangi dağın karı.. 
Esir iller.. Tacizde; canı namusu, arı 
Duyan yok çığlığını ağlıyor zarı zarı 

 

Zalimler için fark etmiyor çağı zamanı 

Saldırıyor dört yandan yılan, çıyanı 

Ateşe atıyor; ineğe tapıp fare yiyeni 

Mümin olmak suç, sarsılmaz imanı 

 

 5 Aralık 2019 
Ahimesud/Alsancak Kırtasiye Fotokopi - Akvaryum 

 

 

 

MUHACİR AĞLADI, YÜREK DAĞLADI.. 

 

 

….. 

Kadir günü. 

 Öğleyin.. 

Kadir gecesi saf saf 

-Olan- 

Kadir gündüzü 

Öğle namazına, durmuş.. 

Cemaat, saf saf olmuş 

………. 

Bir ses.. ! 

Derinlerden.. 

Arapça, anlatıyor 

Anlatamıyor.. 

İnliyor, adam. 

Ağlama ile yürekler deliniyor.. 

Camaat imama uymuş, huzurda.. 

Farzı kılıyor.. 

Feryat, gönülleri kıyıyor 

Saflar, tek vücut..Tepki yok.. 

Acı, yüreklere iniyor.. 

Uzaklarda sandığımız mazlum çığlığı 

Hemen yanımızda, ensemizde … 

 Kıyamlarda.. Secdelerde inliyor.. 

 

Kim.. 

Nerde.. 

Nasıl ? 

Bilen yok.. 

Bilmeye de imkân yok 

Bağlanmışsın Rab’be.. 

Geriye dönüş, yok.. 

Kıyam…! 

Ve eller bağlı? 

…… 

Ağlama ve ses gitti… 

Ama vicdanlar bitti.. 

Dili anlaşılmasa da . 

İnlemesi .. 

Yürek dağlamaya yetti 

…… 

Biri arkadan inliyor.. 

Çığlıkta. 

Diğeri aynı safta, sesiz Muhacir 

Yakınlarını vermiş, kurban 

Evler, dükkânlar tarumar olmuş 

Sanki kıyamet.. 

İnsan. Yok ki değeri. 

Malın, mülkün olsun kıymeti 

Terk etmiş, bırakıp yurdu 

Hiç değilse vermemek için canı 

….. 

Neden, niçin?.. bilmiyor 

Çekiyor çileyi mazlum 

Silahı üreten, satan aynı el.. 

Tetiği çekenler kardeş.. 

Öldürülüyor, yok ediliyor 

Dost, komşu, eş, kardeş.. 

Tatlı karına bakıp seyrediyor, 

Tedarikçi Silah tüccarı, kalleş 

 

……. 

Beli ki görünmeyen muhacir çaresiz, 

 Allah’a dönmüş, kardeşlerine arz ediyor.. 

…….. 

Hale, çaresiz cemaat. 

Çaresiz millet 

Çaresiz ümmet.. 

……….. 

Muhacir,ağladı. 

 İmam, ağladı.. 

Cemaat, ağladı.. 

Yürekler taş bağladı.. 

……….. 

Secde, hali… 

“ Halsizliğimi/zi sana arz ediyorum Ya Rap” 

 

….. 

Namaz sonu , cemaatten ses geliyor.. 

Ne dediğini de anlayamadık.. 

Oruçtan suzuzluğunu unutmuş.. 

Boğazları düğümlenen İmam; 

“Anlaşılıyor..Anlaşılıyor.” 

Zira “Sözün bittiği yer.. 

“yardım, umuyor.. 

Yardım, diliyor” 

Yapabileceğinizi yapın diye “ensar; olun…!” diyor.. 

Anlayana… 

…… 

Cemaat, dönmüş adam arıyor.. 

Halini arz edemeyen adam.. 

Çökmüş, kapı çıkışına.. 

Dil yok.. Suskunluk 

Parçalanmış, vucut konuşuyor 

Yaradan huzuruna duranlardan 

Yardım, umuyor.. 

…. 

Eller gitmiş. 

Kollar iki değnek gibi.. 

Suriye de yemiş bombayı.. 

Savaş’ın yüzü, bu demek ki 


………… 

Ağladı; muhacir.. 

Ağladı; cemaat.. 

Ağladı; - Yunus- imam. 

Çaresizlik yürek dağladı.. 

Ümmet, karalar bağladı.. 

….. 

Bu gün Kadir günü.. 

Yarın yine bir bayram.. 

Kimi hiçe yollandı, kara toprak altında 

Kimi ateşlerde yandı. 

Kimi de kol, bacak. Bebekler, doğrandı 

Yurtlar; tarumar, felakete uğrandı 

 

Milyonlar, yurtsuz.. Yuvasız 

Mamureler, harap 

Bitmiyor, anlamsız harp. 

Birinin hali malum.. 

Yeni yeni Filistinler üredi 

Yurdunda; üreten. Veren eller; 

Girebildiği komşuda, dilenciliğe bağlandı. 

Azcık huzura; kezzap doğrandı.. 

……….. 

Milyonlar, sığınmış.. 

Ulu “Çınar” diye, umut ederek.. 

İşsiz, evsiz, çorbasız sokakları arşınlayarak 

Kimi halini arz ediyor secdelerde ağlayıp, 

Her hale rıza gösterip Mevlasına şükrederek.. 

Bir başkası bembeyaz, kefenle oturmuş cami avlusuna 

Tek başına.. Dalıp gitmiş, geçmişine içi sızlayarak 
hülyasına 

Bekler durur; feryadına kulak veren, ortak olacak 
yasına 

Umar mıydı? 

 Ev ocak sönmüş.. Sürülmüş diyar diyar.. 

 Kutluyacak bayramı.. Ne kardeş var, ne yar… 

 

 

Yinede bi şey sanıp “kardeşleri” 

“Bayram, mübarek” diye 

Bayramımızı kutluyor, 

Yaşadığına şükreden, çağın Muhaciri.. 

………… 

 

Zalim, zulme doymuyor 

Çaresiz, mazlum ağlıyor 

Elbet, hesabını soracak, 

Her şeyin hakimi“Bilen”, biliyor 

Mazlumlara Tutumları ne olacak? 

Diye biz Kullarını, deniyor. 

 

 

…………. 

Param parça.. Millet.. 

Tefrikada; Ümmet,. 

Bu gün Kadir..Yarın Bayram. 

Uyanır mı Ümmet, olur mu Kıyam.. 

Bulunur mu çare, yaralar saran..? 

 

 

14 Temmuz 20015 Salı – Kadir günü 

Ahimesud../Alsancak - Yıldırım Beyazıd Camii 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ben 

 

Suriye’de; 

Parçalanan bebeğin yüreğinde ben 

Moro’da mazlum dileğinde, ben 

Zalime yürüyen yiğidin bileğinde ben 

 

 

Ocak 2013 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

FETRET DEVRİ, ŞAHİDİYİM 

 ( Nazire) 

 

 

BAHTI KARA MİLLETİN 
BAHTSIZ BİR VARİSİYİM 
ZALİM TALTİF EDİLİR, 
BEN MAZLUMUN SESİYİM 
ADEM KURT(Prof) 

 

Mazisi; temiz. Bahtı; açık, milletin ferdiyim 

Milletimi öven yüce Müjdeci’nin ümmetiyim 

Zalim; tahtında, misafir. Gece; gündüze gebe 

Bu da geçer, yahu.. Fetret devri, şahidiyim 

 

Necat Çavdar 

Angara - Ahimesud 

10.10.2013 

 

http://sairinyeri.blogspot.com/2013/10/fetret-devri-
sahidiyim.html 

 

 

 

 

BAYRAM HEDİYESİ: SADDAM 

 

 
Birleşmemişken bayramlarda bile 

Günleri farklı bayram, güldürürken ele 

 

Bayram namazına koşan Müslümanlara kelle hediye 

Zalim! 

Belki hak etmişti 

Amma.. 

Haçlı eliyle katledilmesi kahretti beni 

Kurbana kurban mı, Saddam! 

Zulmün adı mı Saddam? 

 

... 

 

Ya ipini çekenler! 

Ayrılık tohumunu ekenler... 

Zalimde olsa şahadet ediyorken 

Aynı şahadeti getirenler! 

“Söz”ün “öz”üne tahammül etmediler. 

... 

Zalim, hödük belki ama... 

Sahte güce, suni ilahlara eğilmeyen bir baş 

Ve inandığı davaya verilen bir baş 

İnsanlık geçmişinin kah ışıklı, kah kanlı yolu 

Hak davanın yiğitleri; Hz. Ali ve Hz Hüseyin’e mesken 

Fırat ve Dicle’nin yuttuğu son iddia sahibi mi Saddam? 

Küre ölçeğinde rüya gören güçleri Dicle’ye gömen, 

Cihanı saran daha zalim düzene, kurban mı Saddam! 

 

Irak’da ışıkları söndüren kanlı geçmişin yadı 

Babil’e özdeş tarihin adı mı, Saddam.. 

 

 

2006-2007 Kurban Bayram 1. Gün 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Haç”lı Tasma 

 Necip Fazıl, anılıyormuş! 
Asrın başında asrın sonunda aynı oyun, aynı ayar 
Ülkeme emin bekçiler bırakan İngiliz, şeref NİŞANı 
takmaz.. 
İradesine ram olan kullarının boyunlarına tasma asar 
Milletine bey, İngiliz’e kul olan, “altın lale” sayar. 
“VICDAN AZABINA ES KAYNA KAYNA 
SAKARYA. 

 

OZ YURDUNDA GARIPSIN, OZ VATANINDA 
PARYA!” 
”YOL ONUN, VARLIK ONUN, GERISI HEP 
ANGARYA: “ 

Diye hançeresini yaranlara, ne güzel yakışır, “Haç”lı 
madalya 
“Haç” hatıra kazınmış mış! Çok da yakışmış 
takiyyeunutuldu çoktan,”YUZUSTU ÇOK 
SURUNDUN, AYAGA KALK, SAKARYA!” 
Sanal darbelere direnip, millet kararını verdi: 
“Yıkılmaz kale Çankaya’ya, iradesi çakıldı. 
Çocukların iktidar! Kemiklerin sızlar mı Necip Fazıl? 
Çankaya’da talebelerine İngiliz tasması takıldı 
Eldeki Furkan’ı aşıp Çanakkale’yi geçemediler! 
Şehitler! Yerlerinde çatlasın..Akif!. Beyinlerin patlasın. 
Osmanlı mülkünü sicimle arşınlayıp,kullarına 
dağıtanlar, 
Payitahtını sanki işgalde, armadada “mehmetlerini”, 
ayarlar.. 
Necati Çavdar- Emiryaman 
24 Mayıs 2008 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SELİMİYE 

 

Tüm değerler, uyumda 

Taş, ışık, ses kıyamda 

 

Temeli, bir bütün kaya 

Uzanıyor güneşe, aya.. 

 

Hesap edip, inceden inceye 

Cizgi çizgi çizmişler… 

 

Güzellik ne ise; 

Oya oya, 

 Dantel dantel işleyip, 

Gökle yerin öpüştüğü yere 

 Kalem gibi, 

 Kêlam gibi dizmişler…. 

 

 

Ruhla madde bütünlenip Ezan’da buluşmuşlar 

Nice Sultan, gönül erleri secdelere durmuşlar 

 

İlayıkelimetullah seferine çıkanlar; 

Selamlayıp, Selimiye’yi 

Tunca - Meriç’den içip kutlu gazalara yol almışlar.. 

 

“Belki devran döner” de, diye mi? 

Serhad’a kala diye Selimiye’yi kurmuşlar 

 

26 Ekim 2012 / Cuma – Edirne 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YUSUF DİYARINDA BAYRAM VAR 

 

YUSUF Diyarında Bayram var 

Firavun gitti. MÜBAREK olsun 

 

Vallahi, dünya eski dünya olmayacak 
Mübarek olsun 
Siyonist yapı darda. 
Küfrün maşaları diktalar zorda 
YUSUF diyarında Bayram var 
Firavun gitti. MÜBAREK olsun 

 

 Firavun'a üç "Cumalık elvada" yetti 

“yaşasın mısır halkının şanlı direnişi” 

 

YUSUF diyarında Bayram, var 

……………..Firavun gitti. 

11 Şubat 2011 

 

 

 

 Necati Çavdar ........................ 
1517 , Osmanlı sultanı 1.sultan Selim (Yavuz Sultan Selim (Kanuni Sultan 
Süleyman'ın babası) Mısır'ı feth etti Değişik yerlerde esir edilip dönemin en büyük 
köle pazrı Mısır'da satılan "Türk kölelerin " kurduğu Mısır ve Suriyede "askeri 
bürokrasiye" dayalı oalrak hüküm süren "Kölemenler" ya da "Memluklular "diye 
bilinen Memluk sultanı Tomanbay Mısır'ı Osmanlı sultanı Yavuz Sultan Selim'e 
bıraktı.. , 
1805 Mısır hidivi (Osmanlı Valisi) Kavalalı Mehmet Ali paşa , Osmanlı'dan 
özerkliğini ilan etti. 
İslam dünyasında ilk defa "devlet gücü ile " haçlıya" yaranmak için " " halka " 
Batılı hayat tarzı" benimsetilmeye çalışıldı. 
Onlara benzemek, benzetilmek yeterli görülmeyerek; 
1882 Mısır, ingilizler tarafından işgal edildi. 
1922 Mısır hidivi Ahmed Abbas paşa ,1.Fuad adıyla kralığını ilan etti. 
23 Temmuz 1952 'de "İngiliz yanlısı" ve İsrail'e karşı" pasif" iddiasıyla Mısır kralı 
1.Faruk,Albay Cemal Abdülnasır liderliğindeki "Hür Subaylar" ismi verilen askeri 
çete tarafından devrildi. Ve Cemal Abdulasır," Mısır Arap Cumhuriyeti"ni ilan etti. 
1953'de 30lu yaşların başındaki gurubun en yaşlısı olan Kara Kuvvetleri Komutanı 
General General Muhammed Necip, Mısır'ın ilk "cumhurbaşkanı "oldu. 
1956'da Necip'in yardımcısı olan Cemal Abdülnasır, Enver Sedat'ın yardımıyla 
darbenin lideri olduğunu öne sürüp Necib'i kızağa alıp Mısırı'n 2. "cumhurbaşkanı" 
oldu. 


Kemalist yönetim de olduğu gibi !bey, paşa" unvanları yasaklandı. Darbeye destek 
veren ve sonra "Hür subayların , halkı kandırdığını" iddia eden İhvan-ı Müslim 
(Müslüman Kardeşler) "yasa dışı" ilan edilip Mahkeme heyeti idama mahkûm 
ettiğinde; 
“ Eğer Allah kanunu ile mahkûm edilmişsem ben Hakk'ın hükmüne razıyım. Eğer 
batıl kanunlarla mahkûm olmuşsam ondan çok daha üstün bir düşünceye sahip 
olduğum için batıldan ve münafıklardan merhamet dilemem. Allah'a şükürler olsun 
ki on beş sene cihad ettikten sonra bu mertebeye ulaştım. Ben Allah yolunda 
yaptığım iş için asla özür dilemem. Namazda Allah'ın birliğine şehadet eden 
parmağım asla bir tağutun hükmünü onaylayan tek bir harf bile yazmayacaktır" 
diyen Seyit Kutup ve Abdulkadir Üdeh gibi önde gelen alimler idam edildi. 
1970 'de Nasır'ın ölümü üzerine Enver Sedat, Mısırı'm 3. cumhurbaşkanı oldu. 
Tamamen Amerikancı bir siyaset güden Sedat, askeri geçit anında yüzbaşı Halid el-
İslâmbûlî tarafından vucuduna saplanan 72 kurşunla taranmak suretiyle öldürüldü. 
1981 Hüsnü Mübarek, Krallıktan sonra Mısır Cumhurbaşkanlığı makamında oturan 
dördüncü asker olarak Mısırın 4." cumhurbaşkanı" oldu. 
Ve ABD - İsrail ortaklığı ile halkına zulmeden "Diktataör" gitti. 
Diktatör, halkına zulmetmekle kalmamış.. 
Tıpkı bizim diktataörlerin Lozan dayatmasına bağlılıkları gibi, bölgenin ve halkının 
menfaatleri aksine 
Amerika ile Mısır arasında sadece " İSRAİLİN EKONOMİK SORUNLARINA 
CÖZÜM İCİN" imzalanan - (MIsıra dayatılan)- QIZ-- (Qualified Industrial Zones) 
anlaşmasına ölümüne sadk kalmıştır.(http://www.qizegypt.gov.eg/About_QIZ.aspx) 
Camp David ve 
DAVOS'da kendilerine dayatılan (anlaşmaya)lara da sadık kalrak başta REFAH 
KAPISI gibi geçitlerden mazlum ve mağdur Filistinlilerin nefes almalarına izin 
vermemiştir. 


 

 

 

 

 

ABD'den 
Tahrir Meydanı’na bu şifre; “Oyun bitti” yazısı ile 
yansıtılmıştı 
SAKARYA’DAN NİL’E SELAM 

 MISIR’da darbe… 

 

 

Harekete geçen tanklara halk, dik duruyor 

Zulüm kol geziyor..Batı, çıkarını görüyor 

Şal geçirip demokrasi ayıbını oynuyor 

Kendine istediğini başkasına boyuyor 

Sırtlanları geçmişti sözüne ne kadar da uyuyor 

 

Kan çanağı Bağdat’ın kardeşi Kahire… 

Kazan’dan Şam’a.. acılı İskenderiye 

Kandahar’dan Humus’a kan damlar 

Esir Kudüs, Mekke; hürriyet bekler 

Şanlı Sakarya’dan masum Nil’e selam var 

 

 

Mısır.. Nicelerine şahit oldu. Geçip gitti, Firavunlar.. 

Minarelerinde ulu nidalar, yankılanıyor "Allah'ü 
Ekber" 

Zalimlerin zulmü varsa, "sevenlerin" Allah’ı var.. 

Nil; hatırlar, Camilere kilit vurulan zamanlar 

Hatırlatır zalimlere zulmünü haykıran meydanlar 

6 Temmuz 2013 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şehid; Çıkar Yüce Seferlere 

 

Güneş; Kına yakmış ellere 
Şehid; çıkar yüce seferlere 
Kara toprak, üstüne yağmış kar 

Akdan ak yürekli misafirin var 
İncitme, kuzumu sar sine ne sar 
Millet için hazır, nice yiğitler var 
Elbet, düşlerdi nice nazlı yar 
Bedeli; kanın. Vatan; sana yar 

 
Ahimesud/ 5 Ocak 2019 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Türk menem.... "Türkmen Dağı" 

 

 

Türkmen Dağı..!!!! 

Ateş kapıyı sardı 
Bir direniş hattı daha DEAŞ belası gerekçesiyle 
kırılmak isteniyor.. 
Oysa hedef daha farklı ve de daha kapsamlı. 
Kerkük için oynanan oyun Suriye de tekrarlanıyor. 
Türkmen Dağı'na karadan girmek için; 
Lübnan Hizbullahı…. 
İran Şiaları … 
Havadan ve karadan Ruslar, rejim güçlerine destek 
veriyor. 
Rus gemileri denizden de abluka altına alıyor.. 
Zira Türkmen Dağı denize 12 kilometre mesafede ve 
denizden de Rus gemileri tarafından füze atılıyor. 





Angara, protesto ve uyarılarla yetinirken başta ABD 
olmak üzere NATO seyirci 

 

Rabim yardımcıları olsun… 

 
Üç yüz yıldır doğranan 
Kolu kanadı koparılan 
Sürgünlerden sürgünlere salınan 
Yurtlarımın yangınında yanan 
Kardeşlerimin kanında boğulan 
Kerkük..Halep...Balkan'da unutulan 
Afrika'da Asya'da Avrupa' da 
Koparılan yurtlarda; “nöbet tutan” 
Gövdeden koparılsa da her parçam 
İsmimin olduğu, yâdımın anıldığı 
izimin bulunduğu her yer vatan 
Ateşlerden ateşe atılan 
Zulümlere savrulan 
Varlığından korkulan 
Sedasından ürkülen 
Gölgesinden kaçılan 
Bin yıldır Haç'a karşı dikilen; 

 Türk: menem 
Bayır bayır yanıyor, harlandı zalim ocak 
Nöbette, direniyor zalime Bayır bucak 
Elli kolu bağlı. İmdat çığlıklarına yetmeyen 





Gardaşın can verişini acıyla seyreden Tük menem 
21 Kasım 2015 
Ahimesud - Angara 



 



 

 

 

 

 

 

 

 

ATEŞLER İÇİNDE TÜRKİSTAN, 

 .................................................. 
Ateşler içinde Türkistan, yakar; harı 
Ne, nasıl soğutur; hangi dağın karı.. 
Esir iller.. Tacizde; canı namusu, arı 
Duyan yok çığlığını ağlıyor zarı zarı 

 

Zalimler için fark etmiyor çağı zamanı 

Saldırıyor dört yandan yılan, çıyanı 

Ateşe atıyor; ineğe tapıp fare yiyeni 

Mümin olmak suç, sarsılmaz imanı 

 

 5 Aralık 2019 
Ahimesud/Alsancak Kırtasiye Fotokopi - Akvaryum 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÂR'a-kan 

 

Ara neresi, ÂR'a-kan 

Yedi milyar; sağır, kör 

Zulüm; ateş, kor 

1,5 milyar bon bon bakan 

“Naf” mi, çığlıklar akan..? 

Patlamış ruhsuz volkan 

2017 vicdanlar kur – Ban 

 

3 Eylül 2017 Ahimersud 

 

 

 

FIRAT'DAKI MAHZUN VATAN DA GITTI.. 


http://necaticavdar.blogcu.com/firat-daki-mahzun-vatan-
gitti/19990602 

 
Ve ... 
Avrupa topraklarımızdaki Tuna nehrinde ki Adakale'den 
sonra.. 
Ana karadan ayrı olarak “başka ülke sınırları” içinde kalan 
Asya’daki bir asli VATAN; Fırat’daki Süleyman Şah da terk 
edildi.. 
Hem de çapulcu tehdidine karşı, kendi ellerimizle yerle bir 
ederek.. 
Ey kansızlar..! 
Yerle bir etme gücünü tehditlere karşı "kahredici" yumruk 

olarak kullanamadınız.. 
Bayrağı sökmek.... 
Yok güvenli yere taşımışmış...! 
Külahıma anlat.. 
Mekke’nin- Medine’nin çapulculara teslimi gibi.. 
Şam’ı Şerif’in 
Kudus’ün.. 
Halep’in.. 
“İngiliz ebedi dostluğu adına” kaydıyla koca Musul’un 
işgalciye ikramı gibi.. 
“Süleyman Şah” ismiyle sembolleşen VATAN, hem de 
kendi kararımız, kendi güçlerimizle “işgal edilerek” kim 
olduğu bile bilinmeyenlere ikram edildi. 
Bunu dünyanın o günkü “devleri” en zor şartlarda Lozan’da 
bile yapmayı akıl edememişlerdi.. 
1915den 2015 ‘e bunu da yaşattınız.. 
Allah korusun 
Gaziantep, Urfa, Hatay vs nereye taşıyacaksın? 
Yangını dindirmek, 
Su içmek için hangi “EŞME”yi bulacaksınız.. 
Sen, o, ve siz.. 
Aklınızı başınıza alın.. 

Yerinden sökmek değil yerinde korumak için varsınız.. 
Geride kalan çöp dahi olsa orayı koruyun.. 
Ve daha güzelini yaparak Bayrağı, söktüğünüz yere dikin.. 
Aksi halde; 
Belki millet unutur, uyutulur.. 
Fakat Tarih ve gelecek nesil “Af” etmez.. 
1996 da Ankara’nın göbeğinde Bayrağın anarşistlerce 
indirilmesinde; 
Zannetmeyin; devletindir, bayrak 
Bayrak; histir, ruhtur, devlet; hadimi 
Bayrak inince; devlettir biten 
Koruyan halktır, halk yücelten 
Yönetim; koruyamaz, bazen indirir 
Halk; sahip çıkar, en yücelere çektirir... 
Zira bayrak; devlet değil, milletin sembolüdür 
Millet; devletsiz durur, bayraksız olmaz. 
Ey devlet, sen koruyamazsan çekil! ... 
O; millet kanındandır, millet; indirtmez 
Buluşmaktayken Gökbayrak’la Albayrak 
Yanan en son ocağı; millet, söndürtmez... “ diye 
haykırmıştık.. 


Bayrak yine bu defa “Devlet” eliyle indirildi. 

“Vatan”, terk edildi.. 
Bu gün 22 Şubat, karakış.. 
1915den 2015 ‘e bir VATAN daha gitti.. 
İş ve vazife milletindir. 
Bu gün olmasa yarın.. 


ŞAH İDİM.. OLDUM MAT..! 
“Süleyman Şah Türbesi” taşındı 
Fırat kenarında uyur, bir Şah idim 
Güç kazanır millet, bitecek zillet 
Beklerdim gelecek; Yavuz, yiğidim 
Uyanır millet, uyandırır Devlet.. 
Avrupa’da kırılan kol, Asya’daki bacak 
Afrika’da sararan gül, yeniden çiçek açacak 
Baş gövdeyle tekrar buluşup, kucaklaşacak 
Umardım yine sedamızı duyan, inine kaçacak 
Beklerdim “Beyaz atlı” bir yiğit; gelecek 
Eyup’da kılıç kuşanıp kanatlanıp uçacak 
Destursuzca bir çırpıda Fırat’ı geçecek 
Ceddini SELAMlayıp, ümranları aşacak 


Beyaz kefenle Şam’da Cuma kılacak 
Kavimler bir bir gelip selam duracak 
Adaleti; huzur.. Celadeti; korku salacak 
Derebeyler; dizi dizi Divan duracak 
Umardım ki esir illerde, bayram olacak 


Selahatdin olup, Kudüs; salah bulacak 
Dağılan/dağıtılan halk, yeniden millet olacak 
“Hadimül Harameyn” şerefini alacak 
Zalime korku, mazlum güven duyacak 
Arkadan gelen Süleymanlara yollar açacak 
Dicle ve Fırat’a vurulan zincirleri çözecek 
Önündeki engelleri aşıp, Nil’e katacak 
Ölümü öldüren iki nehir, bir olup coşacak 
Fırat ve Nil korku bilmeden yaşayacak 
Tunalar, Araslar, Niller, Dicleler,Fıratlar.. 
Kişneyecek bir uçtan bir uca kıratlar 
Cevelan edecek yağız delikanlılar 
Tuna’da da abdest alır Nil’de yıkanır 
Salih amel işler, kötülükten sakınır 
“Selam” taşıyacak cevval elçiler 
Huzura susamış âlemde yankılar 
İkbal; kanatlanıp, duran Asır; coşacak. 

Kükreyecek gençlik bentler yıkacak 
Dalgalanacak muştular, köşe bucak 
Davullar çalınıp, kınalar yakılacak 
Sevinçten Tuna’nın gözü yaşaracak 
Irmaklar, mecrasını bulup akacak 
Yarım kalan hesapları bir bir soracak 
Her ektiğini bin bir başakla biçecek 
Milletin kör talihini kara bahtını açacak 
Karadan ermez ise havadan varacak 
Kovalayıp füzeyle fezada bulacak 
Medeniyette yeni yeni çığır açacak 
Karanlığı delip “Ak çağları” açacak 
Ovaları, çölleri geçip, dağlar delecek 
Setler yıkıp Irmakları denizleri açacak 
Gerekirse armadayı karadan sürecek 
Çok uzak ummanlara yelken açacak 
……………. 
Duyulacak cihanda adı Yezdan’ın 
Anılacak her mecliste yâdı Osman’ın 
Vurulacak fermanlara “mührü Süleynan” 
……….. 
Aslını unutmayacak ŞAH, beklerdim.. 
Gölgelerden korkup MAT, ettiler 
Kırılan kol bacak, sarılır derdim 
Birde imha ederek çekip, gittiler 


Vakar, asalet, hüner vardı şanlı soyunda 
Kükrese de bilinmiyor hangi oyunda 
Belli değil hangi yosma yatar koynunda 
Geziyor; “Siyon yıldızlı” tasma boynunda 
Ne zillet ki dans ediyor “Haçlı” kolunda 
Bir işaret, iz bırakmıyor Kudüs yolunda 
Kaçar mı? Hangi Hakan, hangi Sultan 
Kaçırdılar; Şah’ın ismiyle sembolleşen 
Söküldü tapular; ne iz kaldı ne nişan 
Örtmüyor hiçbir kılıf, de; ne desen 
Dayanmaz yürek, kabul etmiyor vicdan 
Eyvah.! Nedir bu felaket, çektiklerim 
Kaçırdılar, “alameti”, hani Sancağım..? 
Sevinçten sarhoş olup mâlamat ettiler 
Mahşerde de olsa hesabını soracağım 
Zilleti, millete “Zafer” diye ikram ettiler… 
Hani nerde dikilen o çil çil kubbeler..? 
Yıkıp hanemi, “seyyar türbe” icat ettiler 
“Kaçırdık” diye sevinçle secdeye gittiler 
……………. 
Vatanın her taşı bir, hangisi büyük..? 
Yakındı bizim diyar, oldu uzak 
Sırtında yük.. Kurulmuş tuzak 
Kurtulmak mı?.. İmha et ve yık 

Topla tası tarağı, tez elden çık 
Çekilmeyi acizler; şeref sayar 
Kendine anlatır, kendi kanar 
Göremez.. Başını kuma gömer 
Zafer çengisi söyler, kendi oynar 
Şu hale; aşıklar yanar da yanar 
Analar parçalanır, atalar ağlar 
Zalimler kaçmayı saysa da zafer 
Sandukaları gezdirse diyar diyar 
Kirlenir yüz, ne şeref kalır ne ar 
Kaçmayı/yıkmayı sayar da fazilet 
Vatan, hatıra; vermez bir kıymet 
Arar; aczinde, korkaklıkta izzet 
Unutmaz; tarih, kayda geçer zillet 
Üstü örtülse de an olur, hatırlar millet 
…. 
Diyorlar; “Başarıyla terk ettik” toprağı 
Hem de yıktık, yerle bir ettik kutlu otağı 
Ne zannedersin, kırdığın mezar taşını 
Unuttun mu, sildiğin onca gözyaşını 
Hülyalara salan, mahzun çeşme başını 
Hâkimiyeti terk edip başarı aldık 
Vaveyla ile getirdikleri üç sandık 

Kimimiz yandı, kimimiz kandık 
Ervah ağladı, yağmurdan sandık 
………… 
Gerekçesi uyduruk, tam kara mizah 
Sandılar gün doğmaz, olmaz sabah 
DEAŞ vahşetiymiş bütün korktukları 
“ Kobani Kantonu” da muhatapları 
Kimlere teslim etti, koca teşkilat 
Pes edip çekiliyor, güçlü devlet 
………….. 
Unutulmaz elbette söken bayrağı 
Geceler gebe. Bekle; söken şafağı 
Gelecektir Caber’e çeken bayrağı 
Fetret de biter. Gitti; çoğu. Kaldı; azı 
Geçer elbet sonbahar kışın ayazı 
Yaşarsın çiçekli baharı hasatlı yazı 
Söylenir türkün, dinler çalınan sazı 
Boşuna mı bu mazlum milletin niyazı 
Tuna’ın daveti, Dicle’nin çığlığı Nil’in avazı 
……….. 
Sinesinde barındırır yiğit ahfadı 
Sona erecektir mutlak feryadı 
Düğümleri çözüp, açan kapıyı 

Yıkan tuzakları, sakat yapıyı 
Sahteleri yırtıp, sağlam tapuyu 
Gelecektir, kuracak kutlu yapıyı 
Divane; çekme yeter bu gam.! 
Bu gün değilse de gelecek o an 
Tarih şahittir, bekliyor atan 
İstiyor, umuyor kefensiz yatan 

 
Şafak; söker..Ağarır; yeniden tan 
Bir yiğit gelir, Neslimizden 
Geçmişi bilen geleceği gören 
Bileği çok güçlü, aklı eren 
Görülür; hesaplar, yeniden 
Ayrılır; aklar, karalardan 
Dirilir; millet.. Bütünlenir, vatan..! 
… 
Yine Ab-ı hayat verir, kutlu pınar 
Kurudu sanma, dalları kırılan çınar 
Mutlak yeşerir, sararsa da yaprak 
Zannetme; unutulur, sökülen Bayrak 
Caber’e Caber’e yeniden dikilir Bayrak 
Necati Çavdar 
Ahimesut/Alsancak -24 Şubat 2015 


 EVLAT, VATAN .! 

 

Âhh âh... Âhh ki âh.. 

 Sormayın niçin niye 

Yetişir fidanlar ocak yaksın diye 

Nice nice kahraman genç yiğitler 

"Vatan" için kara toprağı kucaklar. 

Anadolumda garip ana, babalar; 

“Evlat” diye o toprağı, avuçlar .. ! 

Yeter ki baca tütsün yansın ocaklar 

Sen, ben sefasürsün; hür yaşasın diye 

Bayrak; dalgalansın, düşmesin yere 

14.11.2016 

Ahimesud/Alsancak 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BAYRAM EDIYORUZ 

 

Bu gün; bayramdır 

Yüreğimiz; yaralı 

Gönlümüz; karalıdır 

 

Dünya; sancılı 

Bölge; ateşte 

Analar; zarda 

İnsanlar; darda 

 

Akıllar, firarda 

 

Silah tüccarları kardadır 

Ah o masum çocuklar 

Yaşlı, kadın,genç zordadır 

 

Evler harap, ocaklar yıkılmış 

İnsanlar; bilinmeze doğru 

…..akın akın yoldadır 

Nice zamandır, 

Bayramlar; karalıdır.. 

 

Gönüller; buruk. Canlar, yanıyor 

Eller; imdat için duaya kalkıyor 

 

 

Halk; kendinden de korkuyor 

Sergerde el ovuşturup, şakıyor 

 

Kardeş kardeşin boğazına sarılmış 

Kötülükte her zirveye varılmış 

Beraberlik hendek hendek yarılmış 

 

Bağdat; karalar bağlıyor 

Kabil; sürekli ağlıyor 

Şam; ateşlerde yanıyor 

Kardeş; kardeşi vuruyor 

Kan; oluk oluk akıyor 

Yakan; “Allah’ü Ekber “ diye yakıyor 

Vicdan; azapta.. Alem; seyre bakıyor 

 

Mazlum çaresiz, kan yaş içinde gözler 

Hali tarif edemiyor; kelimeler, sözler 

Herkes burnundan soluyor 

Silah veren, kimi vuruyor? 

Olan mazlum halka oluyor 

İnsan olanın kanı donuyor 

 Beyaz ihrama bürünmüş, Hacılar 

Saf saf ..Oluk oluk Kabe’ye akıyor 

Dünyamız yangında, zulüm akıyor 

Eline silah alan; birliğe kurşun çakıyor 

 

Kanımız akıyor oluk oluk 

Boğazlanıyor çoluk çocuk 

 

 Nedir, Halimiz, aman Allah’ım 

Seherlerde arşa çıkıyor ahım 

İmamesi koparılmış, başsız kalabalıklardayım 

Akif’in “ah”ında..İkbal’in kahrındayım 

Elbette oynanan kirli oyunun farkındayım 

Baharım, hazan oldu. Feleğin çarkındayım 

Barışa çağırıyor ezanlar 

Kulaklar tıkalı duyan yok 

Kan çağlıyor. Kurban insanlar 

İlahi emre, uyan yok 

Harami; keyfinde oyunda oynaşta 

Müslüman; kardeşiyle savaşta 

Her yerde feryat, figan 

Haneler, boş. Şehirler viran 

Mamureler yerle bir dümdüz 

Karanlıklar içinde gündüz. 

Şafağa hasret, kanlı geceler 

Çığlığa uyanıyor seherler 

Zalimden imdat umuyor sefiller 

Hal ki Divane’nin dayanmaz özü 

Huzura varmaya kaldı mı yüzü 

 Kan kokuyor.. Kurbandan izler 

Gönüller; kırık.. Mahzun; yüzler.. 

Acıyla “Bayram” kutluyor, bizler 

 

Bin bir dertlerle “Bayram” ediyoruz.. 

Ey, akılsız kalabalık, nereye gidiyoruz? 

 Angara/Alsancak 

03 Ekim 2014 Cumartesi.. / 05.30 

https://sairinyeri.blogspot.com/b/post-
preview?token=KVV65UgBAAA.D52wGjYoDSmktfwXlB4P3Q.2hf81F2wF3cC7COu_tNbpw&postId=1322600661402726953&type=POST#!/2014/10/bayram-ediyoruz.html 

 

 

 

 

ÇECEN ANA’YI ANLAMAK 

Ramazan bitti. Bayram telaşı. 

Yıl sonu, yeni yıl. 

Ekonomik kriz .. 

Siyasi belirsizlik. Daha doğrusu siyasetsizlik .. 

Milleti içe kitleyerek dış dünyadan soyutluyor. 

Halbuki kendimizden başkaları da var. Biz o başkaları 
ile biziz. 

Biz görmek istemesekte, dışarıda da olaylar oluyor. 

Bulardan sadece bir tanesi Çeçenistan da yaşanan 
insanlık dışı dram. 

Bu dramla ilgili olarak bir okurum şiir göndermiş. 

Sizinle paylaşmak istedim. 

 

Çecen Ana 

Açın sesini müzigin! 

Milenyum diyorsunuz siz. 

Bilmem kaçıncı bin yıla girerken ayni isimli gazeteler 
çıkarıyorsunuz. 

Dünyanın dört bir yanından canlı olarak yayınlanacak 
eğlenceler tertip ediyorsunuz... 

Alin iste size armağan ediyorum yavrumun katılaşmış 
bedenini. 

Biliyorum liderleriniz uzun uzun yeni bin yılın 
insanlığa bariş, hoş görü, mutluluk ve para getirmesi için 
temennilerde bulunacaklar. 

O aksam, yılbaşı gecenizin tadını bozmayalım diye, 
zaten çarpıtarak yayınladığınız vahşet görüntülerini de 
kaldıracaksınız yayından. 

Yüzünüzü gökyüzündeki havai fişeklere çevirip, 
bizim gökyüzümüzden yağan bomba seslerini 
duymayacaksınız bile. 

Sizin gökyüzünüzden yağacak ışıklar ile, bizimkiler 
arasındaki farkı bile anlayamayacaksınız. 

Size kahkaha sarhoşluğu, bize ölüm getiriyor ateş 
yağmurları. 

Kiminiz karınıza, kiminiz çocuğunuza, kiminiz 
patronunuza, esinize, dostunuza, oğlunuza, kızınıza 
hediyeler alacaksınız... 

Alin iste, ben bütün dünyaya armağan ediyorum 
oğlumun cansız bedenini. 

Din adamları kutsalliğa dair ayetler okuyacaklar, 
inancısızlar hümanizmden bahsedecek biliyorum... 

Ve hatta, en barbarlarınız bile o gün kan içmeye ara 
verecek... çocuğumun kanının tadını hissetmemek için 
şarap, votka içecekler biliyorum. 

En son ne zaman sarıldınız çocuklarınıza bilmiyorum. 

Ama bu benim son defa sarilisim evladima. 

Daha dogru dürüst oyun bile oynamadan elimden 
alanlara kahretmek yetmiyor. 

Söndürmüyor icimdeki yangini. Size, kosa kosa, sen 
sakrak yeni bin yila girerken sarkilar söyleyen kitlelere 
hediye ediyorum minik yavrumu. 

Karla karisik mermi yagdi mi üzerinize? 

Soludugunuz havanin kimyasal silahla katistirilmis 
oldugundan endiselendiniz mi hic? 

Bastiginiz yerde mayin cikmasindan tedirgin olup, 
ictiginiz suyla zehirlenmekten cekindiniz mi? 

cocuklariniz oyun bahcelerinde dadilar esliginde 
gezinirken, kolu kopmus bir cecenyali cocuk gördünüz 
mü? 

Seslerini yukseltin muzik setlerinizin... 

Görüntülerini hizlandirin televizyonlarinizin. 

Havai fiseklerinizin sayilarini arttirin. Daha cok icin, 
daha cok sarhos olun. 

Gözlerinizi kapatin... Bakmayin resimlerimize, 
görüntülerimize... 

Ama eger görürseniz elimde oglumun cansiz 
bedeniyle duran resmimi, kacamazsiniz artik. 

Size armagan ediyorum yavrumu! 

Vicdanlariniza bir bicak gibi sapliyorum iste... 

Savaslarin hicbirini cocuklar cikarmadi, anneler 
cikarmadi. 

Acinin cogunu cocuklar cekti, gözyasinin cogunu 
anneler döktü. cocuklariniza gösterin cocugumun resmini. 

Annelerinize gösterin benim göz pinarlarimin 
kurudugu bu resmi. 

Ölümün en uzak durmasi gereken günahsiz bir 
yavrunun ölüsünü 

armagan ediyorum yeni yil hediyesi olarak cagdas 
dünyaya. 

Bu kaskati beden, düne kadar korksa da ölümden, 
evlat gibi kokardi. 

Gözüm gibi bakar, üzerine titrerken yagdi üzerine 
ölüm. 

Planlarini kurdugunuz bilmem kac bininci yilda ona 
yer yokmus demek ki! 

Kurguladiginiz gelecekte cecen bebelere yer 
acmiyorsunuz madem, 

alin iste gözünüze sokarcasina uzatiyorum yavrumun 
ölu resmini! 

Hadi durmayin sevinin. Planlar yapin milenyuma 
dair... 

Gece eglenceleri icin randevular verin birbirinize. 

Hicbirini yapmasaniz bile, dünyanin bir yerinde aci 
ceken, ölen, aglayanlari unutacaksiniz biliyorum. 

Dogan her gün bir dogumdur savasi yasayanlar icin, 
bunu bilmezsiniz siz. 

Batan günes ölümün habercisi... 

 Ölüm en cok gece kusar üzerimize... 

Bebelerimiz en cok rüyalarina girmesinden korkarlar 
düsmanlarin. 

Yeni yil gecesi siz atarken suh kahkahalari, ben 
oglumun kaybolan sicakligini arayacagim soguk 
siginaklarda. 

Ne duruyorsunuz?!! 

Acin seslerini müziklerin... Eglenin, cosun, yiyin, 
icin. 

Kapatin gözlerinizi, bakmayin resmimize... 

Görmeyin ölümün fotografini. Bebegin ölümünü. 
Masumiyetin ölüsünün. 

Inancsizlari, vicdansizlari, körleri anlarim. 

Ama dualarini bile esirgeyen inananlara da armagan 
ediyorum bu resmi. 

Imanin en zayif tepkisini bile gösteremeyenlerin 
vicdanlarina sapliyorum hancer gibi. 

Isterseniz bakmayin bu resme. Yaziyi da okumayin. 

Kapatin gazeteyi. Saatinize bakin. Sonra takvime... 

Kac hafta kaldi yeni yila? Tatil kac gün? 

Iki mi, bir mi? 

Sarhoslari alacak mi yine resmi devlet arabalari 
meyhane önlerinden? 

Peki evladimin cansiz bedeni hep kucagimda mi 
kalacak böyle? 

Yüreginiz yetiyor mu bakmaya minik yavruma? 

Kalbiniz tasiyabilecek mi anlatacaklarimi? 

En iyisi bosverin siz. Yükseltin müzigin sesini, 
siklastirin adimlarinizi.. 

Kacin... 

Kendinizden kacin, vicdaniniza bir siginak bulun. 

Kabul edemeseniz de benim yeni yil armaganimi, 
saganak gibi yagacak bebegimin cansiz bedeni gecenize! 

 

 

E M I N M I S I N ? 

 

Emin misin? Yagmurun birgün kesilmeyeceginden, 
hic bitmez görünen 

hayat irmaginin birgün kurumayacagindan, seni alip 
diyârdan diyâra 

gezdiren rüzgârin duruvermeyeceginden? Emin 
misin? Hep atan yüreginin 

duruvermeyeceginden,gören gözünün hep 
göreceginden, duyan kulaginin 

hep duyacagindan? 

 

Emin misin? "Ben olmazsam olmaz" dedigin islerin 
asla sensiz 

yapilamayacagindan, sen olmazsan dünyanin 
duruvereceginden,< 

seslendiginde titrettigin sandigin su daglarin hep 
emrinde 

olacagindan? 

 

Emin misin? Sana uzanan ellerin hep yaninda 
olacagindan, yüregini 

verdiklerinin birgün sirtlarini dönüp 
gidivermeyeceginden? 

 

Emin misin? Emaneti bir gün sahibine gönül 
rahatligiyla 

verebileceginden, 

gönlünün icindeki putlari bir bir yiktigindan, mahser 
günü 

utananlardan 

olmayacagindan? 

 

Emin misin? "Cennetlere götürün beni" dedigin yolda 
giderken arkada 

gözü yasli bir gönlü kirik birakmadigindan ve o 
gönlün seni Hakk 

divaninda tutmayacagindan? 

 

Emin misin? Daglarin, taslarin, semâlarin birgün 
senin arkandan 

aglayacagindan. Nefs ve seytana hadlerini 
bildirdiginden? 

 

Emin misin? Elest meclisinde imzaladigin anlasmaya 
bir ömür sadik 

kalabildiginden, Allah (cc)in sevdigini sevip, Onu 
bütün kalbinle 

sevebildiginden??? 

 

Emin misin? Boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan 
hakkini alacagi o 

günde; baliklardan kuslara,agaclardan güneslere 
üzerindeki mesajlari 

okuyup anlamadigin yaratilmislarin senden sikâyetci 
olmayacagindan? 

 

Emin misin? "Sana bugünü haber veren ve hazirlik 
yapmani ögütleyen 

bir uyarici gelmedi mi?" ilâhî beyanina maruz 
kalmayacagindan? 

 

Emin misin? ihlâsla büyütüyorum dedigin amel 
agacina, gösteris, kibir, 

giybet ateslerinden bir kivilcim dahi 
bulastirmadigindan? 

 

Emin misin? Sana hep acik duran ilâhî kapilarin 
birgün 

kapanmayacagindan ve sasirip kalmayacagindan? 

 

Emin misin? ilahî rizayi uzaklarda ararken, 
yanibasindaki yetim 

cocugun gözlerindeki isikta,oksamayi bekleyen 
saclarinda sakli 

olmadigindan? 

 

Emin misin? Ebedî kurtulus recetesinin cöllerde 
kalmis su kurak 

gönüllere tasiyacagin suyla yazilmayacagindan? 
Karanligin icinde 

kaybolup giden cigliklari duyabildiginden, 
yüregindeki isiktan 

baskalarina da verebildiginden? 

 

Emin misin? Güzel bir hayat yasadigindan, 
yapabilecegin herseyi 

yaptigindan? 

 

Emin misin? Bütün bunlar icin bir daha firsatin 
olacagindan? 

 

Sahi emin misin? 

 

emin olmanin duasiyla! . . . 

 

 

hersey ama hersey gönlünce olmanin dilegi ile 

 

 

Yardim etmede akar su gibi ol, Sefkat ve merhamette 
günes gibi ol, 

Baskalarinin kusurunu örtmede gece gibi oLLl, 
Hiddet ve asabiyette ölü gibi 

ol, 

Tevâzû ve alcakgönüllülükte toprak gibi ol, 

 

Hosgörülükte deniz gibi ol, 

 

Ya oldugun gibi görün, 

Ya göründügün gibi ol ! Mevlana C.Rumi 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

C:\Users\Necati\Desktop\şiirden\Yeni kitaplarımız NÇ\GÖKBAYRAK\Gökbayrak için Necati Çavdar.jpg


ŞAİRİN Yeri Necati ÇAVDAR

GÖR




ŞAİRİN Yeri Necati ÇAVDAR

VAN NAME, HAL NAME




 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgGzQwAhRtleHd4ZkLDv85a2y49gvJ0DUMcIX3tJOgui2YVTtmwg4TDeCyhgMGeVI1Dy0UvKNbAKkcIUPb3fRd3RjofS2UL-BSMCxKB5HAZ_hJXWSEiYVyrYMK1pR1RWHE7cEWIQg/s1600/CIMG7446.JPGhttps://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPBS1y1hKxrRqITeqRomEI_RL3CeJlZ0sTGVFW54bUjK66wAedbFrLC1YEPF9ctdbqF2oaVwAboIMNMld1XPcGiH9WJJZUbDtgI-9_bthI6Gj9bO9mLUMPp_36tWBW-yraX7WImA/s200/CIMG7439.JPG

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

VAN’NAME HALNAME

 

 

 


19-20 Eylül 2011 günlerinde, 

Yeğenlerimiz; Muhsin, ablası Sultan ve Boğazkale'den Bekir Uzluzman dayıları ile Van ve Erciş'de idik.

30 yıl sonra tekrar geldiğimiz  bu topraklarda gördüklerimiz ve duygularımızın bazılarını ;

“VAN'NAME HALNAME “

 adını verdiğimiz çalışmamızı    paylaşıyoruz. 

 


VAN ve ERCİŞ gezimizden kameramıza takılan görünümlerden kimi resimleri de sunuyoruz..

 

 

 

 

 

 

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgHrrrIAf7xv6UhQJtxAowTGlAH-v5f2NPYYGS1BoI4M2qY7WyKVADiBzZKOpc_O169_5Z6rNEOSX27QdnzA3DesEXavu900HiBVJrIS0cevAvLF-ae5KTpjyGL_b5jR74fayUnmw/s320/CIMG7380.JPG

 

 

 VAN’DAN NOTLAR:

Havaalanı

İşte deniz

İşta Van…

Bindiğimiz taksi ,

 

Merkeze paralel, kat ediyor

Bir uçtan bir uca şehri

 Derler ki taksiciden al haberi

Öyle yapıyoruz çaktırmadan

“Başkan AKP’den idi

Götürdü 352 trilyonu

Bizde karar verdik Bağımsıza..

Şimdi başkan, BDP’den

Yardım alamıyoruz ki iktidardan”

 

 

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhDPsjV-r88Z9RfAtxoe44H8NR4QD9f2b0823TO9lx2nbpdSzZz0qTByW_WhQjibEtf997stE4wojuGlvhD96ySMd3YZj6WlLnsnZljSafu6ulQXZcLpV91VS1ox-7QInsfpw-ipQ/s320/CIMG7370.JPG

Bekir ağa,12 Eylül’den tecrübeli

Atanmış belediyeci.

Başından geçeni hatırlayıp

 itiraz ediyor;

Hele de var mıydı yiyecek para?”

 

Olsa idi olurdu Van’da saracak yara

Çok laf ederler, insan düşünce dara

 

Geçip Akköprü’den

 Selamlıyoruz bilmediğimiz mezara

İnsanlar gidiyorlar yandaki pazara

Vardık nihayet ilçelere yol veren Otogara..

….

Erciş’e araç var.

 “Bekleyin az hele..”

 

Dolmuşta..

Sessiz, yolcular..

Kimse konuşmuyor..

Selamdan çekiniyor.

Bölgenin genel psikolojisi mi?

Bilmem..!

Yerliler..

Görev icabı “Şark hizmetine” sürülenler.

Ki mide bizim gibi “mecburen görülenler..

..

Bir genç kız..

Kitap, okuyor

Daha önce yoktu, kalemden bir iz

Takdir duygusu, boğazımıza kilitlenip,

Göz ucuyla bakıyoruz kapağa..

Yazıyor kitap da;

“Gecenin İzleri”

Yazarı okunuyor:  Nicholas Sparks

 

Çalıyor:

“Ah babam olsaydı” Ankaralı Namık’ sesinden

Van’dan denizi öperek Erciş’e  koşuyor  minibüs..

 

Denizde ışıltılar… Yansıtıyor:

Van’ı sevip terk etmeye kıyamayan güneşi..

Kedisi tek renk bakıyor,yeşil  gözler şaşı

Evet, kafesinde  Ercişe yol alan Kedi..

Şaşırtıyor göreni, şaşırtıyor bizi

Diyor, sahibi genç kız:

“Bulamadım, aslını ,

Aldım Van’dan melezini”

 

 

 

 

 

"ŞARK MESELESİ “

Ağam mesele seninle benim değil

Derler ki mesele  "şark meselesi “

Bak atan ne diyor toprağa eğil

Biz kan döküyoruz, doluyor kesesi

Kan döktükçe artıyor zalimin neşesi

…………

 

15’den  beri yüreğimizi yakan;  “şark çıbanı”

Öyle bir vurgun ki

Anlatması, ağıt..

 Susması, destan…

Göz, lal

Dil, lal

Yürek, lal

Bir hüzün anıtıdır, Van Kal ’ası

Rüzgâr anlatır o dinler

Deniz anlatır, o susar

Yarası açık, umudu kaçık…

 

 

 

 

 

 

 

SEVDA YÜKLÜ SILAM

Neyle vurulmuş, sevda yüklü sılam

oysa ...

her dem "gül ekmek" ti işi “barış” için

 

Elemlere terkedilmiş,  kapatılmış pencereler

Çarşaf gibi serilmiş, dingin sularda

 Aksimizi gören yok

Şu çalkalanan denizde, heybetli dağlarda

 Kim ah eder bilen yok

Yakamozları gören yok

 

Tüm zalimler öyle yapar ya

Ağaç, mabet, insan ayırmaz

Medeniyet izi kalmasın diye

Tüm şehri yakarlar

Zamanında “kahpelikle” yakılan bu şehir

Şimdi ihanetle yangınlar içinde

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

EREK DAĞI’NIN DUMANI

 

Erek Dağı’na çöken dumanı

Zalim felek vermez âmânı

Katillerin olmuyor dini, imanı

Sapık düşüncelerinin esiri,

Savaş baronlarının kiralık katilleri

Bilmiyorlar, anlamıyorlar…”İş”leri

ABD, İsrail savaş sanayinin finansörleri

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AĞLA

Tebriz caddesinden geç de ağla

Süleyman Han camine çık da ağla

Hüsrev paşayı gör de karalar bağla

Gün olunca Tatvan’dan bak da  ağla

Tan zamanı Erek’ten gör de ağla

Kan kokuyor, toprağımız

Temizlemiyor soda denizimiz

Toprak kandan kına olmuş

Başına kandan kınalar yak da ağla

Yönünü çevir Kıbleye,

Kalbini, gönlünü Sübhan’a bağl

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KATLEDİLİR

Şuracıkta ki geminin kırık yelkeniyle

Okyanus da giden arasında ne fark var?

İkisinin de düşmüşse bir yıldız peşine

Ay ve Zühre…

Gemici… Umut… Korku aynı değil mi?

Tahir, ne arar?

 

Züleyha…

Leyla gibi bakan göz

Zalimlere teslim edilince alın yazısı

Mecnun’dan habersiz katledilir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİLSİZLERE EMANET,  SEVGİNİN DİLİ

Eşkıya yakmışsa kin ateşlerini

Analar…

Kaybediyorsa çocuk ve eşlerini

Emperyalist soyguncular,

Bu dağlarda gösteriyorsa dişlerini

Açmadan kuruyorsa bin bir çiçek 

 Her bahar yağmurları, sulamadan geçiyorsa

Oysa..

 Gitmeyi bilmez bu topraklara bir kez âşık olan

Bedeli can olsa da Alpaslan’a verilen söz var.

Sübhan'ın şahit olduğu taa o günden beri

…….

Dilsizlere emanet, sevginin dili

İnsan yerine taşlar konuşuyor  

Haykırıyor Ferhat’ın feryadını

Şirin’ine ulaştıramasa da sesini

Erek dağında ağlaşıyor, keklikler

Dilini çözemese de insancıklar

 

Vatan, mezbaha sanki  hapis kem gözlerde

Turuva atları dolaşırken bayırda, şehirde

Dağlarım, vurgun yemiş sevdaya döner

Ey uzakları gözleyen mahzun şerefeler!..

Halden anlayan dilden söyleyen bekle

Yeraltında inleyen sesi duyan yok

Okuyan yok halnamemizi…

…. bilen yok ahvalimizi

 

Suyla değil kanla yıkanıyor kefenler

Zehirle boğuldu deniz, ırmaklar

Ateşle dövülüyor dağlar, ovalar

Söndürülüyor sevgiye filiz veren umutlar

Kin pompalanıyor hayata her sabah

Kan içiliyor kristal kadehlerde her akşam

Geceler bitmiyor..

Gün olmuyor, tan batmıyor

Sökmüyor, şafak

Ağlaya ağlaya yorulmuş

…. bülbüller, ötmüyor,

Kanatları yolunmuş

…. kuşlar başka diyara uçuyor

 

Yad ellerden eser zehirli yeller

Şehla bakışlı ceylanlar firar etti

Kana bulanınca işlemeli mendiller

Sevgiyi kurşunluyor, silahlı eller

Teslim olmuş akıl, zampara ütopyalara

 

OLACAK ELBET GÜLİSTAN

Ezan sesi arıyor, viran mabetler

Aynı sevdalarda buluşmak için

Yan yana erişmek için

Susması için aykırı müziklerin

Kapanması için küfreden ağızların

Sarhoşların ayılması

Kahbelerin ayrılması için

Kudurmuş kan içicilerin..

Ezan süresince "insan" olması için

Karanlığına gömülmesi için Hac'ın

Kimliğini hatırlaması için piçin

...........

Ağlayan kınalı kekliklere

Ebabiller yardıma gelir mi bilmem

Gönül bağını kurar mı bilemem

Fakat…

Sana diyorlardı, mazlum

Gelen gün, zalime hüsran

Gönülden gönle akan

Şefkat, merhamet çağlayan

Işık hızında evreni saran

Sensin medeniyet kuran insan

İnşa edebilecek sadece sen

Sende, kaynak sende irfan

Olacak elbet gülistan

Dikiliyor fidan…

….

 Ne düşler, ne hayaller görürüm

Şu denize dalıp dalıp bakanda

 

 Hayal değil gerçekleri görürüm

Şu kaleye gelip, burca çıkanda

 

Gülistana erersin, bunu umarım

Karanlıklar gidip güneş açınca

Zira..

Medeniyet ışığı; hep doğudan doğar

Yüz yıları esir alan Batı karanlığını yırtar

Devran, dönmek üzere

Dünya döner de

 Medeniyet meşalesi sabit mi sanırsın?

Muştusu bugün, zevali yakın

Çöküyor batılın gücü

Biz görmeyiz, amma

Habercilerin çığlığına bak

Tan ağırmakta

Sizler göreceksiniz, “gül vaktini”

Zaman,mekan  çekiyor sizi

Varacaksınız gülistana…

Boşa değil “bahar” temizliği,

Boşa değil batıdaki boğaz sıkıntısı

….

Yeşerecek bağlar, bostan

Olacak elbet gülistan

Dikiliyor fidan…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BORAN İLE VEDA

 

 

 

 

 

Kalenin saklı ruhundan

Boran ile birlikte ayrıldık.

Vatan yapan ataya

Binler dua gönderip

 Sırrımız da kalan hadiseleri..

……… rahmete uğurladık

...............

Hazin hazin bakıyorum eski hatıralara..

Derdimi döküyorum kara satırlara

Kimse bakmıyor ortak hatırlara

Şahidim ağlayan bulut, sağanak 

Rahmet.?

Can verir, karalar bağlayan dağlara

………….

 Ey şura da, bura da gezen şaşkın kişi!

 Şu karşı ki dağlara çıkan

Ovalarında  tefekküre dalan,

Hale ağlayan ilk kişi sen değilsin!

Bu sular.

Bu çiçekler..

 ne insanlar gördü bilsen,

Kendini ilah zanneden Nemrutlar..

Sağnak sağnak rahmet olan

Peygamberler…

Davutlar

Nice evliya,

  Şanlı gezgin; Çelebiler

Gziler,

 Şehitler

Sultalar sultanı Süleymanlar

Nice hal adamları,

 edep timsalleri akıp gittiler

Kimileri de senin gibi, bön bön  bakıp gittiler

Kimi  “Içkın” deyip, kimi “rebez” peşinde koşup gittiler

………

Kim sordu kim dinledi

Bu surlar, ne surdu?

Burası gaziler, şehitler yurdu.

 

Şu şehir, yüz binlik kurban

Medeniyet, ne var ise yanan

Burası emperyal hayallerin son bulduğu

Burası Moskofa kılıcın çekildiği

Ermeni’nin her şeyi yaktığı yerdir

Burası Sultanlar Şahı Süleyman'ın emanetiAlpaslan'ın otağ kurduğu yerdir

Burası Hac’ın karanlığını Hilal’in yırttığı yerdir.

Burası gazilerin gezdiği, şehitlerin yattığı yerdir.

 

Burası batı ve batıl akılsızlığının kör ettiği

Medeniyet güneşinin aydınlattığı yerdir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“NÖBETÇİ“

 YA DA

 ALEM-I  “ İSLAMI’N MEZAR TAŞI”

 

 

 Kaleden bakınca, tam karşıda..

Ecdat yadigarı Akköprü’nün “ak”lığına inat, Toprak Kale’nin karalığına bürünmüş..

Güneş doğarken başını kaldıran Van şehrinin tam karşısına gelen..

Adeta..

“Allah, seni yanlış yarattı” diye “Hak”ka bühtan eden “

Kürdün alnına yazılan

“Ne mutlu türküm” denen milleti bölen

Tahrik , tahrikten öte ihaneti gördüm ..

Bölücülere zemin oluşturan , koz veren  “insanı” değil kör kavmiyeti öne alan “zulüm devri”

İmaları..

MİNARE

 

 

 

 

 

Yıl 1979..

 

“0 Gelir Bana” şirinde ;

 

“Kalenin ucunda bir yırtık bayrak,
Parçalanan benim yüreğim, değil bayrak..
Kara bulutlar dolaşır vatan sathında
Vadi derin, güneş ufuk sırtında
Sanki Hoşap suyu kıvranır bana
Ben giderim, o gelir bana
Ötelerden yük taşır gelecek zamana
Vatan satanlar kelepçe bana
Çünkü dünya riyakardan yana
           “

 

 Diye haykırdığımız zaman diliminde…

Yüksekova’dan “kelepçeli” gelip, üç gün zindanda yattık.

Ertesi gün Komando Gurup Komutanın ifadesiyle, “Yaslı gittik, şen geldik”

 

Akdamar adasını ziyaret etmiş. 

 Kainata akşamın şalı örtülmek üzere. 

Bir ezan yükseliyor; dünyaya , arşa.. 

Dinliyor ve o günkü duygularımızı  DİVANE mahlasıyla  ve ÇIĞLIK isminde ki kitapla yayınladığımız “Ezan” şirinde kaydetmişiz.

. İşte  o kayıtan bir bölümde :

" Bir akşam ezanı Gevaş  önünden.. 

Ya  Rabbi.. O ne haz, o ne lezzet aman..! 

Sanki çıkıyor Habeş-iBilal Hançeresinden 

Kainat susmuş; geliyor Resul Mescidi'nden 

Kara, su, hava,  ne varsa olmuş; bir 

Her şey tesbihte, Allah, bir.." 

demişiz. 

 

Ve Van’ı geziyoruz

 Kale’ye çıktık..,

Kat kat kale.

 Tamam zemine iniyoruz diyorsunuz, kendinizi bir başka dehlizin damında buluyorsunuz.,

 

 

Rus işgalinde hançerlenerek yaralanan VAN..

  Rus ve diğer Haçlı istilacılara kiralık katil olarak tutulup, 
Anadolu'yu boğmak isteyen  Ermenilerce kadın, çoluk çocuk demeden ev bark ne var ise. Cami, mabet tüm kültürel varlıklar yakılmış.

Şimdi görünen manzara, yakılan bir medeniyetin izleri..

Yıkık camiler, hanlar hamamlar.. Şerefeleri kopuk, camisi yerle yeksan edilmiş minareler.

Sivil mimariye ait bir şey kalmamış… Ne var ise Ermenilerce tamamen yakılmış.

 

Kalede güneye bakan yamaçta bir kaya kütlesi.

 Kayada   “Urartulardan kalma “ermeni” eseri denen yazılar mevcut. Eski eserleri koruma adına “demir kafes ”içine alınarak muhafaza edilmiş,

Fakat..

Kalenin önündeki Türk –İslam kültürüne ait eserler mahzun.

İlgi yok. Tabiatın insafına bırakılmış.

Kalenin zirvesinde bir minare..

Ermeni zalimlerince  yakılan  Van şehrinin, "Şahidiyim" diye direnerek 
ayakta kalmaya çalışan ecdat yadigarlarına ilgisizliği görmüş, .. 

Van Kalas’ında  tıpkı o günkü şartlarda ülkemin  durumunu ortaya koyan; 
 camisi yakılıp, şerefesi yıkılmış, kaidesi  oyulmuş minarenin mahzun haline inat  bir kayada ki Ermenilerden kalma " bir  kaç harfi" korumaya alarak gösterilen alakaya da üzülmüştük. 

Ancak  Gevaş ‘da okunan ezana ve  “alem-i İslam’ın mezar taşı “denecek kaledeki  yakın tarihi yad eden ve geleceğe taşıdığı mesaja  inat, cemaati olmamasına rağmen Akdamar'da  "çan çalınacağı" aklımıza  gelmesi şöyle dursun, hayal ufuklarımızda  dolaşması mümkün değil idi 

Evet O minare ..

Çevresindeki cami ve küllüye dahil her şey, yakılıp, yakılmış.

Tek başına “nöbetteyim” der gibi hala ayakta.

Ancak..

Şerefesi dâhil yarısı yıkılmış ve böğrü deşilmiş, kalınca bir minare.

Evliya Çelebi şahidi, Sultan Süleyman  emaneti,  bu minare, bana her yerinden saldırıya uğramış, gençleri sokaklarda bir hiç uğruna öldürülüp heba edilen ülkeme benzer geldi.

Sanki halin tercümanı gibi. İçerden dışardan saldırıya uğramış ülkemin, milli değerlere kıymet vermeyen yetkililerin umursamazlığı, milletin öz değerlerine sahip olmasına rağmen bunu  aktive edememesi halinin timsali..

Ve şu haliyle bile istikbale ümit veriyor.

Buradayım ve

 “NÖBETTEYİM ..”

Ayaktayım der gibi

Yıkılmak üzere ama  milletin kendine geleceği, yeniden medeniyet inşa edeceği günü görmek için direniyor.

Yeniden gülistana ermek için direniyor..

Bu minare bana bu duyguları ve  onun  tabiatın haşin tavrına milletin  içinde bulunduğu hale, yetkililerin umursamazlığına karşı  direnişi umudu  da verdi.

“Nöbetçi “  ya da “alem-i   Islam in mezartaşı”

Yakan bağrımı, delen kalbimi

 Kaledeki hüzünlü minare

Memleketime benzerdi..

Haykırıyor;

Sarmış sağı solu

Daralmış ihanet çemberi

...........

Manzara bu.

 Hal, acı.

Fakat..

Umut..

Demiri eritecek Hz. Davud gerek

Tebriz’e yol açacak Süleyman han gerek

Gel kardeş, Horhordan içek

Haydi, sırra erek

Anlayana neler neler verecek

…Kaleye  girek

……

Bu gün bir başkadır,   gül kokan dağlar
Sümbül, solgun, analar zarda,  bülbüller ağlar

Kuzular katlediliyor, silamın koynunda
Nefret  ateşleri yanıyor  babaların bağrında
.................

Afyon içirmişler bizlere, sarhoş gideriz

Bu gafletten uyuyanmadan batağa gideriz.

Kurtuluş vardır elbet hep söyler dururuz

Ümidimiz  var.. Sevdamıza ereriz

Ne ki, derdin dermanı Yar’a yöneliriz

…….

Temizler mi, van gölünün sodası?

Tek müşterek ses, tevhit sedası

...................

İşte Tebriz caddesi, Süleyman gerek

Süleyman yok.. Kim gidecek

Birliği tesis için, Selahattin Eyubi gerek

 

Ötüyor Erek dağında kelikler

Dağlar kan çağlarken onu

Kim dinleyecek

İnlere yuvalanan hainleri çıkaracak

Kılıçaslan gelecek

Şu kalenin her yerinde  ne sırlar gizli

Dağların sır vermez, adetten belli

Hali okuyan,anlayan gerek

 

Duyacak, anlayacak feryadım benim
“Yüz üstü” sürünme, “ayaya kalk”, gün senin

Artık gülme sırasıdır Dicle Fıratın
…….

Anlatıyor dokuzyüz onbeşin kara gününü

İki Nisan dokuzyüz onsekizi dününü

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

UÇUN 

 

"Nice Ateşler Gülistan Olur"

 akıl başa gelince

Ders çıkarılır, ibret alınır da

nice şerler hayr olur

 

Ya Rab, bize halis niyet, akıl ver

"Her kışın bir baharı,

 her gecenin  bir aydınlığı var

 

Sanki

 

 Yıkılmış ve yakılmış mamureler,

 “Alem-i İslam'ın mezar taşı”,

İnsan olanın sızlar, bağrı başı

 

Yıkık minaresi, mabedin bize zül gelir

İnsafı imanı olana türlü türlü hal gelir

Verdiğimiz selama, nice sedalar gelir

……………

Medeniyet için kazmayı vurmuş buraya

İlk gelen tapluluk, mühür basmış Anadolu’ya

…………………

 

Bildiğimin kimini açıkça yazdım

Kimi sırları, hecelere kazdım

 

………………

Güneşin terk etmeye kıyamadığı şehir

Nice çileler çekti,  gördü nice kahır

Doğacaktır, alemin beklediği tan, zahir

 

Bekler mi Tilki tepeyi  mekan tutan  bir mahir

 

Bir mahpus gecede, tilki uykusunda

Düşündüğüm hülyalar,  gördüğüm rüya

Kim bile, kim anlaya kim duya

Karalara sır, yazdım kağıt yerine suya

……

Bentler yıkılır sular aslına gider

Medeniyet kuran, yine inşa eder

……………..

Şamran Suyu'nu taşır yalaklar

Horhoru’ ne bilsin yalaklar

 

Sade Şamran değil

Akardı zalimlerin akıttığı insan kanı

Kendini ilah bilenler, alırdı mazlum ahı

……

Van kalesi anlatıyor, dinliyoruz

O gün bu gün mazlumlarla inliyoruz.

………………………….

İnliyoruz, şu çimlerin kapladığı hayat dolu şehre bakıp

Ne var ise yok etmişler toptan yakıp

Çizgi çizgi sokaklar, yol yol cadeler

Viran olmuş yapılar,  boynu vurulmuş, yanı yıkık minareler

Unutturulmuş, hafızalar silinmiş

Fakat hadise her şeye sinmiş

Kazınmış yangın, külleri her yere binmiş

Katliamki.Anlatmak zor.

Deri kaşınıp, yaradan öte kansere dönmüş

 

Moskof seyretmiş, İngiliz cesaretledirmiş,ermeni emmiş

 

Mezalim ne, soykırım olmuş

İnsanla doymamışlar kan içiciler

Ev , han , hamma, camii ne varsa  yanmış..

 

……………

 

 

 

UMARMIYDIN

 

Sanki Akif, Kırımlı Müslüman ağzından Hilafet başkenti İstanbul’u değil de yakılan Vanı’ ve şimdiki manzarayı, bana  anlatıyor…

 

"Umarmıydın ki; mabedler, ibadetlerden yoksun olsun

Ezanlar arkasından ağlasın bir nesli meyusun

 

Umarmıydın, cemaat bekleyip durdukça minberler

Dikilmiş dört direk görsün serilmiş bir yığın mermer

 

Umarmıydın; tavanlar yerde yatsın rahneden bitap

Eşiklerde yosun tutsun örümcek bağlasın mihrap

 

Umarmıydın; o taşta devrilen, bünyan-ı mersusun

Şu viran kubbelerden böyle son feryadı dem tutsun"

 

Zulmet sardı dağları

Denizi, ovaları…

Halimize ervah ağladı

Rahmet olup, düştü Van'a

 

 

İstedik kaleye varalım

Ervah ile hem hal olalım

Ne olmuş, anlayalım bilelim

..........

Hakanı yok

çadır yırtık

Lime etek

Otağın direği gitmiş

.............

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm ll

 

 

EMRAH’I  ANMAK VARMIŞ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AĞLAYAN GÜZEL GÖRDÜM

 

Ağlayan bir güzel gördüm

kalbi temiz, ruhu pak

İman abidesi nineler

 

Yüreği kara, kalbi yara

Millet birliğine

Millete ters adamlar gördüm

 

gönlü aşkında, 23 yaşında

Devrin Şah Abbas'ına kul

Zulme esir,

hiç laf etmiyor tesir

Gönlü yaralı

Bahtı karalı bir güzel gördüm

 

Erciş’te aşkına ağlar bir Selvihan gördüm

Cehalete esir, kadere boyun eğer buldum

"Buralar böyle", bu iş  “zulüm se zulüm

Elimizden bi şey gelmiyor” diyen çaresizler gördüm

 

Atom hızında buluşmaya göz kapatıp

Seveni "töreye" kurban edenler gördüm

Aşkına yanıp kavrulanlar gördüm

“Kader!...” diye zulme boyun eğenler gördüm

 

Van denizi durgun, yorgun mu bilmem?

Mehtabı solgun, hasta mı bilmem?

Saf ve mahsun,  aşkın yası mu bilmem?

Sanki Süphan,  başında siyah tül gördüm.

 

.............

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SELVİHAN GİBİ

 

Gülüstan olur mu gönül

Şah abbasın yaptığı gibi

 

Selvihan misali, Emrah'tan uzak

İdeoloji tertemiz sevgiye tuzak

............

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

EMRAH’I  ANMAK VARMIŞ

 

Bir garip yiğit

Atom hızında sevgiyi seçip

çok masraf edip

Kaftan kafı aşıp,

Bulutlar üstünden uçup

Kader. Ercişin suyunu içip

Emrah'ı anmak varmış

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SEVGİ DAĞLAR, ENGELLER DİZİ DİZİ

 

 

Atom hızında coşan sevgiyi

Kesecek ilaç mı vardı

Araya APO denen zalim girdi

 

Bulamadık kılavuzu bir izi

Esnafı, imamı şeyhi götüremedi bizi

 

Sevgi dağlar, ,engeller dizi dizi

Laf kar etmiyor,  dinlemiyor sizi

 

Aslında seviyor, düşünüyor, kızı

Sevgiye engel içinde büyük sızı

 

Apo Akın, diyor; “Nasip , kader imiş”

Her şey tamam, onayı "örgüt" vermiş

 

 

 

 

 

 

 

 

TURNALAR UÇUN

 

Turnalar uçun

Kaleden geçin

 

Horhor'dan için

Selam edin turnalar

 

Varın anlatın

Ahlat'a konun

Malazgirt’e ulaşın

Ilara halleşin

ah edin halimize turnalar

.............

Bileğinde kelepçe, başı dik geçip gittiğim

Günü gün etmek varken zindanında yattığım

Denize benzer çalkantı bitsin diye sabır etiğim

 Zulümlere baş koyan bir  ziyaretçin  var

 

Bu ellerde geçti benim gençlik günlerim

O demleri anar, bugüne de yanar inlerim.

Dertlerim destan kendim okur dinlerim

İçimde halime ahu zar eden bülbül var.

 

Uçun turnalar, uçun burada sefa yok;

Kan çağlıyor dağlar, nefes için hava yok;

Çığlığıma cevap verecek yürek yok

Bu yangın yerinde, donmuş yürek var

 

Evreni uçuracak uranyumu tutan

Dünyayı temizleyecek sodaya kapan

İnci kefallere mesken, kaleler yıkan

Devinince saraylar dibine çeken şu deniz var

 

Uçtum kuşlar gibi gezdiğim yere;

Her dem dağlarında mor sümbül olur

Cehennemler içinde bir serin dere

Dikenler içinde açan taze gül olur

 

Divanesin kederin başından aşkın,

Dertlerin dağlar gibi başından aşkın

 Şu Van Denizi gibi daima taşkın,

 Millet için her an  çarpan   bir gönül var..

 

 

 

 

 

 

 

 

GÜLİSTAN

 

Gülistanı göreydim, ne olurdu?

Eşkıyaya susan, sinen Van

Ben ah edeyim sen yan

Kale viran, mescitler yıkılmış viran

 

Toprakkale’de âleme yayılan

Kara (hava)  yasta

 Ancak beraberiz, her savaşta

 

Kol geziyordu anarşinin, tozu dumanı

Şimdi eşkıya hâkim olmuş

Yok ki insaf,  imanı

Zalim zihniyet dinlemiyor,  âmânı

 

Besleniyorlar kandan kinden

Kurtuluş sedası "Tekbir" ikliminden

 

Zalim, alnına asmış kara yafta

Beraberiz beş vakit aynı safta

Eşkıya intikam der,  kan içer

Analar ağlatıp, fidanlar biçer

 

İslam için yanan can

İşte ispatı kale ve şehir

Eşkıyaya, susan kanan Van

Başında karabulut, içtiği zehir

 

İstikbal senin, dursun bu kan

Yakılan yerle yeksan edilen Van

İster yürü, ister eşkıyaya kan

Bahtın açık, bahtını yad ellerde san

 

Dün bu gün

Gülistan iken

Belli değil mi ?

Bağrına hançer çeken

 

İnsanı bırak, kültürü kül eylemiş

Söylediği açık,

...... Kalede gör.

.......  Ne söylemiş

Düş güzel olsa da hakikat çıplak

Yanmadık ne insan kalmış, ne toprak

Dile gelip anlatsa otla yaprak

……

 

 

 

 

 

 

 

 

HİLAL’E SEVDA

Kim ki şu Hilal’e sevdalıdır

Yanıktır yüreği, kalbi kırıktır

 

Güzü güler ama bağrı yanıktır

Derdinden erir, esas kıymettir

 

Ötelerden yanık yanık ses gelir

Ruhu saran mesaj gelir, söz gelir

 

Hazırsan ser vermeye Hilal uğruna

Acılara direnç, sıkıntılar hoş gelir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SEN ANLAT EMRAH DEDE

 

Git, halini anlasa Emrah anlar

Sözü yetmez ise halk sazını dinler

 

Yüreği kırık, sinesi dağlıdır

Dediler; özden Hakk’a bağlıdır

 

Zalimi yerer, mazlumu över

Selvihan der de Hak için ağlar

 

Hakka gönülden bağlıdır özü

Ana değil asırlara ses verir sözü

 

Emrah, sabır eder gönlü ganidir

Mazlum kaybetmez, Allah; kadirdir

 

Yorgundur yüreği, ayağı sefildir

Kendi kanmaz, başkasına sebildir

 

Giydiği kumaş, yediği ballı yağlıdır

Bakmayın;  yağı; zehir.. Balı; ağudur

 

Hacı Bektaş’tan haber geçer

Pir Sultan’dan name söyler

 

Yunus,  Mevlana’dan aşk içer,

Karacaoğlan’dan alıp ses verir

 

Ayrıkları ayıklar, çeşidi bir eder

Renkleri birleştirir, kilim eyler

 

Ana, güne değil, gönüle söyler

Dünde kalmaz asırlara ses verir

 

Müjde bekler taa İsfahan’dan Tiflis’ten

İnsaf umar; Şah Abbas,  Kuğu Bey’den

 

Mezarın hani, nerde sarayın taşın

Karalarda değil deryalarda arayın

 

Nefes yetmez de saz ile gel, eder

Ölür, ötelere sevdiği ile bir gider

 

Muradına eremez, yeryüzünde çar naçar

Kabrinde biri beyaz biri kırmızı gül, açar

Deki; bu bağlarda bir güzel inler

Mazluma set olanı, bekler zor günler

 

Şu Erciş’in bağında ahu zarım var

Sinesine ateş düşmüş, Selvinazın var

 

Selvinaz misali, salınıp gezinir

İçer zulümleri, Hakk’ı çağırır

 

Ercişin çimeni çok  boldur yeşili

Kapanmıyor gönül yarası, deşili

 

Divane; söz bilmez, dili dönmüyor

Sözü tesir etmiyor, sesi yetmiyor

 

Dağlar duymuyor, Angara’ya gitmiyor

Şah Abbaslar çok, zalimler bitmiyor

 

Sanma bu devran devam eder, ağalar

Mazlumun bir” ah”ına yıkılır dağlar

 

Bedeli ömür mü?..   Kara göz - hilal kaşın

Erciş, bu ah kalmaz yerde, kaybolur aşın

 

Süphan;  sen de seyret, yıkılır başın

Hak, mazlumdan yana zor olur işin

 

Deryalar kabarmış, volkan kaynamış

Muhkem kalelerin denizleri boylamış

 

Takdir o; inciler, kefaller de oynamış

Zalimler azıp, zulümlerde doymamış

 

Şah Abbas Bilir miydi? Binler zalim var

Devran hep aynı döner, zalime olur yar

Şu âlemin zalimi de mazlumu da bitmiyor

 Devran aynı kalsa da  plan  aynı gitmiyor

……

Bade sunsak, kimse zehir diye içmiyor

Avazım duyulmuyor, sözüm geçmiyor

 

Sen çal - söyle; sazın – sözün dinlenir

Emrah,  yedi âlem beş kıtada adın ünlenir

………….

Emrah dede bu âlemde şah Abbaslar bitmez

Söylerim fakat değil angara şu dağlara gitmez

 

Şu dağlarda volkan volkan ateş parlıyor

Zalimler zevk alıp devamlı harlıyor

 

Sevgi çiçekleri değil otlar bitmiyor

Bülbül ötmüyor, gülü kokmuyor

..

Sözümüz o ki asırlara çağrıdır

Derdimiz bir, başımızda ağrıdır

 

 

Acı halkın,   milleti izliyoruz

Gündüzleri halkı dinliyoruz

Seherlerde âşıklarla inliyoruz

Derde derman var, biliyoruz

Halk uyanır mı bilmiyoruz

 

Selbinazım, Beyaz gülün nerde

Derdinden Kırmızı gül harda

………

Seherlerde yalvaran sen misin?

Halkın acılarını bilen sen misin?

 

Dağlardan esen yel misin

Coşup çağlayan sel misin

…………….

Kardeşlerim yad ellerde kaldı elim ermiyor

Zalimler kesti yolları, kervan varmıyor

 

Oğul - ana farklı toprakları boyluyor

Koyun kuzu ayrı diyarlarda meliyor

 

Arayanlar birbirini neden bulmuyor

Kardeş kardeşin namazını kılmıyor

 

Komşu komşunun yüzünü yumuyor

Para çok da karın niçin doymuyor

Atılan oklar hiç  hedefini bulmuyor..

 

Sınırlar düz çizgi, dörder köşeli

Ben bu derdin ateşine düşeli

 

Beyaz soldu,, Kırmızı gül kokmuyor

Belim bükük, Yâd ülkeler aman vermiyor

 

At bizimde neden eller yediyor

Gözüm kan yaş, dilim ah ediyor

 

Ta ezelden oldum senin aşıkın

Kim sahip olacak, benim yaşıkın

 

Ellere mi minnet edersin  a cananım

Yad ellerden umut beklemene yanarım

Yâd ya böler ya kendine alır, unutma

Koruyucusu kendin olursun unutma

 

Yıkma, bozulur, kırılır gönül kalesi

Divanenin çektiği şu ayrılık belası

Sabır et. Bakalım Hak, ne eyler

Sema, dağ, ova deniz ve yerler

 

Divane; uzatma, çok söz söyledin

Tüm kâinata bakıp tefekkür eyledin

 



https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEja4tg4cI8xcIORaIJjt_MPEs_lboyMIAc-kUipAcYhc4n-hhsL8kUKRap_6WNSbM3Qg8ZatlOsIdalCZxt2KwIsAXHAlFzOlDVxo1m_QCwKecJZi9sR97RchkIW-OsSIBmcyqgaA/s200/CIMG7379.JPG

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjxQuKS92fjHd4qXtwAUecBOI1Sq5Z_aSpIWpp4nQuW2JdDUFag91gNTLiyREDUStGX_R2e5q4GP4s2ywMxOl3-wSOxlxB2SpUSbz2Z33KcxWFsvJUuxn1GHvQSm1HTM8-NV7W3QQ/s200/CIMG7385.JPG

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgwO3Y4zr_dinLaSCOrWleJkFW8HmcBy_IUgXm0cK1_RAZBa9f0nSXBl9vsCMFOzZFb17QtZiEY98gvYYmdGY624LhDYu6Xm4G-gCTUU6u_BfNIXT9bB02slKlrpX0ht0J3wkV-sQ/s1600/CIMG7373.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiOXzn5iQ55zpmHv5lJu1XOXtqf3NLSd83DUvAknVC4bhXG40p2MUhleT7BHoqhE0N8cKsNTeUyrK_nscFMBVjaYqNdb2BtRl_WbDXDXiEMkghBvrhOhOQsddh1KPQxnQG2Tl_lbQ/s200/CIMG7388.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjjn5YP5zZx-egW5dxTcQ_t0j8NkOGIOipYEpqurTuvqV4mrkbjWSYh5wbqR5DDoONRvWF9qmO_gDTAK-1tew9guP2jTiLs94C9h_lyZRxdP5NbJW9kFnNcosuV3NnS2SMcIMNR_Q/s640/CIMG7391.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi8in-unhX31Hbn0yOvdzlcN75J7ibC1Xi3rMpmYDI2pkrWEgMSKxS5AXwKc85W3EpxPA63lI2BPzx8e-vqv_GFtPIE7iUhfKrPh5mK9M5RNv0KPFu-V3FK9tPp829drfcbrqAjuw/s320/CIMG7396.JPG

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiRdUqgirT_tF5rAhlX_lPyfr4h9fqggEEbsT3Le5rdVHlMGhTH19mYJfrkuGHoqdnUnINdtOQwuwzXzXzZGRLq5PXgDlG0MgKK1HTL17htjy7EJCm4LLxxPSb-huZxzyYjgaIB0Q/s200/CIMG7399.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhAyAS15SnmL3LweXQmFeQaMnNyVPfn8Xz2LMTT5JOtQNup8OAffWVj4GtocugmMVGAUplSHUGSFoULQDQaXLOzrC9xzU6-uFqxpV4Hd3IzunN_dEJVaxgLKRKPew55rvoZxR-COA/s640/CIMG7403.JPG

 

"AĞLA

Tebriz caddesinden geç de ağla

Süleyman Han camine çık da ağla

 

Hüsrev paşayı gör de karalar bağla

Gün olunca Tatvan’dan bak da  ağla

 

Tan zamanı Erek’ten gör de ağla

Kan kokuyor, toprağımız

Temizlemiyor soda denizimiz

Toprak kandan kına olmuş

Başına kandan kınalar yak da ağla

 

Yönünü çevir Kıbleye,

Kalbini, gönlünü Sübhan’a bağla"

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjt_uI6dJOo_foLGQSZfcxBBT9asw35sWzhhhbaBcJ3NajSkU-4WoafnTglXWM48be8qcK-W0sLe_92Za4dV9SYpZJSfr85n6qK3wLIRGxuCddavtKQJ2huC_PQR7ZcX5fD4AQ7Og/s320/CIMG7406.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj9uxisks7QzjNEaid1_-PUmqA3z_aCU9nycMiEBm6pBO7mBE4sI5cBj_NIJJLdoF3-1q3NvzydsutiYjKXvWeqsrSX8ndzEq8xpTkFWh2zFu1qp0j0Ib4acnC3pXQzgZXQRt17Ag/s320/CIMG7411.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgRsoAWoSKytZu6GleEgMpHtZ4CCTeOwgAd2Q4pW4u6sGGfK1neMEVrkNxzVUBhD4NPe3mIwT5JO_tGtsmGhp3K_ASUYB8fmY_GpHfbBiYWkDEmCDZNjWmmw9w9V8dPM48TvmU-0g/s640/CIMG7414.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiHxMGT4IUde6v3YIJqtj7LsVXDvDW2Z5DLWuy5ABFJn8eQqCrF9CGPyHO-FO_rU3t3o_GCL9DVvxbFOf5AB-3W9QjN-vWhZ8QkVhdwTbjcnrxojOzCOsscpK8kSu6J96MUOXrr_w/s320/CIMG7417.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEihVvsoQBQerqT_E07oVN5fndNQZgjocCo53YHtpQv70rw2UoovC4ckoZQ_sEJvY7vKvZG1ZY_uIvfqqCZCjDy7Gs35JLUTEXqXuMxZ8bUSnE-FLl7ZlWgQC6GAmuhBuiYgupF4UA/s1600/CIMG7418.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgNcT9lwtXaC1nhcvGHNZOssFRq1HVyUOx9Y8vQcRHvduucTbhgIvTwPF9cLPepHdNU8aDOrByPiVc-BNDBD-SXVgaod1jQhfFaNhoKvEOJHGMH1GeOrO_no3Z2JO575Wnq4siv4w/s320/CIMG7419.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhYBJpg5FrzGJSYxLVFdohib_10CZvbooAsTC0znuKpqfO4MrmQRDr-9kOLPxmn-B92QvtfAgb4adocqgM7IASfZBPAyMgogTmipF2Yz_ftAK0wrjQQVdTGKFzSCmIdipBQDKL1CA/s640/CIMG7420.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg18iCJnd5mcYZpX_8UA2lYsPDQcXsRQJtcUggVxTM1AxPdLMef2L4aEbMshCgsPHQM-WWD1ilbo-X-5MQUe34g6zGDmafI9G-lnUaQWV20GiJMCGHwtv4bBT2hTdMIEm-FW6U7-Q/s320/CIMG7421.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjv3jBRxQbGURVqJkrrPkPUIuFnQ2W5eQuqgZfX5YVX0j37Afy1zs_z_MBtm2D11LTh4gjhfikcWILmBRbNj1H4uKNui2KHfFU7L3O8jFI4msvqGHx8Kl_kYEajxyF35dSXr_U4Xw/s1600/CIMG7423.JPGTURNALAR UÇUN

 

Turnalar uçun

Kaleden geçin

 

Horhor'dan için

Selam edin turnalar

 

Varın anlatın

Ahlat'a konun

Malazgirt’e ulaşın

Ilara halleşin

ah edin halimize turnalar

.............

Bileğinde kelepçe, başı dik geçip gittiğim

Günü gün etmek varken zindanında yattığım

Denize benzer çalkantı bitsin diye sabır etiğim

 Zulümlere baş koyan bir  ziyaretçin  var

 

Bu ellerde geçti benim gençlik günlerim

O demleri anar, bugüne de yanar inlerim.

Dertlerim destan kendim okur dinlerim

İçimde halime ahu zar eden bülbül var.

 

Uçun turnalar, uçun burada sefa yok;

Kan çağlıyor dağlar, nefes için hava yok;

Çığlığıma cevap verecek yürek yok

Bu yangın yerinde, donmuş yürek var

 

Evreni uçuracak uranyumu tutan

Dünyayı temizleyecek sodaya kapan

İnci kefallere mesken, kaleler yıkan

Devinince saraylar dibine çeken şu deniz var

 

Uçtum kuşlar gibi gezdiğim yere;

Her dem dağlarında mor sümbül olur

Cehennemler içinde bir serin dere

Dikenler içinde açan taze gül olur

 

 

 

Divanesin kederin başından aşkın,

Dertlerin dağlar gibi başından aşkın

 Şu Van Denizi gibi daima taşkın,

 Millet için her an  çarpan   bir gönül var..

 

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgbi6oShfQ7Yh5zY5KqSdy4_IqQWNdM7dVaNhDSa5TqG6X4KdhcYyJ9SJsAq_9orMltbVNndjP1zS50N9qaBZTvSnrLLVp0eFUNrZ71YrK94sdHjPQtUbo7UHIfIheE4xEV2Y5HgA/s320/CIMG7426.JPG

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjL4TzyZEzlGFxTgvhxSz35O2vLVYeEnsFb5mVGirAHnFMQ23ZrwtQItMjhsuL-LHTD5wgKzMQTRNyKVGnslvGN6dMrToFJ-or73kvNtGCL6zY7_J8_X-rTBhm56o0bT554gUw5Ig/s320/CIMG7425.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiFUt88cE4Rvld6V27nQGyVpc9eqRa4Ju_goYtvFjBjgNqYAUAFJB0NBSs1iN6n30Qa2nJSKwNpz-pQc0NzdrFWUWoApyVP1jw3D9plfMvL0090-myrYdEwReZu9dsZRgqUt2ai3A/s640/CIMG7431.JPG

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"EREK DAĞI’NIN DUMANI

 

Erek Dağı’na çöken dumanı

Zalim felek vermez âmânı
Katillerin olmuyor dini, imanı

 

 

 

 

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgkfMgrNHtNBa0oImP_0f-fOFPxAMfxTQBi1c0IooykAa7Mprzx9TGMx54FWfQ2XhxTs_NFuhTf_wDtRbKz4fonIwh3D9YBAyLS6bN4i7VhbAvcQdGjkCWcOPHjN6eSSPYmEAflEQ/s200/CIMG7432.JPG

"https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhoenAuN86jdtiqTn5u3GCsCdZfcqRyVYwL4oiT_TBbqk7_HgSDV4_1fvHZPJRc565AXYlWD_ghWipO10x7RAYsW1zFI7JY8Kw7nNwEOxpLNVTO8zcXk-mOUTvpfl39kNSiw9EX6w/s640/CIMG7433.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgWvD0bXV0243IKlC110XstWoZXnhM-IbN86_K2oiawBMwM72-t0o7NsYGPvhSdnSUtunPVYjxd8sfPzJH3oORX9BpabUg70FFPPsmI1IYkMIf4Y6btMdIjF0Iu3NfSRqB-mYC_Cg/s320/CIMG7435.JPG

 

Biz kaleye giderken günlük güneşlikti. Hatta terleyip, ceketleri çıkardık
Kaleye vardığımızda fırtına boran sardı.
Van'ı güneyden kuşatan kala ve civarına  dolu olarak düşen yağış kütlesi Erek dağına boşalmış olmalı ki ... Şehre indiğimizde  hava sakinleyip açtı  yine günlük güneşlikti..

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh_SIVxVI7WQ5e-UlpefjRs2OizS4dvdrgf1tFDM_E5DyUaZFScvEiuhC9YfSovqUGOQyQXWko5LxzdE0z56oWN0tE5ygb7VboOamQYQE_q-AeNSyr67yX4Az9ryGVIl1sje6WMeQ/s320/CIMG7437.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgIy_O6jAKk5Aj4x-JgfpVF7oHxHJM2FohNFQ9oSlfFCu0gc3zClwpBEJOv9Udo0ejIdw8O3CVL0jeVym3Z-8oIUkb3EE2KCkaGCunlz_q1qAdi15Wg6CkQpGMo0OQ067L3n43flQ/s200/CIMG7438.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPBS1y1hKxrRqITeqRomEI_RL3CeJlZ0sTGVFW54bUjK66wAedbFrLC1YEPF9ctdbqF2oaVwAboIMNMld1XPcGiH9WJJZUbDtgI-9_bthI6Gj9bO9mLUMPp_36tWBW-yraX7WImA/s200/CIMG7439.JPG

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPBS1y1hKxrRqITeqRomEI_RL3CeJlZ0sTGVFW54bUjK66wAedbFrLC1YEPF9ctdbqF2oaVwAboIMNMld1XPcGiH9WJJZUbDtgI-9_bthI6Gj9bO9mLUMPp_36tWBW-yraX7WImA/s200/CIMG7439.JPG

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgDYaJsPibFtilRASIPWArOFxnDToKbaytv09zrhZ2IPPazz0ge85UYf0ejIZlPyFR4xRYpTN8iioYOU6PVkbj6yBTgrygE76XV8cWCtY_ncJ0_VVPhljV5pm_SL1M0Cxn_wMwPCQ/s1600/CIMG7440.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjbzi7CCHTh1cKHNDiKive_-qXa0O_U-6i5xSuefcmYbNGMrCmWFwVr4VzUfLQjt9ICns4wo2B4haTdmb-8ACpxEVc3LKrEZnx9iKuzgkBCrGnYlApvmZPR0HvnCSw7MwafPCC_Sw/s320/CIMG7443.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiW5zZlYY9VV9x96HC2CUZQyi87sjwTdx-DY7K8YEWOSZBY8qbMz93WeY5ckoZTiNwiZjfzSkxivYxeVep6Edz1yEkHfK5JTGpAZ3vLt4J7fUDx2xVLYJ88HZ9UIjsEI5mzUW6DrQ/s320/CIMG7444.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEib10WWdPGxxOwpV5l-IiZ8OUKtEo8mbOz_9n9MYHk-DaaL568B9z0Rw_xJSkwlDD9sppshwqqOnTsFmXDMiCD5cWk9a-EzTDcvoLEIxKLbEFo23G-mGQKYEkmCF81Tx3bp4kEu2A/s1600/CIMG7445.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgGzQwAhRtleHd4ZkLDv85a2y49gvJ0DUMcIX3tJOgui2YVTtmwg4TDeCyhgMGeVI1Dy0UvKNbAKkcIUPb3fRd3RjofS2UL-BSMCxKB5HAZ_hJXWSEiYVyrYMK1pR1RWHE7cEWIQg/s1600/CIMG7446.JPG

 

“NÖBETÇİ“

 YA DA

 ALEM-I  “ İSLAMI’N MEZAR TAŞI”

 

 

 Kaleden bakınca, tam karşıda..

Ecdat yadigarı Akköprü’nün “ak”lığına inat,Toprak Kale’nin karalığına  bürünmüş..

Güneş doğarken başını kaldıran Van şehrinin tam karşısına gelen..

Adeta..

“Allah, seni yanlış yarattı” diye “Hak”ka bühtan eden “

Kürdün alnına yazılan

“Ne mutlu türküm” denen milleti bölen

Tahrik , tahrikten öte ihaneti gördüm ..

Bölücülere zemin oluşturan , koz veren  “insanı” değil kör kavmiyeti öne alan “zulüm devri”

İmaları..

MİNARE

Yıl 1979..

 

 

 

0 Gelir Bana şirinde ;

 

“Kalenin ucunda bir yırtık bayrak,
Parçalanan benim yüreğim, değil bayrak..
Kara bulutlar dolaşır vatan sathında
Vadi derin, güneş ufuk sırtında
Sanki Hoşap suyu kıvranır bana
Ben giderim, o gelir bana
Ötelerden yük taşır gelecek zamana
Vatan satanlar kelepçe bana
Çünkü dünya riyakardan yana
           “

 

 Diye haykırdığımız zaman diliminde…

Yüksekova’dan “kelepçeli” gelip, üç gün zindanda yattık.

Ertesi gün Komando Gurup Komutanın ifadesiyle , “Yaslı gittik, şen geldik”

 

Akdamar adasını ziyaret etmiş. 

 Kainata akşamın şalı örtülmek üzere. 

Bir ezan yükseliyor; dünyaya , arşa.. 

Dinliyor ve o günkü duygularımızı Ezan şirinde kaydetmişiz.

. İşte  o kayıtan bir bölümde 

" Bir akşam ezanı Gevaş  önünden.. 

Ya  Rabbi.. O ne haz, o ne lezzet aman..! 

Sanki çıkıyor Habeş-iBilal Hançeresinden 

Kainat susmuş; geliyor Resul Mescidi'nden 

Kara, su, hava,  ne varsa olmuş; bir 

Her şey tesbihte, Allah, bir.." 

demişiz. 

 

Ve Van’ı geziyoruz

 Kale’ye çıktık..,

Kat kat kale.

 Tamam zemine iniyoruz diyorsunuz, kendinizi bir başka dehlizin damında buluyorsunuz.,

 

 

Rus işgalinde hançerlenerek yaralanan VAN..

  Rus ve diğer Haçlı istilacılara kiralık katil olarak tutulup, 
Anadolu'yu boğmak isteyen  Ermenilerce kadın, çoluk çocuk demeden ev bark ne var ise. Cami, mabet tüm kültürel varlıklar yakılmış.

Şimdi görünen manzara, yakılan bir medeniyetin izleri..

Yıkık camiler, hanlar hamamlar.. Şerefeleri kopuk, camisi yerle yeksan edilmiş minareler.

Sivil mimariye ait bir şey kalmamış… Ne var ise Ermenilerce tamamen yakılmış.

 

Kalede güneye bakan yamaçta bir kaya kütlesi.

 Kayada   “Urartulardan kalma “ermeni” eseri denen yazılar mevcut. Eski eserleri koruma adına “demir kafes ”içine alınarak muhafaza edilmiş,

Fakat..

Kalenin önündeki Türk –İslam kültürüne ait eserler mahzun.

İlgi yok. Tabiatın insafına bırakılmış.

Kalenin zirvesinde bir minare..

Ermeni zalimlerince  yakılan  Van şehrinin, "Şahidiyim" diye direnerek 
ayakta kalmaya çalışan ecdat yadigarlarına ilgisizliği görmüş, .. 

Van Kalas’ında  tıpkı o günkü şartlarda ülkemin  durumunu ortaya koyan; 
 camisi yakılıp, şerefesi yıkılmış, kaidesi  oyulmuş minarenin mahzun haline inat  bir kayada ki Ermenilerden kalma " bir  kaç harfi" korumaya alarak gösterilen alakaya da üzülmüştük. 

Ancak  Gevaş ‘da okunan ezana ve  “alem-i İslam’ın mezar taşı “denecek kaledeki  yakın tarihi yad eden ve geleceğe taşıdığı mesaja  inat, cemaati olmamasına rağmen Akdamar'da  "çan çalınacağı" aklımıza  gelmesi şöyle dursun, hayal ufuklarımızda  dolaşması mümkün değil idi 

Evet O minare ..

Çevresindeki cami ve küllüye dahil her şey, yakılıp, yakılmış.

Tek başına “nöbetteyim” der gibi hala ayakta.

Ancak..

Şerefesi dâhil yarısı yıkılmış ve böğrü deşilmiş, kalınca bir minare.

Evliya Çelebi şahidi, Sultan Süleyman  emaneti,  bu minare, bana her yerinden saldırıya uğramış, gençleri sokaklarda bir hiç uğruna öldürülüp heba edilen ülkeme benzer geldi.

Sanki halin tercümanı gibi. İçerden dışardan saldırıya uğramış ülkemin, milli değerlere kıymet vermeyen yetkililerin umursamazlığı, milletin öz değerlerine sahip olmasına rağmen bunu  aktive edememesi halinin timsali..

Ve şu haliyle bile istikbale ümit veriyor.

Buradayım ve

 “NÖBETTEYİM ..”

Ayaktayım der gibi

Yıkılmak üzere ama  milletin kendine geleceği, yeniden medeniyet inşa edeceği günü görmek için direniyor.

Yeniden gülistana ermek için direniyor..

Bu minare bana bu duyguları ve  onun  tabiatın haşin tavrına milletin  içinde bulunduğu hale, yetkililerin umursamazlığına karşı  direnişi umudu  da verdi.

“Nöbetçi “  ya da “alem-i   Islam in mezartaşı”

 

 

Yakan bağrımı, delen kalbimi

 Kaledeki hüzünlü minare

Memleketime benzerdi..

Haykırıyor;

Sarmış sağı solu

Daralmış ihanet çemberi

 

...........

 

Manzara bu.

 Hal, acı.

Fakat..

Umut..

Demiri eritecek Hz. Davud gerek

Tebriz’e yol açacak Süleyman han gerek

Gel kardeş, Horhordan içek

Haydi, sırra erek

Anlayana neler neler verecek

…Kaleye  girek

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEipjnwvc-USylqgI0QaZlIyfTpFmuuvRH0Sdn0Oco_w8E9KOnxCsQuHJE8v5tjiYBAkZB7AcY3yKmrFDq_WaYNR17UFRiqV77_G7qU57qI8LLBweMdMAwxaxzAP_mKhGyow-v_UPA/s640/CIMG7447.JPG

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhJet-vZbriZ2iXqsd93hDcRerGmA6GVabStW2qVl7ok_Pl3hgnFHTTYABeVmgFgnEvvFuCgGD3hLNzpHZEb9EusdgruxoqBSRH-X7nvHH52GdCVwkO7eePrK-Lw0BgU3F94tWsFg/s1600/CIMG7448.JPG



"
Bu gün bir başkadır,   gül kokan dağlar
Sümbül, solgun, analar zarda,  bülbüller ağlar

Kuzular katlediliyor, silamın koynunda
Nefret  ateşleri yanıyor  babaların bağrında
.................

Afyon içirmişler bizlere, sarhoş gideriz

Bu gafletten uyuyanmadan batağa gideriz

Kurtuluş vardır elbet hep söyler dururuz

Ümidimiz  var.. Sevdamıza ereriz

Ne ki, derdin dermanı Yar’a yöneliriz

…….

Temizler mi, van gölünün sodası?

Tek müşterek ses, tevhit sedası

...................

İşte Tebriz caddesi, Süleyman gerek

Süleyman yok.. Kim gidecek

Birliği tesis için, Selahattin Eyubi gerek

 

Ötüyor Erek dağında kelikler

Dağlar kan çağlarken onu

Kim dinleyecek

İnlere yuvalanan hainleri çıkaracak

Kılıçaslan gelecek

Şu kalenin her yerinde  ne sırlar gizli

Dağların sır vermez, adetten belli

Hali okuyan,anlayan gerek

 

Duyacak, anlayacak feryadım benim

“Yüz üstü” sürünme, “ayaya kalk”, gün senin

Artık gülme sırasıdır Dicle Fıratın
…….

Anlatıyor dokuzyüz onbeşin kara gününü

İki Nisan dokuzyüz onsekizi dününü

 

 

 

 

 

UÇUN 

 

"Nice Ateşler Gülistan Olur"

 akıl başa gelince

Ders çıkarılır, ibret alınır da

nice şerler hayr olur

 

Ya Rab, bize halis niyet, akıl ver

"Her kışın bir baharı,

 her gecenin  bir aydınlığı var

Sanki

 Yıkılmış ve yakılmış mamureler

, “Alem-i İslam'ın mezar taşı”,

İnsan olanın sızlar bağrı başı

 

Yıkık minaresi, mabedin bize zül gelir

İnsafı imanı olana türlü türlü hal gelir

Verdiğimiz selama, nice sedalar gelir

……………

 

Medeniyet için kazmayı vurmuş buraya

İlk gelen tapluluk, mühür basmış Anadolu’ya

…………………

Bildiğimin kimini açıkça yazdım

Kimi sırları, hecelere kazdım

 

………………

Güneşin terk etmeye kıyamadığı şehir

Nice çileler çekti,  gördü nice kahır

Doğacaktır, alemin beklediği tan, zahir

 

Bekler mi Tilki tepeyi  mekan tutan  bir mahir

 

Bir mahpus gecede, tilki uykusunda

Düşündüğüm hülyalar,  gördüğüm rüya

Kim bile, kim anlaya kim duya

Karalara sır, yazdım kağıt yerine suya

……

Bentler yıkılır sular aslına gider

 

Medeniyet kuran, yine inşa eder

……………..

Şamran Suyu'nu taşır yalaklar

Horhoru’ ne bilsin yalaklar

 

Sade şamran değil

Akardı zalimlerin akıttığı insan kanı

Kendini ilah bilenler, alırdı mazlum ahı

……

Van kalesi anlatıyor, dinliyoruz

O gün bu gün mazlumlarla inliyoruz.

 

………………………….

İnliyoruz, şu çimlerin kapladığı hayat dolu şehre bakıp

Ne var ise yok etmişler toptan yakıp

Çizgi çizgi sokaklar, yol yol cadeler

Viran olmuş yapılar,  boynu vurulmuş, yanı yıkık minareler

Unutturulmuş, hafızalar silinmiş

Fakat hadise her şeye sinmiş

Kazınmış yangın, külleri her yere binmiş

Katliamki.Anlatmak zor.

Deri kaşınıp, yaradan öte kansere dönmüş

 

Moskof seyretmiş, İngiliz cesaretledirmiş,ermeni emmiş

 

Mezalim ne, soykırım olmuş

İnsanla doymamışlar kan içiciler

Ev , han , hamam, camii ne varsa  yanmış..

 

……………

 

 

 

UMARMIYDIN

 

Sanki Akif,  Kırımlı Müslüman ağzından  Hilafet başkenti İstanbul’u değil de  yakılan Vanı’ ve şimdiki manzarayı, bana  anlatıyor…

 

"Umarmıydın ki; mabedler, ibadetlerden yoksun olsun

Ezanlar arkasından ağlasın bir nesli meyusun

 

Umarmıydın, cemaat bekleyip durdukça minberler

Dikilmiş dört direk görsün serilmiş bir yığın mermer

 

Umarmıydın; tavanlar yerde yatsın rahneden bitap

Eşiklerde yosun tutsun örümcek bağlasın mihrap

 

Umarmıydın; o taşta devrilen, bünyan-ı mersusun

Şu viran kubbelerden böyle son feryadı dem tutsun"

 

//////////////////////////////////////////////////////////////

Zulmet sardı dağları

Denizi, ovaları…

Halimize ervah ağladı

Rahmet olup, düştü Van'a

 

 

İstedik kaleye varalım

Ervah ile hem hal olalım

Ne olmuş, anlayalım bilelim

..........

Hakanı yok

çadır yırtık

Lime etek

Otağın direği gitmiş

.............                "

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjNRG30vMnEqHZRhqtAvKU0IL8Oi81Fu6uiqftGn9zCb-FVThxuZhW_Qf8GWyVU-yg0-aConhgyo98zfl_opsEseIUqgB26JWRN4-ZITFWvoyfMx9qtGhMNnXtMpCBByEWNh5B34Q/s640/CIMG7453.JPG

"  BORAN İLE VEDA

 

Kalenin saklı ruhundan

Boran ile birlikte ayrıldık.

Vatan yapan ataya

Binler dua gönderip

 Sırrımız da kalan hadiseleri..

……… rahmete uğurladık

...............

 

hazın hazın bakıyorum eski hatıralara..

Derdimi döküyorum kara satırlara

Kimse bakmıyor ortak hatırlara

Şahidim  ağlayan bulut, sağanak  rahmet?

Can verir, karalar bağlayan dağlara

 

………….

 Ey şura da, bura da gezen şaşkın kişi!

 Şu karşı ki dağlara çıkan

Ovalarında  tefekküre dalan,

Hale ağlayan ilk kişi sen değilsin!

Bu sular.

Bu çiçekler..

 ne insanlar gördü bilsen,

Kendini ilah zanneden Nemrutlar..

Sağnak sağnak rahmet olan

Peygamberler,

Davutlar

Nice evliya,

  Şanlı  gezgin,  Çelebiler

Gziler,

 Şehitler

Sultalar sultanı Süleymanlar

Nice hal adamları,

 edep timsalleri akıp gittiler

Kimileri de senin gibi, bön bön  bakıp gittiler

Kimi  “Içkın” deyip, kimi “rebez” peşinde koşup gittiler

………

 

Kim sordu kim dinledi

Bu surlar, ne surdu?

Burası gaziler, şehitler yurdu.

 

Şu şehir, yüz binlik kurban

Medeniyet, ne var ise yanan

Burası emperyal hayallerin son bulduğu

Burası Moskofa kılıcın çekildiği

Ermeni’nin her şeyi yaktığı yerdir

Burası Sultanlar Şahı Süleyman'ın emaneti

Alpaslan'ın otağ kurduğu yerdir

Burası Hac’ın karanlığını Hilal’in yırttığı yerdir.

Burası gazilerin gezdiği, şehitlerin yattığı yerdir.

 

Burası batı ve batıl akılsızlığının kör ettiği

Medeniyet güneşinin aydınlattığı yerdir"

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh72GnuAd6IPHp98KTr-XXWg8BN7LXocPapckoqA18Eu8og7g2MOQcJWzZJOHpWwqJeupeYeRzd8aBbx_8Dir9DUz5iSZOSsAK8X-xa5GJLnT39eDPGj9Z0IYX0cIri63WNtDghGQ/s200/CIMG7456.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiB-X2FIFyGeiET4OPVL21_njeDtCbmnIUxrWFWw5-3p8oF6UiUaTsSORhyCaIA9285sutK1g_hm0G06k05RF8xLVKEUbMjmz8uCJ_4-orpx9DdzbSsqqRI_LjqksoSRZyfBnTyRg/s1600/CIMG7458.JPG

"EREK DAĞI’NIN DUMANI

 

Erek Dağı’na çöken dumanı

Zalim felek vermez âmânı

Katillerin olmuyor dini, imanı

Sapık düşüncelerinin esiri,

Savaş baronlarının kiralık katilleri

Bilmiyorlar, anlamıyorlar…”İş”leri

ABD, İsrail savaş sanayinin finansörleri"

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhGkxqIM4zX185pRhCyV0H6vbQxWdqMOA4nJ-w8_s-WmbDioORLznUmoaF9Y5JEac9Yg5GLFTEv0seAwiUNIBRNa_XyYLQZBpWsSxxhRR64Aht7_8pCnxbNlUArQKSwiOE1xE8KSQ/s1600/CIMG7459.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgswImQBY3UdXS0YlLbP4jAvstN_05DSwnfEI07EYYp4Fkl1amFTfAyTTDdpJ-Bh1qfWIm2aM6lulGWj8slzPq59QNtbIiV_WTF9jfT0FtPuFZxN_BTNiIdz80DfwXW3F1YTGORSQ/s200/CIMG7460.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhSu6rYctz643DHw8bTT44l9zJ3fD24AEVwioIvChDJPjPCpZG3bFz_Q5WijWlKdLfOs7JoocVAEKGv751AuyJHX4bHYX476IEHB_i1BV0hDnB33clVHqbk6z36fI3QmBX7SY_i7g/s200/CIMG7479.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEil8qIA39PW-HepgBSj9LGc2lrUlVsRScliCutOR0t2xzTrulXlr-qA_vK5lcOWzs9u9vnFopPlfHUDhEnVx1rfYrvzx6RWl_PxuBTXSsQxCUYRswNhrE3KXvcAKsRx_mnxK7ysyQ/s200/CIMG7480.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhKZnwtcEtXzFZy93wo1gxrirZ3z0J2M8gH47VCsXOeOjkpWcoXBdk4ZXMnpME7_00mW8xn_Q-o-tyM0iT5uVxHDyAXQHS0utMlyr-B5ffFobGYcCQR0G3H70XejS3b1aRtPAawPw/s200/CIMG7483.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgK4tStSp_EUTiJGJsC6A7cSm395KU5nMS4sv-Z8FgDtqQ8cvFoS-l4ZAgJKE4KeVkdPubWcLlrtvYKR85bftIz_2HsFZah0zGXplPOQ507IyFEm_ja05k0actldfJgDWcQ0L_dsw/s1600/CIMG7485.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgkHGP-nd80l-cAIhNPp60BUk-IhkvBwKHLH8gYd03g0_NXkZyZBLjGlwxyy5fI4_s846rSqysT-K3HXwNqHfG-bIZlP45Crfa5XnuCSFjYZRWwd_fozCWL98QwsLfFR-aU-ayoSA/s200/CIMG7486.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiKtz-goPrss5IwCg_h6hL2zPpxAjwuwEmZoy2R0W1WQYowQSEAXThKKxd1pon7sQoEeKL1bFDSvUyahUdVoUCkUFf1FMqfUld7G38Uf41OiSlHRzvNGD13Ykpe_sUj-4dAcKaXnA/s200/CIMG7488.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgpBFNaBHNiyvV76pKyTVRHnXRc6RD9lA4F5JVukeqY8t-JiehzgtL86Ndp5h_8pp0hm0yJ_ihDOhEF7GN2xZ_p2fdZ-w9mPkXXSdGu3hl9IS5Y9GoQ1tyP3M_LCUdD6dyNhvpjeA/s1600/CIMG7489.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjNor5CK6kHGOh9FEMlm5ZGdFL7o32racDfzLev_JGd8rF5DVmY7AErUP-yG88ocTj3-kbGgMNmU3c4R_rY9S-4l44z_Kiz3_AvdXiT6S6BVuvmMGWqVCoEOzlUVUXkK8lHhhXD3Q/s200/CIMG7490.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi4-fhgpk9DHxx2Wbxet1gLGHhM5NkJ-OKdCQu4F277jkAbv6OyhwPCZvw-Gl_clS9lrsvaee8mIdMbdw8rqfZyI6DTfgC4yMLJWjOaocscUE1eZqs934xU_oVNWJwO2vIlTXHjyw/s200/CIMG7491.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjI8yj4aCUorNwueVbTJhArbeAH0rLIsOvYa7DY4obHEDvHpZCl_qGAWmzVzD5nu5pyMWBRwDo-9zAke_RrmHYAKP53OnjiJq0bbqCKSCDd9Zwq5Z8icGCgpv0T8Bo1Z_fIYWYQ7Q/s200/CIMG7492.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj3FvjlHjIE7wt244LfgWF7hNEr75c_ZPEpCamMrpeyTp8OPF4KOECz0jrzVfJecES7Jc1peagMjjZkMKTRaU4KGGpoQGekqqFySbUheHx-oODremaJbf2QrVElI9FDM0gm6mfOsQ/s1600/CIMG7493.JPG

"https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhFaTVu9Sddn6TYbKG2bbNkvnAHXvNnatMSJEd7sKFvz0uI-eaY_XMSkZnxQSAl6fem3hIKs3FU4_EsLJzg8B-LfJ_eZrZzI9VvzhuJqKy4iCkfw4Qn06hNZlrsBLHNkxJQhJpQ-w/s200/CIMG7494.JPG

 

 

OLACAK ELBET GÜLİSTAN

 

Ezan sesi arıyor, viran mabetler

Aynı sevdalarda buluşmak için

Yan yana erişmek için

Susması için aykırı müziklerin

Kapanması için küfreden ağızların

Sarhoşların ayılması

Kahbelerin ayrılması için

Kudurmuş kan içicilerin..

Ezan süresince "insan" olması için

Karanlığına gömülmesi için Hac'ın

Kimliğini hatırlaması için piçin

...........

Ağlayan kınalı kekliklere

Ebabiller yardıma gelir mi bilmem

Gönül bağını kurar mı bilemem

 

Fakat…

Sana diyorlardı, mazlum

Gelen gün, zalime hüsran

Gönülden gönle akan

 

Şefkat,  merhamet çağlayan

Işık hızında evreni saran

Sensin medeniyet kuran insan

İnşa edebilecek sadece sen

Sende, kaynak sende irfan

Olacak elbet gülistan

Dikiliyor fidan…

….

 Ne düşler, ne hayaller görürüm

Şu denize dalıp dalıp bakanda

 

 Hayal değil gerçekleri görürüm

Şu kaleye gelip, burca çıkanda

 

Gülistana erersin, bunu  umarım

Karanlıklar gidip güneş açınca

 

Zira..

Medeniyet ışığı; hep  doğudan doğar

Yüz yıları esir alan Batı karanlığını yırtar

Devran, dönmek üzere

Dünya döner de

 Medeniyet meşalesi sabit mi sanırsın?

Muştusu bugün, zevali yakın

Çöküyor batılın gücü

Biz görmeyiz, amma

Habercilerin çığlığına bak

Tan ağırmakta

Sizler göreceksiniz, “gül vaktini”

Zaman,mekan  çekiyor sizi

Varacaksınız gülistana…

Boşa değil “bahar” temizliği,

Boşa değil batıdaki boğaz sıkıntısı

….

Yeşerecek bağlar, bostan

Olacak elbet gülistan

Dikiliyor fidan…"

 https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjhilZkLaSeFDSZeqAFBkCs56389Phh02Ozzgvq1sOhYECj02fARhOt3HTOOwx1rt0M3GiDyg4XMkWpK7sW-i2lGC4hXvKz_70IdT6Z77KrfzfAJrD8phnFlijQs7a_df_UkJg2Rg/s1600/CIMG7495.JPG

 

 

"  GÜLİSTAN”

 

Gülistanı göreydim, ne olurdu?

Eşkıyaya susan, sinen Van

Ben ah edeyim sen yan

Kale viran, mescitler yıkılmış viran

 

Toprakkale’de âleme yayılan

Kara (hava)  yasta

 Ancak beraberiz, her savaşta

 

Kol geziyordu anarşinin, tozu dumanı

Şimdi eşkıya hâkim olmuş

Yok ki insaf,  imanı

Zalim zihniyet dinlemiyor,  âmânı

 

Besleniyorlar kandan kinden

Kurtuluş sedası "Tekbir" ikliminden

 

Zalim, alnına asmış kara yafta

Beraberiz beş vakit aynı safta

Eşkıya intikam der,  kan içer

Analar ağlatıp, fidanlar biçer

 

İslam için yanan can

İşte ispatı kale ve şehir

Eşkıyaya, susan kanan Van

Başında karabulut, içtiği zehir

 

İstikbal senin, dursun bu kan

Yakılan yerle yeksan edilen Van

İster yürü, ister eşkıyaya kan

Bahtın açık, bahtını yad ellerde san

 

Dün bu gün

Gülistan iken

Belli değil mi ?

Bağrına hançer çeken

 

İnsanı bırak, kültürü kül eylemiş

Söylediği açık,

...... Kalede gör.

.......  Ne söylemiş

Düş güzel olsa da hakikat çıplak

Yanmadık ne insan kalmış, ne toprak

Dile gelip anlatsa otla yaprak

……

 "

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjgAS3ztl_Y0h8QjrLGKISwhpIdz30VgugEEQ4QFVHENBhF6HNgek6oeaelAOn50GNizCav1x22CISwDn1uS1Ryk14LZWu6bp9OMjHV_L4qANeYRioV0Uz_mY4YQLp6grMGUUjp5Q/s1600/CIMG7499.JPG

VAN'da  GÜLİSTAN




https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhJKcJxYRKvu_GaDv9rTmQC6S4B8FLDey5c3MP_ET4iH7b0LVm-HL6yNADIqDfRKgJ5cLmGFOT58ZGw1bdgh09-ZriJcYWptSpcfwkzOU7jpU1NUvubOIf3VkVZM6udgi1ScgbyIQ/s1600/CIMG7520.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiTLlzan-GZhTglc7ltBhJdYlzSscfQxMlRkpwYkEvHKlUGRkE_N3Kn2jHplcfX2p0_q7Lldx1zbWLUgeRVPYIUdm1MtWFPLR3ETVNA7a4tszMpLBZU_8joDxdKGjk-xlSrdlrH3w/s200/CIMG7521.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiH697TwSGq4IfEZw212ZJ75OgOQcdPArvZGBB_qDk0AZYrEjWgxStW-25muVHPd5tUmGx0DG2WO6K8vg6tiFKgGNkxykguGH2gQtmE1oSbleoh9g7Unkk-q3WShc78ubr1l3kb4Q/s200/CIMG7539.JPG

Dibinde askerlerin konuşlandırıldığı,
  TOPRAKKALE burcuna  "NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"  yazdırmışlar...

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgzVVv-ciF43Fpczpw362fBUtqW5Z9qE94XYIrab0FofZQAjFyNxylRm9NaLkevR9S-fo1k0EaJc4TVFxlV3_dIFijcN49KzgEq7HumwW_d2dRnICyVg_UURxqKSr_XjgiMIDp10Q/s640/CIMG7544.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhkmIkhPrlLHgQ30OUzAHjlVD2TpWZxBLhZs4WQ3MEfypv_LHmVmXVA-is-MKf_Mduyte6IeRgQ2-G4YCBJ9z44Scjqlmc3PS3wISZFIWVbrMDs7cYngaZB1rmgnvO5PQZ0g5r3rQ/s200/CIMG7547.JPG

ve  meşhur "Van kahvaltısı" sofrasının simgesi  semaver

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEheHc1n1hcCVOtVM0nUg1F_vCtriqtV19YEMVnr4toiosw5A58x2J3VwNeWDEzIes5G7fG_DxwVpuB2DumoAnGZBaLXAYzAn5iZiIIlk_0k8kuIavgTaZFbKMi9sDYaLawoQ-Iu2Q/s200/CIMG7549.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiu74AfM5j7aUiBgMSGWqPvtFjUU9whYpQxKUSgmwOKg9ZQBrihTBgHmaGhLUsKilb-ZmRFceYBYXi4mP6Sw5MTOPobNg4-jSFM4n6DPt0_XEI_TVZpkFH4rNP9GdeU3cRQ72n-hw/s200/CIMG7553.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh60dZpVmDWWROP-Ez3GVE9aDKmKreDOzgJqmk_mlfK_jQBEcnpP8xXRdvAoHCRR3hc1Ijrlp0g-AAaZiKyIsIPWnO1BFllk1ST-rn0F3QnzVfseogiv6f7ua_Q42RdK5E6aXnlTw/s1600/CIMG7554.JPG

30  yıl  önce gördüğümüzde,,
caddenin kenarlarından su kanalar içinde sular akar.  Hem şehri serinletir hemde  yol kenarlarındaki kavakları besler idi. ve  yol boyu içinde  bir iki katlı  evler bulunan bahçeleri sular idi.
Bahçelerde  hem Van'ı besler hemde insanları stresten uzaklaştırır idi.
Kanal hala duruyor. Suları da akıyor. Ancak  şehri yemyeşil yapan bu kavaklar kesilmiş. Yer yer  köklerine rastlanan kavakları hoyrat eller "sağlık" bahanesiyle  "kamu gücü "zoru ile  yok etmişler..

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjW04RFcB1zPEfbyLcjIQAjCEhXxSMDMnlE8TJtFAp4Tk_zAbLnbNp4HLRNG8OJ6z-_RgSA_bx5adkvzQBTZ70eKfs-zkM7YEi7OFNArWQfOQ2SQI6bJFGq6E_46mY1_JKBtF_KcQ/s1600/CIMG7555.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhE3s7SCvL-dv_c2cYeGZjRTb0u_rdd7A4YM32cERQQdN-xv3Oeqbl_OTFy3lGurQoqMHQKYrZQKz-PIL75oY1pDAxJZziq01k41rOHIWy4hfOzSUlPUAhL9xJUiQ0EiEaYmV3GoA/s200/CIMG7558.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEittKA0-uzydibA1FnmpRUJdXf6NKVDht4Cq3QjD360EJG_a7HDerpCEgMuPTr2qgwbt9zm3H5ajLGwRsknRU9FrNdQ8XU2kKwyNEN0Hm-CPJxYlFiQOE9gdLd4mbnAokGosGrJdw/s1600/CIMG7560.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjpwy7bzECZ9MPWKO8Ouk0JQHRLdSpRlxKFhD23lUp65Cj0n9CYGVZFg9yqEsVCm2uQYXSb40SJz1hUxhW7bstKzvMNuaKu0P0WN04vjJ_PfwXJXOv5-srGk05R6DpcN26Ur4Zhuw/s1600/CIMG7561.JPG

AHMED-İ HANİ

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjqn44xFMowMoWeLxMVwvgEq6-K6_S0o6dQbQArkXTsM5yzcJcu-mqBFH7e8ot0Mw0iIOFM4DpI_OAfzV6okkevTRUXCtBEIlC6Hsio5-Lvrquw-48CirlYm3ny9sMZus5ExBEuGQ/s200/CIMG7564.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgExb1q_uI1O1rm5wvepmRGVP0mqfGcH8ock011h5FI_6JdApBqd1x-rV8jyEZjzLNmIYrvHln2L4khLCr56ivdUkOV1eP7MkViNoMgCNppCwYD1-46k5K6uio3K2jStGZGA8hCGw/s1600/CIMG7565.JPG

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhIXPRD-a0I-6uJszX-6-PkgXAQL6DSFSZx6oKaTOFiG7QZ1dzG-gjunboLTSpVCRzMSgRCTu6seLCWhG7f3PGvA3ORDa0UaAZbMLgN1FOIqs-DMU4fUdeFQxHFiCVn28MX7sJx1w/s200/CIMG7566.JPG


Elde bir avuç kalan meşhur " VAN KEDİSİ" heykeli

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhsgjyamVdAZIolkA7NAynRn4YXGkjFQsflvz2UY2NDB2be3ZyyOUyIWG4KU5TjKZRhwz6thYz3grpxmSmJL5OE_4H2h5KUDTFV3ePA-dsgvxSTT3JM4l83NpXnp6bTjkGZOaWv-w/s1600/CIMG7592.JPG

 

 

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjH1dgsCJgMb3rcjuDPZsgmxXnlLRXcZNMxnNpvk8PLLtIEMtCeUSGaynb2m5WvXVaUr3Dc16opfAl0mV9sg1iI_zjsVrCBwV4mf0UWPY7ycWImn6JkztNwmunsAIvs8-Ztd4ouDg/s200/CIMG7206.JPG

 

 

 

 

 

.

 

 

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh2mLEpRHi8ODJXlum2_VbG2nhcSQKW284mxxVDPFe7d50CmcSdryjmusxshRFqqC5eO_tMEvxufsbAxO7u71UO2aIz7uuC0NZKKD6ln4dAeNtbztZ-XBqgO8gfb_4_qgcweO3aMQ/s200/CIMG7344.JPGhttps://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhYqE73DT51eqpojYqxHFS4g7hiOPCqog2EtTJ4LP11BsQDzVXz47AoVuU2CMF7quPCzG6wK0zGwmHTfUWXx9pubnOwN0nWfAVcAY8k7kWyvjL_3lYjq-LW4uAZGJ8EIG1-kOR8HQ/s200/CIMG7362.JPG

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgpCWYu6tWnYrL0MIZ2roUhxnNO3gDKKDUiELHwPH4co_ueLDpBMzywqBi9h9A9mW3KTZm2MI4gls7aWZd3PB5ysPOtrz1PqBgjV2w_I3JPscuCfomJpuDhAYUJHJU7AKFX51SRHA/s200/CIMG7361.JPG

 

 

 

 

 

 

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiEGa1yhPBExiC3W8O43_ifVrSeLW08R3ialU8y9lxHna01GjSagEV8yuouw7Ub2PFcHOW7z3veaIkvn0viJL-X4vH6y4347wWpBASzJlzAv_rUuA0_KHavbQR56YJPmtp0sbSzww/s320/CIMG7333.JPG

 

 

 

 

 

 

 

"KATLEDİLİR

Şuracıkta ki geminin kırık yelkeniyle

Okyanus da giden arasında ne fark var?

İkisinin de düşmüşse bir yıldız peşine

Ay ve Zühre…

 

Gemici… Umut… Korku aynı değil mi?

Tahir, ne arar?

 

Züleyha…

Leyla gibi bakan göz

Zalimlere teslim edilince alın yazısı

Mecnun’dan habersiz katledilir"

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiBWD82O_nPRwemyVQqwYBqcJ4lvMVAjXubPTCk834EVVQxYhZk1r2PBgq59-OvHXLGsFK1EcFlR-4tPv9FavkISMLZ3TBVlXiy3orGLi8ea4s01Lj6FZBOlQM1maEHOXxqcj9xWQ/s640/CIMG7229.JPG

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiOkksp6jBbXJexL0lIumDfPEzXH-AypTth7046lGx9aH96-oHS-Qy7TyiSE7DCHxFUUd-fJpPLgtdI66AoDE9AJT192iWDz9uxjiatTaLWhOSsMigngpmOgpMQnNe8u1Ru-8Qzzw/s200/CIMG7231.JPG




 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh1v-nd0Yg_l2bMfmWZp0pET981PYuPhqHF_jZpuYDT1pJnowi-FtMz-RCT-BczAWwNJBgCnxB1eG0zCcD_VY_QUz-YsJ1QoLXi8PaaEcC954UZ6nybqekuhQZ6_kJlnhTjijnlEg/s200/308755_159249544162054_100002310273734_321401_1070754046_n.jpg

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhbpDhS2zhYUNDRAm5i54xR4Q8jg7u1pN_UCxyJ0KH02LSnBg5mPG1DWODyiesmkDCWhBmr6TlSGyrgNFiv8mm3SfUGZHecSN2I-G-bMr5iQXkK58x8E7YywjEmhGfQcKygF93Hpg/s640/CIMG7244.JPG

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhmmnWE0DS2qE05vdNrccedQSkDSsTHs3HlHhLEkglvbPdVTyvKNkRy2NBzllTlDB5ZoZGoiLJTV0jCC2YQvrRZjV2G2p9Nz2A_fIqfwIc_ZDecEdvvieqMnq_mjY9TTKfFyyYmjQ/s200/CIMG7209.JPG

 

 

 

BÖLÜM lll

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhqBIort-gsjAXMnu2wE7O1BZonh55XSyfJaGG2iuVJmtpIGs8AvjFDakUpYpl0r19wjiXL74h5Tj9Lo_-QdF59nG3K2WuFtNcTWBekqJeF79JheiSAkvdapc4ehgOz8NgWDG0NEg/s640/CIMG7247.JPG

 

 

SEN ANLAT, EMRAH DEDE

 

Git, halini anlasa Emrah anlar

Sözü yetmez ise halk sazını dinler

 

Yüreği kırık, sinesi dağlıdır

Dediler; özden Hakk’a bağlıdır

 

Zalimi yerer, mazlumu över

Selvihan der de Hak için ağlar

 

Hakka gönülden bağlıdır özü

Ana değil asırlara ses verir sözü

 

Emrah, sabır eder gönlü ganidir

Mazlum kaybetmez, Allah; kadirdir

 

Yorgundur yüreği, ayağı sefildir

Kendi kanmaz, başkasına sebildir

 

Giydiği kumaş, yediği ballı yağlıdır

Bakmayın;  yağı; zehir.. Balı; ağudur

 

Hacı Bektaş’tan haber geçer

Pir Sultan’dan name söyler

 

Yunus,  Mevlana’dan aşk içer,

Karacaoğlan’dan alıp ses verir

 

Ayrıkları ayıklar, çeşidi bir eder

Renkleri birleştirir, kilim eyler

 

Ana, güne değil, gönüle söyler

Dünde kalmaz asırlara ses verir

 

Müjde bekler taa İsfahan’dan Tiflis’ten

İnsaf umar; Şah Abbas,  Kuğu Bey’den

 

Mezarın hani, nerde sarayın taşın

Karalarda değil deryalarda arayın

 

Nefes yetmez de saz ile gel, eder

Ölür, ötelere sevdiği ile bir gider

 

Muradına eremez, yeryüzünde çar naçar

Kabrinde biri beyaz biri kırmızı gül, açar

Deki; bu bağlarda bir güzel inler

Mazluma set olanı, bekler zor günler

 

Şu Erciş’in bağında ahu zarım var

Sinesine ateş düşmüş, Selvinazın var

 

Selvinaz misali, salınıp gezinir

İçer zulümleri, Hakk’ı çağırır

 

Ercişin  çimeni çok  boldur yeşili

Kapanmıyor gönül  yarası, deşili

 

Divane; söz bilmez, dili dönmüyor

Sözü tesir etmiyor, sesi yetmiyor

 

Dağlar duymuyor, Angara’ya gitmiyor

Şah Abbaslar çok, zalimler bitmiyor

 

Sanma bu devran devam eder, ağalar

Mazlumun bir” ah”ına yıkılır dağlar

 

Bedeli ömür mü?..   Kara göz - hilal kaşın

Erciş, bu ah kalmaz yerde, kaybolur aşın

 

Süphan;  sen de seyret, yıkılır başın

Hak, mazlumdan yana zor olur işin

 

Deryalar kabarmış, volkan kaynamış

Muhkem kalelerin denizleri boylamış

 

Takdir o; inciler, kefaller de oynamış

Zalimler azıp, zulümlerde doymamış

 

Şah Abbas Bilir miydi? Binler zalim var

Devran hep aynı döner, zalime olur yar

 

Şu âlemin zalimi de mazlumu da bitmiyor

 Devran aynı kalsa da  plan  aynı gitmiyor

……

Bade sunsak, kimse zehir diye içmiyor

Avazım duyulmuyor,  sözüm geçmiyor

 

Sen çal - söyle; sazın – sözün dinlenir

Emrah,  yedi âlem beş kıtada adın ünlenir

 

………….

 

Emrah dede bu âlemde şah Abbaslar bitmez

Söylerim fakat değil angara şu dağlara gitmez

 

Şu dağlarda volkan volkan ateş parlıyor

Zalimler zevk alıp devamlı harlıyor

 

Sevgi çiçekleri değil otlar bitmiyor

Bülbül ötmüyor, gülü kokmuyor

 

..

Sözümüz o ki asırlara çağrıdır

Derdimiz bir, başımızda ağrıdır

 

 

Acı halkın,   milleti izliyoruz

Gündüzleri halkı dinliyoruz

Seherlerde âşıklarla inliyoruz

Derde derman var, biliyoruz

Halk uyanır mı bilmiyoruz

 

Selbinazım, Beyaz gülün nerde

Derdinden Kırmızı gül harda

 

 

………

Seherlerde yalvaran sen misin?

Halkın acılarını bilen sen misin?

 

Dağlardan esen yel misin

Coşup çağlayan sel misin

…………….

Kardeşlerim yad ellerde kaldı elim ermiyor

Zalimler kesti yolları, kervan varmıyor

 

Oğul - ana farklı toprakları boyluyor

Koyun kuzu ayrı diyarlarda meliyor

 

Arayanlar birbirini neden bulmuyor

Kardeş kardeşin namazını kılmıyor

 

Komşu komşunun yüzünü yumuyor

Para çok da karın niçin doymuyor

Atılan oklar hiç  hedefini bulmuyor..

 

Sınırlar düz çizgi, dörder köşeli

Ben bu derdin ateşine düşeli

 

Beyaz soldu,, Kırmızı gül kokmuyor

Belim bükük, Yâd ülkeler aman vermiyor

 

At bizimde neden eller yediyor

Gözüm kan yaş, dilim ah ediyor


Ta ezelden oldum senin aşıkın

Kim sahip olacak, benim yaşıkın

 

Ellere mi minnet edersin  a cananım

Yad ellerden umut beklemene yanarım

Yâd ya böler ya kendine alır, unutma

Koruyucusu kendin olursun unutma

 

Yıkma, bozulur, kırılır gönül kalesi

Divanenin çektiği şu ayrılık belası

 

Sabır et. Bakalım Hak, ne eyler

Sema, dağ, ova deniz ve yerler

 

Divane; uzatma, çok söz söyledin

Tüm kâinata bakıp tefekkür eyledin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


TURNALAR UÇUN

 

Turnalar uçun

Kaleden geçin

 

Horhor'dan için

Selam edin turnalar

 

Varın anlatın

Ahlat'a konun

Malazgirt’e ulaşın

Ilara halleşin

ah edin halimize turnalar

 

.............

 

Bileğinde kelepçe, başı dik geçip gittiğim

Günü gün etmek varken zindanında yattığım

Denize benzer çalkantı bitsin diye sabır etiğim

 Zulümlere baş koyan bir  ziyaretçin  var

 

Bu ellerde geçti benim gençlik günlerim

O demleri anar, bugüne de yanar inlerim.

Dertlerim destan kendim okur dinlerim

İçimde halime ahu zar eden bülbül var.

 

Uçun turnalar, uçun burada sefa yok;

Kan çağlıyor dağlar, nefes için hava yok;

Çığlığıma cevap verecek yürek yok

Bu yangın yerinde, donmuş yürek var

 

Evreni uçuracak uranyumu tutan

Dünyayı temizleyecek sodaya kapan

İnci kefallere mesken, kaleler yıkan

Devinince saraylar dibine çeken şu deniz var

 

Uçtum kuşlar gibi gezdiğim yere;

Her dem dağlarında mor sümbül olur

Cehennemler içinde bir serin dere

Dikenler içinde açan taze gül olur

 

Divanesin kederin başından aşkın,

Dertlerin dağlar gibi başından aşkın

 Şu Van Denizi gibi daima taşkın,

 Millet için her an  çarpan   bir gönül var..

%%%%%%%%%%%%%%%%

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"EREK DAĞI’NIN DUMANI”

 

Erek Dağı’na çöken dumanı

Zalim felek vermez âmânı
Katillerin olmuyor dini, imanı“NÖBETÇİ“

 YA DA

 ALEM-İ  “ İSLAMI’N MEZAR TAŞI”

 

 

 Kaleden bakınca , tam karşıda..

Ecdat yadigarı Akköprü’nün “ak”lığına inat,Toprak Kale’nin karalığına  bürünmüş..

Güneş doğarken başını kaldıran Van şehrinin tam karşısına gelen..

Adeta..

“Allah, seni yanlış yarattı” diye “Hak”ka bühtan eden “

Kürdün alnına yazılan

“Ne mutlu türküm” denen milleti bölen

Tahrik , tahrikten öte ihaneti gördüm ..

Bölücülere zemin oluşturan , koz veren  “insanı” değil kör kavmiyeti öne alan “zulüm devri”

İmaları..

MİNARE

Yıl 1979..

 

0 Gelir Bana şirinde ;

 

“Kalenin ucunda bir yırtık bayrak,
Parçalanan benim yüreğim, değil bayrak..
Kara bulutlar dolaşır vatan sathında
Vadi derin, güneş ufuk sırtında
Sanki Hoşap suyu kıvranır bana
Ben giderim, o gelir bana
Ötelerden yük taşır gelecek zamana
Vatan satanlar kelepçe bana
Çünkü dünya riyakardan yana
           “

 

 Diye haykırdığımız zaman diliminde…

Yüksekova’dan “kelepçeli” gelip, üç gün zindanda yattık.

Ertesi gün Komando Gurup Komutanın ifadesiyle , “Yaslı gittik, şen geldik”

 

Akdamar adasını ziyaret etmiş. 

 Kainata akşamın şalı örtülmek üzere. 

Bir ezan yükseliyor; dünyaya , arşa.. 

Dinliyor ve o günkü duygularımızı Ezan şirinde kaydetmişiz.

. İşte  o kayıtan bir bölümde 

" Bir akşam ezanı Gevaş  önünden.. 

Ya  Rabbi.. O ne haz, o ne lezzet aman..! 

Sanki çıkıyor Habeş-iBilal Hançeresinden 

Kainat susmuş; geliyor Resul Mescidi'nden 

Kara, su, hava,  ne varsa olmuş; bir 

Her şey tesbihte, Allah, bir.." 

demişiz. 

 

Ve Van’ı geziyoruz

 Kale’ye çıktık..,

Kat kat kale.

 Tamam zemine iniyoruz diyorsunuz, kendinizi bir başka dehlizin damında buluyorsunuz.,

 

 

Rus işgalinde hançerlenerek yaralanan VAN..

  Rus ve diğer Haçlı istilacılara kiralık katil olarak tutulup, 
Anadolu'yu boğmak isteyen  Ermenilerce kadın, çoluk çocuk demeden ev bark ne var ise. Cami, mabet tüm kültürel varlıklar yakılmış.

Şimdi görünen manzara, yakılan bir medeniyetin izleri..

Yıkık camiler, hanlar hamamlar.. Şerefeleri kopuk, camisi yerle yeksan edilmiş minareler.

Sivil mimariye ait bir şey kalmamış… Ne var ise Ermenilerce tamamen yakılmış.

 

Kalede güneye bakan yamaçta bir kaya kütlesi.

 Kayada   “Urartulardan kalma “ermeni” eseri denen yazılar mevcut. Eski eserleri koruma adına “demir kafes ”içine alınarak muhafaza edilmiş,

Fakat..

Kalenin önündeki Türk –İslam kültürüne ait eserler mahzun.

İlgi yok. Tabiatın insafına bırakılmış.

Kalenin zirvesinde bir minare..

Ermeni zalimlerince  yakılan  Van şehrinin, "Şahidiyim" diye direnerek 
ayakta kalmaya çalışan ecdat yadigarlarına ilgisizliği görmüş, .. 

Van Kalas’ında  tıpkı o günkü şartlarda ülkemin  durumunu ortaya koyan; 
 camisi yakılıp, şerefesi yıkılmış, kaidesi  oyulmuş minarenin mahzun haline inat  bir kayada ki Ermenilerden kalma " bir  kaç harfi" korumaya alarak gösterilen alakaya da üzülmüştük. 

Ancak  Gevaş ‘da okunan ezana ve  “alem-i İslam’ın mezar taşı “denecek kaledeki  yakın tarihi yad eden ve geleceğe taşıdığı mesaja  inat, cemaati olmamasına rağmen Akdamar'da  "çan çalınacağı" aklımıza  gelmesi şöyle dursun, hayal ufuklarımızda  dolaşması mümkün değil idi 

Evet O minare ..

Çevresindeki cami ve küllüye dahil her şey, yakılıp, yakılmış.

Tek başına “nöbetteyim” der gibi hala ayakta.

Ancak..

Şerefesi dâhil yarısı yıkılmış ve böğrü deşilmiş, kalınca bir minare.

Evliya Çelebi şahidi, Sultan Süleyman  emaneti,  bu minare, bana her yerinden saldırıya uğramış, gençleri sokaklarda bir hiç uğruna öldürülüp heba edilen ülkeme benzer geldi.

Sanki halin tercümanı gibi. İçerden dışardan saldırıya uğramış ülkemin, milli değerlere kıymet vermeyen yetkililerin umursamazlığı, milletin öz değerlerine sahip olmasına rağmen bunu  aktive edememesi halinin timsali..

Ve şu haliyle bile istikbale ümit veriyor.

Buradayım ve

 “NÖBETTEYİM ..”

Ayaktayım der gibi

Yıkılmak üzere ama  milletin kendine geleceği, yeniden medeniyet inşa edeceği günü görmek için direniyor.

Yeniden gülistana ermek için direniyor..

Bu minare bana bu duyguları ve  onun  tabiatın haşin tavrına milletin  içinde bulunduğu hale, yetkililerin umursamazlığına karşı  direnişi umudu  da verdi.

“Nöbetçi “  ya da “alem-i   Islam in mezartaşı”

 

Yakan bağrımı, delen kalbimi

 Kaledeki hüzünlü minare

Memleketime benzerdi..

Haykırıyor;

Sarmış sağı solu

Daralmış ihanet çemberi

 

...........

 

Manzara bu.

 Hal, acı.

Fakat..

Umut..

Demiri eritecek Hz. Davud gerek

Tebriz’e yol açacak Süleyman han gerek

Gel kardeş, Horhordan içek

Haydi, sırra erek

Anlayana neler neler verecek

…Kaleye  girek

"
Bu gün bir başkadır,   gül kokan dağlar
Sümbül, solgun, analar zarda,  bülbüller ağlar..

Kuzular katlediliyor, silamın koynunda
Nefret  ateşleri yanıyor  babaların bağrında
.................

Afyon içirmişler bizlere, sarhoş gideriz

Bu gafletten uyuyanmadan batağa gideriz

Kurtuluş vardır elbet hep söyler dururuz

Ümidimiz  var.. Sevdamıza ereriz

Ne ki, derdin dermanı Yar’a yöneliriz

…….

Temizler mi, van gölünün sodası?

Tek müşterek ses, tevhit sedası

...................

İşte Tebriz caddesi, Süleyman gerek

Süleyman yok.. Kim gidecek

Birliği tesis için, Selahattin Eyubi gerek

 

Ötüyor Erek dağında kelikler

Dağlar kan çağlarken onu

Kim dinleyecek

İnlere yuvalanan hainleri çıkaracak

Kılıçaslan gelecek

Şu kalenin her yerinde  ne sırlar gizli

Dağların sır vermez, adetten belli

Hali okuyan,anlayan gerek


Duyacak, anlayacak feryadım benim
“Yüz üstü” sürünme, “ayaya kalk”, gün senin

Artık gülme sırasıdır Dicle Fıratın




…….

Anlatıyor dokuzyüz onbeşin kara gününü

İki Nisan dokuzyüz onsekizi dününü

UÇUN 

 

"Nice Ateşler Gülistan Olur"

 akıl başa gelince

Ders çıkarılır, ibret alınır da

nice şerler hayr olur

 

Ya Rab, bize halis niyet, akıl ver

"Her kışın bir baharı,

 Her gecenin bir aydınlığı var

 

Sanki

Yıkılmış ve yakılmış mamureler

, “Alem-i İslam'ın mezar taşı”,

İnsan olanın sızlar bağrı başı

 

Yıkık minaresi, mabedin bize zül gelir

İnsafı imanı olana türlü türlü hal gelir

Verdiğimiz selama, nice sedalar gelir

……………

Medeniyet için kazmayı vurmuş buraya

İlk gelen tapluluk, mühür basmış Anadolu’ya

…………..

Bildiğimin kimini açıkça yazdım

Kimi sırları, hecelere kazdım

…………..

Güneşin terk etmeye kıyamadığı şehir

Nice çileler çekti, gördü nice kahır

Doğacaktır, alemin beklediği tan, zahir

 

Bekler mi Tilki tepeyi mekan tutan bir mahir

 

Bir mahpus gecede, tilki uykusunda

Düşündüğüm hülyalar,  gördüğüm rüya

Kim bile, kim anlaya kim duya

Karalara sır, yazdım kağıt yerine suya

……

Bentler yıkılır sular aslına gider

 

Medeniyet kuran, yine inşa eder

……………..

Şamran Suyu'nu taşır yalaklar

Horhoru’ ne bilsin yalaklar

 

Sade şamran değil

Akardı zalimlerin akıttığı insan kanı

Kendini ilah bilenler, alırdı mazlum ahı

…………….

Van kalesi anlatıyor, dinliyoruz

O gün bu gün mazlumlarla inliyoruz.

 

……………

İnliyoruz, şu çimlerin kapladığı hayat dolu şehre bakıp

Ne var ise yok etmişler toptan yakıp

Çizgi çizgi sokaklar, yol yol cadeler

Viran olmuş yapılar, boynu vurulmuş, yanı yıkık minareler

Unutturulmuş, hafızalar silinmiş

Fakat hadise her şeye sinmiş

Kazınmış yangın, külleri her yere binmiş

Katliamki.Anlatmak zor.

Deri kaşınıp, yaradan öte kansere dönmüş

 

Moskof seyretmiş, İngiliz cesaretledirmiş,ermeni emmiş

 

Mezalim ne, soykırım olmuş

İnsanla doymamışlar kan içiciler

Ev , han , hamam, camii ne varsa  yanmış..

 

……………

 

 

 

 

 

UMARMIYDIN…!

 

Sanki Akif,  Kırımlı Müslüman ağzından  Hilafet başkenti İstanbul’u değil de  yakılan Vanı’ ve şimdiki manzarayı, bana  anlatıyor…

 

"Umarmıydın ki; mabedler, ibadetlerden yoksun olsun

Ezanlar arkasından ağlasın bir nesli meyusun

 

Umarmıydın, cemaat bekleyip durdukça minberler

Dikilmiş dört direk görsün serilmiş bir yığın mermer

 

Umarmıydın; tavanlar yerde yatsın rahneden bitap

Eşiklerde yosun tutsun örümcek bağlasın mihrap

Umarmıydın; o taşta devrilen, bünyan-ı mersusun

Şu viran kubbelerden böyle son feryadı dem tutsun"

 

 

 

BÖLÜM lV

 

 

 

 

 

 

Zulmet; sardı dağları

Denizi, ovaları…

Halimize ervah ağladı

Rahmet olup, düştü Van'a

 

İstedik kaleye varalım

Ervah ile hem hal olalım

Ne olmuş, anlayalım bilelim

..........

Hakanı yok

çadır yırtık

Lime etek

Otağın direği gitmiş

.............                "

 

"  BORAN” İLE VEDA

 

Kalenin saklı ruhundan

Boran ile birlikte ayrıldık.

Vatan yapan ataya

Binler dua gönderip

 Sırrımız da kalan hadiseleri..

……… rahmete uğurladık

...............

 

hazın hazın bakıyorum eski hatıralara..

Derdimi döküyorum kara satırlara

Kimse bakmıyor ortak hatırlara

Şahidim  ağlayan bulut, sağanak  rahmet?

Can verir, karalar bağlayan dağlara

………….

 Ey şura da, bura da gezen şaşkın kişi!

 Şu karşı ki dağlara çıkan

Ovalarında  tefekküre dalan,

Hale ağlayan ilk kişi sen değilsin!

Bu sular.

Bu çiçekler..

 ne insanlar gördü bilsen,

Kendini ilah zanneden Nemrutlar..

Sağnak sağnak rahmet olan

Peygamberler,

Davutlar

Nice evliya,

  Şanlı  gezgin,  Çelebiler

Gziler,

 Şehitler

Sultalar sultanı Süleymanlar

Nice hal adamları,

 edep timsalleri akıp gittiler

Kimileri de senin gibi, bön bön  bakıp gittiler

Kimi  “Içkın” deyip, kimi “rebez” peşinde koşup gittiler

………

 

Kim sordu kim dinledi

Bu surlar, ne surdu?

Burası gaziler, şehitler yurdu.

 

Şu şehir, yüz binlik kurban

Medeniyet, ne var ise yanan

Burası emperyal hayallerin son bulduğu

Burası Moskofa kılıcın çekildiği

Ermeni’nin her şeyi yaktığı yerdir

Burası Sultanlar Şahı Süleyman'ın emaneti

Alpaslan'ın otağ kurduğu yerdir

Burası Hac’ın karanlığını Hilal’in yırttığı yerdir.

Burası gazilerin gezdiği, şehitlerin yattığı yerdir.

 

Burası batı ve batıl akılsızlığının kör ettiği

Medeniyet güneşinin aydınlattığı yerdir"

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"EREK DAĞI’NIN DUMANI

 

Erek Dağı’na çöken dumanı

Zalim felek vermez âmânı

Katillerin olmuyor dini, imanı

Sapık düşüncelerinin esiri,

Savaş baronlarının kiralık katilleri

Bilmiyorlar, anlamıyorlar…”İş”leri

ABD, İsrail savaş sanayinin finansörleri"



 

 

 

OLACAK ELBET GÜLİSTAN

Ezan sesi arıyor, viran mabetler

Aynı sevdalarda buluşmak için

Yan yana erişmek için

Susması için aykırı müziklerin

Kapanması için küfreden ağızların

Sarhoşların ayılması

Kahbelerin ayrılması için

Kudurmuş kan içicilerin..

Ezan süresince "insan" olması için

Karanlığına gömülmesi için Hac'ın

Kimliğini hatırlaması için piçin

...........

Ağlayan kınalı kekliklere

Ebabiller yardıma gelir mi bilmem

Gönül bağını kurar mı bilemem

 

Fakat…

Sana diyorlardı, mazlum

Gelen gün, zalime hüsran

Gönülden gönle akan

 

Şefkat,  merhamet çağlayan

Işık hızında evreni saran

Sensin medeniyet kuran insan

İnşa edebilecek sadece sen

Sende, kaynak sende irfan

Olacak elbet gülistan

Dikiliyor fidan…

….

 Ne düşler, ne hayaller görürüm

Şu denize dalıp dalıp bakanda

 

 Hayal değil gerçekleri görürüm

Şu kaleye gelip, burca çıkanda

 

Gülistana erersin, bunu  umarım

Karanlıklar gidip güneş açınca

 

Zira..

Medeniyet ışığı; hep  doğudan doğar

Yüz yıları esir alan Batı karanlığını yırtar

Devran, dönmek üzere

Dünya döner de

 Medeniyet meşalesi sabit mi sanırsın?

Muştusu bugün, zevali yakın

Çöküyor batılın gücü

Biz görmeyiz, amma

Habercilerin çığlığına bak

Tan ağırmakta

Sizler göreceksiniz, “gül vaktini”

Zaman,mekan  çekiyor sizi

Varacaksınız gülistana…

Boşa değil “bahar” temizliği,

Boşa değil batıdaki boğaz sıkıntısı

….

Yeşerecek bağlar, bostan

Olacak elbet gülistan

Dikiliyor fidan…"

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"  GÜLİSTAN”

Gülistanı göreydim, ne olurdu?

Eşkıyaya susan, sinen Van

Ben ah edeyim sen yan

Kale viran, mescitler yıkılmış viran

 

Toprakkale’de âleme yayılan

Kara (hava)  yasta

 Ancak beraberiz, her savaşta

 

Kol geziyordu anarşinin, tozu dumanı

Şimdi eşkıya hâkim olmuş

Yok ki insaf,  imanı

Zalim zihniyet dinlemiyor, âmânı

 

Besleniyorlar kandan kinden

Kurtuluş sedası "Tekbir" ikliminden

 

Zalim, alnına asmış kara yafta

Beraberiz beş vakit aynı safta

Eşkıya intikam der,  kan içer

Analar ağlatıp, fidanlar biçer

 

İslam için yanan can

İşte ispatı kale ve şehir

Eşkıyaya, susan kanan Van

Başında karabulut, içtiği zehir

 

İstikbal senin, dursun bu kan

Yakılan yerle yeksan edilen Van

İster yürü, ister eşkıyaya kan

Bahtın açık, bahtını yad ellerde san

 

Dün bu gün

Gülistan iken

Belli değil mi ?

Bağrına hançer çeken

 

İnsanı bırak, kültürü kül eylemiş

Söylediği açık,

...... Kalede gör.

.......  Ne söylemiş

Düş güzel olsa da hakikat çıplak

Yanmadık ne insan kalmış, ne toprak

Dile gelip anlatsa otla yaprak

……

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"KATLEDİLİR”

 

Şuracıkta ki geminin kırık yelkeniyle

Okyanus da giden arasında ne fark var?

İkisinin de düşmüşse bir yıldız peşine

Ay ve Zühre…

Gemici… Umut… Korku aynı değil mi?

Tahir, ne arar?

Züleyha…

Leyla gibi bakan göz

Zalimlere teslim edilince alın yazısı

Mecnun’dan habersiz katledilir"

 

AĞLAYAN GÜZEL GÖRDÜM

 

 

Ağlayan bir güzel gördüm

kalbi temiz, ruhu pak

İman abidesi nineler

 

Yüreği kara, kalbi yara

Millet birliğine

Millete ters adamlar gördüm

 

gönlü aşkında, 23 yaşında

Devrin Şah Abbas'ına kul

Zulme esir,

hiç laf etmiyor tesir

Gönlü yaralı

Bahtı karalı bir güzel gördüm

 

Erciş’te aşkına ağlar bir Selvihan gördüm

Cehalete esir, kadere boyun eğer buldum

"Buralar böyle", bu iş  “zulüm se zulüm

Elimizden bi şey gelmiyor” diyen çaresizler gördüm

 

Atom hızında buluşmaya göz kapatıp

Seveni "töreye" kurban edenler gördüm

Aşkına yanıp kavrulanlar gördüm

“Kader!...” diye zulme boyun eğenler gördüm

 

Van denizi durgun, yorgun mu bilmem?

Mehtabı solgun, hasta mı bilmem?

Saf ve mahsun,  aşkın yası mu bilmem?

Sanki Süphan,  başında siyah tül gördüm.

 

.............

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SELVİHAN GİBİ

 

Gülüstan olur mu gönül

Şah abbasın yaptığı gibi

 

Selvihan misali, Emrah'tan uzak

İdeoloji tertemiz sevgiye tuzak

...........                       "

 

"





 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

EMRAH’I  ANMAK VARMIŞ

 

Bir garip yiğit

Atom hızında sevgiyi seçip

çok masraf edip

Kaftan kafı aşıp,

Bulutlar üstünden uçup

Kader. Ercişin suyunu içip

Emrah'ı anmak varmış"

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HİLAL’E SEVDA

Kim ki şu Hilal’e sevdalıdır

Yanıktır yüreği, kalbi kırıktır

 

Güzü güler ama bağrı yanıktır

Derdinden erir, esas kıymettir

 

Ötelerden yanık yanık ses gelir

Ruhu saran mesaj gelir, söz gelir

 

Hazırsan ser vermeye Hilal uğruna

Acılara direnç, sıkıntılar hoş gelir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SEVGİ DAĞLAR, ,ENGELLER DİZİ DİZİ

 

Atom hızında coşan sevgiyi

Kesecek ilaç mı vardı

Araya APO denen zalim girdi

 

Bulamadık kılavuzu bir izi

Esnafı, imamı şeyhi götüremedi bizi

 

Sevgi dağlar, ,engeller dizi dizi

Laf kar etmiyor,  dinlemiyor sizi

 

Aslında seviyor, düşünüyor, kızı

Sevgiye engel,  içinde büyük sızı

 

Apo Akın diyor; “Nasip , kader imiş”

Her şey tamam, onayı “örgüt”  vermiş

 

 

 

 

 

 

 

 

//////////////////////////////////////

SEN ANLAT EMRAH DEDE

 

Git, halini anlasa Emrah anlar

Sözü yetmez ise halk sazını dinler

 

Yüreği kırık, sinesi dağlıdır

Dediler; özden Hakk’a bağlıdır

 

Zalimi yerer, mazlumu över

Selvihan der de Hak için ağlar

 

Hakka gönülden bağlıdır özü

Ana değil asırlara ses verir sözü

 

Emrah, sabır eder gönlü ganidir

Mazlum kaybetmez, Allah; kadirdir

 

Yorgundur yüreği, ayağı sefildir

Kendi kanmaz, başkasına sebildir

 

Giydiği kumaş, yediği ballı yağlıdır

Bakmayın;  yağı; zehir.. Balı; ağudur

 

Hacı Bektaş’tan haber geçer

Pir Sultan’dan name söyler

 

Yunus,  Mevlana’dan aşk içer,

Karacaoğlan’dan alıp ses verir

 

Ayrıkları ayıklar, çeşidi bir eder

Renkleri birleştirir, kilim eyler

 

Ana, güne değil, gönüle söyler

Dünde kalmaz asırlara ses verir

 

Müjde bekler taa İsfahan’dan Tiflis’ten

İnsaf umar; Şah Abbas,  Kuğu Bey’den

 

Mezarın hani, nerde sarayın taşın

Karalarda değil deryalarda arayın

 

Nefes yetmez de saz ile gel, eder

Ölür, ötelere sevdiği ile bir gider

 

Muradına eremez, yeryüzünde çar naçar

Kabrinde biri beyaz biri kırmızı gül, açar

Deki; bu bağlarda bir güzel inler

Mazluma set olanı, bekler zor günler

 

Şu Erciş’in bağında ahu zarım var

Sinesine ateş düşmüş, Selvinazın var

 

Selvinaz misali, salınıp gezinir

İçer zulümleri, Hakk’ı çağırır

 

Ercişin  çimeni çok  boldur yeşili

Kapanmıyor gönül  yarası, deşili

 

Divane; söz bilmez, dili dönmüyor

Sözü tesir etmiyor, sesi yetmiyor

 

Dağlar duymuyor, Angara’ya gitmiyor

Şah Abbaslar çok, zalimler bitmiyor

 

Sanma bu devran devam eder, ağalar

Mazlumun bir” ah”ına yıkılır dağlar

 

Bedeli ömür mü?..   Kara göz - hilal kaşın

Erciş, bu ah kalmaz yerde, kaybolur aşın

 

Süphan;  sen de seyret, yıkılır başın

Hak, mazlumdan yana zor olur işin

 

Deryalar kabarmış, volkan kaynamış

Muhkem kalelerin denizleri boylamış

 

Takdir o; inciler, kefaller de oynamış

Zalimler azıp, zulümlerde doymamış

 

Şah Abbas Bilir miydi? Binler zalim var

Devran hep aynı döner, zalime olur yar

 

Şu âlemin zalimi de mazlumu da bitmiyor

 Devran aynı kalsa da  plan  aynı gitmiyor

……

Bade sunsak, kimse zehir diye içmiyor

Avazım duyulmuyor,  sözüm geçmiyor

 

Sen çal - söyle; sazın – sözün dinlenir

Emrah,  yedi âlem beş kıtada adın ünlenir

………….

Emrah dede bu âlemde şah Abbaslar bitmez

Söylerim fakat değil angara şu dağlara gitmez

 

Şu dağlarda volkan volkan ateş parlıyor

Zalimler zevk alıp devamlı harlıyor

 

Sevgi çiçekleri değil otlar bitmiyor

Bülbül ötmüyor, gülü kokmuyor

……

Sözümüz o ki asırlara çağrıdır

Derdimiz bir, başımızda ağrıdır

 

Acı halkın,   milleti izliyoruz

Gündüzleri halkı dinliyoruz

Seherlerde âşıklarla inliyoruz

Derde derman var, biliyoruz

Halk uyanır mı bilmiyoruz

 

Selbinazım, Beyaz gülün nerde

Derdinden Kırmızı gül harda

………

Seherlerde yalvaran sen misin?

Halkın acılarını bilen sen misin?

 

Dağlardan esen yel misin

Coşup çağlayan sel misin

………

Kardeşlerim yad ellerde kaldı elim ermiyor

Zalimler kesti yolları, kervan varmıyor

 

Oğul - ana farklı toprakları boyluyor

Koyun kuzu ayrı diyarlarda meliyor

 

Arayanlar birbirini neden bulmuyor

Kardeş kardeşin namazını kılmıyor

 

Komşu komşunun yüzünü yumuyor

Para çok da karın niçin doymuyor

Atılan oklar hiç  hedefini bulmuyor..

 

Sınırlar düz çizgi, dörder köşeli

Ben bu derdin ateşine düşeli

 

Beyaz soldu,, Kırmızı gül kokmuyor

Belim bükük, Yâd ülkeler aman vermiyor

 

At bizimde neden eller yediyor

Gözüm kan yaş, dilim ah ediyor


Ta ezelden oldum senin aşıkın

Kim sahip olacak, benim yaşıkın

 

Ellere mi minnet edersin  a cananım

Yad ellerden umut beklemene yanarım

 

Yâd ya böler ya kendine alır, unutma

Koruyucusu kendin olursun unutma

 

Yıkma, bozulur, kırılır gönül kalesi

Divanenin çektiği şu ayrılık belası

 

Sabır et. Bakalım Hak, ne eyler

Sema, dağ, ova deniz ve yerler

 

Divane; uzatma, çok söz söyledin

Tüm kâinata bakıp tefekkür eyledin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

/////////////////////////

"KALKIN TURNAM"

 

Emrah der ki:;

"Kalkın turnam Van'dan çekilin
Erdişin gölüne kanat dökülün
Malazgirt beylerinden sakının
Bingöl yaylasına varın turnalar"

 

Divane der:

"Kalkın turnam kalkın  Van'a koşuşun
Kan ağlıyor Erciş, acısına  yetişin
"Haç"lı tuzağı "ırkçı" beladan sakının
Yara açma.. Sarmaya  gidin  turnalar

Turnam; yaram ağır, kanar yüreğim
Umudum Anadolu; gözüm kulağım
Katar katar  Van semalarında bulayım
 Erciş'in gölünden tezden  için  turnalar

Emrah gibi ahuzar edenlerim var
Yunus gibi  giden fidanlarım  var
Çabuk olun el atılacak canlar var
Yaram  ağır, imdada koşun turnalar

Kafa, beden, her yer  hercümerç
İnsan kardeşinden geçer mi hiç?
Koparılıyor elim ayağım, oldu felç
Birlik harcı için koşun turnalar

Sınır ne ki?.. Derler "insan", adıma
Hangi milletten olsa erkek kadına
Yürekleri buluşturup gelin yardıma
Bu gün Van denizi el ediyor turnalar

 

Uçun uçun akın akın katar katar
Bilsen ki bu diyarda  kimler yatar
Canana can satan Hak dostları var
Kalp, gönül bir. Kanat çırpın turnalar

Hazırdır  daim Allah'a açılan eller
Hazırdır  insanlığa çarpan kalpler
Hazırdır anlamasa da kimi kelpler
Hazırlan yükünüz  tamam turnalar
.......................
Gün bu gün. Süphan mahsun, seni bekler
Uludağ,  Cilo, Erciyes'den uçup da  gel

Van ovası çökmüş, derdine dert ekler
Ergene,  Çukurova, Menderes'den  gel

Geçitlere çoktan  pusu kurmuş hainler
Kop,Ilgaz,  Zigana'dan  geçip de  gel

Dert akıyor dereler, kan çağlıyor ırmaklar
Sakarya, Kızılırmak, Fırattan içip de gel

Bölmek için dışardan kurulmuş tuzaklar
Akıllar baştan ırak, aklını başına al

26 Ekim 2011
                      Ahi Mesut - Alsancak




NOT: Bize zaman zaman yol veren ERCİŞLİ EMRAH'a rahmetler ola

 

TEFRİKA



Bir  vatan  tefrika çıksa
Gör başına neler gelir
Evlatlar toprağa  düşer
Analar feryada  gelir

Kal'amdan çekilmiş  başlar
Gözümden akıttım yaşlar
"Yuvasın terk eden kuşlar
Yuvam diyer döner gelir "

Emrah diyer servi boyun
Farkı nedir ki soyun
"Sürüden ayrılan koyun
Kuzum diyer meler gelir "
 

.............////////////////////////...........

YOLLARA YOLLARA

"Tutam yar elinden tutam
Çıkam dağlara dağlara"
Oldum  "bir yareli bülbül"
"İnem bağlara bağlara "

"Birin bilir binin bilmez
Bu dünya kimseye kalmaz"
"Sevdam" birdir desem
Düşer dillere dillere

Divane,  "der ki bu günümdür
Arşa çıkan tütünümdür"
Barişa varacak  "günümdür"
Düşdüm "yollara yollara"


................////////////////////................


FERMANIMIZ  VAR

Çağların ötesine  amanımız var
"Pir elinden bile badeler içtik"
Vatan için  "ahdu peymanımız var"

"O yâr benim külli elde varımdır
Namusumdur, gayretimdir, arımdır"
Alem bilir;  Hilal;  benim yârımdır
Bizim Hz. Allah'tan  fermanımız var

Kaygıda  bir,  kargaşadan  beri
Ölümden pervasız dönmeyiz geri
Gönülden  sevdikçe al - yıldızlı Hilal'i
Bizim her zamanda  seyrânımız var


Bize Divane derler, Çodaroğlu  torunu
"Namertler içinde yiğit oyunlu"
Eşkiyaya karşı  "erkek boyunlu"
Hainlere   ezel ervahtan fermanımız var
Biz İslamız.. İslam'dan "dermanımız var!"


..............///////////////////////////................

ALDI  GİTTİ


Yüzbin zahmet ile  Vatan eyledim
Yaramı sarmadan el  hançer vurdu
"Ağlar gözyaşımı Ceyhun eyledim
Çalkandı dünyayı sel aldı gitti"


Yüzbin dert çekmişim, bin dahi gerek
Çok ömür ister ki bir dahi görek"
Aramıza  tefrika soktu "o zalim felek"
"Hoyrat dost bağından gül aldı gitti"


Sevenlere  kem haberim geliyor
Dostlar ağlar, düşman gülüyor
Derlerki  kardeş kardeşe duruyor
Kimi kazma, kimi bel aldı gitti



ÇAĞIR ALLAH'I

Emrah diyor:
"Her nereye  varırsan çağır Allah'ı
Seni darda koymaz vallah bilahi
Selvihana haber verin Emrahı
Deyin yitik kulun bulundu dostlar"

 Divane der:

Her nereye vardım, çağırdım Allah'ı
Kimseyi darda koymaz vallah billahi
Haberdar edin; milleti, bütün ervahı
Deyin; "Divanesi  Erciş'de", dostlar





GİTMİŞ


Ağalar; ben yeniden geldim
Geldim de yandı  yüreğim
Sılamı  kor içinde  gördüm
Eyvah otuz yılım boşa  gitmiş

İçmiştim ezelden şarab
Yine kavuşturdun  Ya Rab
Aşkımı yazmıştım kitap
Okuyup, anlayanım gitmiş

Barışa  hasretim burdan
Ruhlar uçup  kaldı beden
Pek ziyade oldu efganım
Gönülden çalayanım  gitmiş

Kimi suskun,kimi kör.kimi sağır
Gözyaşım umman, derdim ağır
Kime ağla.. Kime koş.. Kimi çağır
 Kin tohumu  pek yaman bitmiş

Şehitlerim var  dizi dizi
Öldürülenlerin  hepsi kuzu
Saldıran çakal kunduzu
Zapteden  başlar gitmiş


Van kalesi oda oda
Attılar sönmez oda
Deniz dolusu soda
İsinde hara gitmiş

Bir daha gelemem il'e
Mailim ben  bu yere
Barışa sevdalı dile  
Türkü söyleyenim gitmiş

Gezdim, aradım sağı solu
Söylenmiyor Hak'ın yolu
Tevhide çağıran sancağı
Bağrına basanım gitmiş



Yen yeni "ate"ist türedi
Zehir saçan virüs üredi
Birleştiren Türk'ü Kür'dü
Hilal'e kubanlar  gitmiş

Bir daha düşmeyelim zara
Kuzum, seni vermem ele
Al - beyaz  üstüne sade
Kuşanıp tozanım gitmiş

İstemem  başka bahçeyi bağı
 Bade diye İçirdiler  halka ağı
"Beyaz fese" yeşil  bağı
"Bağlayıp gezenim gitmiş  "

Coğrafyanın başı, Anadalu
Memleketin  gözü kulağı
Ha burası kolu bacağı
Selahattin'e otağ kuran gitmiş


..............

İşte mescitleri barışa  açılan kapı
Kümbeti, kal'ası bin yıllık tarihe tapu
Neler haykırıyor şu mezar taşı
Anlayan..Okuyup, yazanım gitmiş

 Geceler boyu gördüm düşümde
İşte gerçek  duruyor karşımda
Duman duman bulut başımda
Rahmeti getiren rüzgarım gtmiş

Ne etmişse ona ataistler etmiş
Marks'tan  irinli memeyi emmiş
Kawa, Rızgari'den zehir yutmuş
Alnından  Muhammed-i  nur gitmiş

Gözyaşı umman olmuş ahuzarda bülbül
Sar sinene. Yaram ağır, tezden  ilaç sal
Derdimin dermanı Mekke'de açan gül
Derten anlayan bilgiye erenler gitmiş

Yüce dağlar.. Çağlayıp akan  sular
Gökmavisi  şu denize  pusu kurar
Yanıgını  södürür mü, Cilodaki kar..?
Kurt-kuzu birlikte gezenim gitmiş



Şu tefrikanın kurumu, kiri, izi
Temizler mi bunu Van Denizi
Kesin ayrılığa salan dilinizi
Kardeşlik dilini bilenler gitmiş



Kabe' şubesi mescit şu yapı
Varmı birlikte gidilecek kapı
Zehir içirerek yutururlar hapı
Gönle  kapı açanlar gitmiş

Ey Türkmen beyleri..! Aman ha aman
Asiye kızıp, tümüne  taan etmeyin
Şu torunlar; Alperenlerin Ensarlarının,
Hakalyakini, Aynelyakin bilenler gitmiş

Sevince ortak, tasana figan eden var
Gönlü kırık, kalbi yasta can canan var
Dost bağından sana  gül derenler  var
Müjdeler perdelenip, sitemler gitmiş

Peygamber remzi gül renkli
İnancın simgesi "Hilal" benekli
Al bayrak ki şühedanın  emaneti
Dalgalansın diye nice  canlar gitmiş


İlahi, bu dert..  Nedir bela?..
Geldim, yeniden  işte sana  
Yazmaya  kalem alayım  ele
Hey hat..! Dermanım gitmiş


Niğmet yüklü dağ,su, yeşil çayır
Köy:boş, anbar ağıl.  Şaşkın; şehir..
Dertlere derman olanlar gitmiş

Şu halimize bakın  hele hele
Ağlar kalk girelim Hak yola
Bir daha  da kanmayın  ele
Tevhid'e çağıranlar  gitmiş



Vatan ateşte, yüreğim kor
Söndürür mü Cilo'da ki kar
Gözyaşım şu göl, sevdana yar
Gönülden aşıklar gitmiş

"Bu dünya böyle kalırsa
Küffardan öç alınmasa "
Va'de gelip, göz görmese
Salamı verecek   gitmiş

Rahman, bu zulmü bitir
Yeter!. Rahmetini tez getir
Acı!.. Yüreği yüreğe yetir
Derdime ağlayan gitmiş

Şu Deniz'den  meltem  ese
Nemrud'un nesfesini kese
Süphan'dan  gelen sese
Kulak  verenlerin gitmiş


Eser elbet  kardeşlik yeli
Kan değil akınca barış seli
Karanlıklar gelmez geri
Eyvah ki ömrüm bitmiş.

Derler mi, buradan Emrah  gibi
Resul gülü süslerdi sinesini
Verir yaratılana Hak sevgisini
Hilal'e  Divane de  geçip gitmiş


                     20  Eylül  2011
                        Van  Kal'ası



NOT:  Bize zaman zaman yol veren ERCİŞLİ EMRAH'a rahmetler ola

 














ŞAİRİN Yeri Necati ÇAVDAR

memleket; Kar gibi bem beyaz kefen giymiş - Deprem 2

Ülkeme kar yağdı sevindik... Beyazlara büründü gelinlik, sandık meğer memleket; Kar gibi bem beyaz kefen giymiş bilemedik.. ... Umulur ki Ak...