3 Şubat 2009 Salı

Etimesgut ve Davas Restini unutmayacağız..29.Ocak 2009

Lübnan saldırısı dolayısı ile "teşekürler israil" diye yazı yazarak "İsrail'in sadece insana değil kaniata svaş açtığını" ifade etmiştim.
Bugün( 7 Şaubat 2009) , El Cezire'de haber izlerken israil vahşetine maruz kalmış bir koyun gördüm
İnsana karşı işlenen vahşete insan oğlu kanıksandımı ne?
O kadar etkili değil.
ma koyun beni beynimden vuurdu.
Çünkü mazlumiyetin simgesi koyun da israil zulmünden nasibini almış.Yüzü parçalanmış..Ama israilin vahşetini sergilercesine yaşıyordu.
Vahşileri bile insafa getiren o siyoit vahşete, insaf sahibi Yahudilerde isyan ediyor..

Artık "Yeter" demenin zamanı...
Gilad Atzmon Timeturk için yazdı. Atzmon, "Onlarca yıldır kurumsallaşmış politik Yahudi lobilerinin terörüne maruz kalıyoruz" dedi.

Perşembe, 05 Şubat 2009 08:04(
http://timeturk.com/artik-yeter-demenin-zamani...-50272-haberi.html)
Gilad Atzmon*Davos’ta insani bir dava için Başbakan Erdoğan’ın dik duruşunu görmek oldukça cesaret verici idi. Ama tümden şaşırdığım söylenemez. Bir kez daha ispatlanmış oldu ki insanlık ve etik mevzu bahis olduğunda İslam ve Müslüman dünyasının liderleri ön saflarda yer alıyor ve sadece Chavez ve Morales gibi birkaç temiz popular lider de bu saflarda bulunuyor.Günün sonunda ağzını açan Başbakan Erdoğan oldu ve uzun bir süre önce bu mevzuyu kavramaları gereken oradaki dünya liderlerine konuştu. Batılı liderler İsrail’in savaş suçlarına ses çıkarmazken, gerçeği söylemek için dimdik duran Başbakan Erdoğan’dı, Peres’e ellerinin çocuk kanına bulanmış olduğunu söyleyen o idi. “Sesini yükseltiyorsun Sayın Peres, bu suçluluk psikolojisindendir” dedi. Başbakan Erdoğan’dan farklı olarak ben şahsen Peres’te vicdan düşünemiyorum. Yaşlı adam hayatının en güzel yetişkinlik yıllarını ırkçı bir devletin politikalarına yön vermekle geçirmiş. Adı özünde çok sayıda katliamla bağlantılı. Bu yetmezmiş gibi İsrail’in meşhur kitle imha silahları projelerinin arkasındaki güç de o. Peres’de zerre insanlık varsa, gerçekten de çok iyi bir şekilde gizlenmiş olsa gerek.Yıllardır Filistin halkının en büyük devlet terörüne maruz kaldığı aşikar. Ve şu ana kadar, insanlık karşısında defalarca işlenen savaş suçlarına rağmen, etnik temizlik, katliam, toprak yağmalama ve hatta tamanen ırkçı kanunlarına rağmen, batı dünyası her zaman sessiz kalmıştır. Her zaman sessiz….Açıkça, Yahudi devletine Amerikan ve batı desteğini durdurmak için hiçbir şey yapılmadı. Amerika’dan İsrail’e düzenli silah akışını durdurmak için hiç birşey yapılmadı. Batı başkentlerinde Yahudi siyasi lobilerinin muazzam etkisini azaltmak için hiç birşey yapılmadı. Zaman zaman Yahudi yıldızıyla süslenmiş Amerikan yapımı F-16 ların masum siviller üzerine bombalar yağdırdığını seyretmekteyiz.Şu ana kadar hiçbir batılı lider bunlar karşısında “Yeter artık, bu kadarı fazla” diyebilecek temel ahlaki bir bütünlüğü sergileyemedi.Çok iyi biliyorum. Filistin halkına destek vermek kolay değildir. Davalarına destek verdiğimiz kadar, geri dönme haklarına ve özgürlük mücadelelerine, Filistinlilerle dayanışma yönündeki empatimize rağmen, defalarca İsrail ve Yahudilerce iyi finance edilmiş ve adanmış baskıcı grupları tarafından defalarca yıkama uğradılar.Onlarca yıldır kurumsallaşmış politik Yahudi lobilerinin terörüne maruz kalıyoruz. Politikacılar belirli bir temele göre tehdit ediliyor ve bu daha da artıyor. Tuhaf gelebilir ama dayanışma hareketiyle alakalı önde gelen entelektüel, şair, sanatçı veya akademisyenlerin sesini çok zor duyuyoruz. Filistin davasında destek vermeyenler sanatçılar ya da akademisyenler değil. Tam tersine bu gezegendeki etik değere sahip her canlı Filistinlilere destek veriyor, ancak, Filistinlilere destek verdiğini ifade eden herkes acımasız Siyonist güçlerin hücumuna uğruyor.Yıllardır Yahudi lobisi, İsrail aleyhine yapılan ter türlü eleştiriyi anti-Semitik söylem olarak gösterip, susturmada ve hedef göstermede oldukça etkili oldu.Ancak eğilim hızla değişiyor. İsrail’in en son Gazze’deki büyük vahşetinin bunda çok büyük etkisi var. Bu şüphe götürmez bir durum: insanlık adına ne kalmışsa bunu kurtarmak ve İsrail vahşetinden Filistin’i kurtarmak için. Her humanist İsrail’in durdurulması gerektiğinde hemfikirdir. Ordusu ve politik liderleri yargı huzuruna çıkarılmalıdır. Askeri yıkım kapasitesi sıfıra indirilmelidir. Maalesef batılı liderlerle bu iş olmuyor. Tüm bu mevzularda başarısızlığa uğradılar. Ama sadece Başbakan Erdoğan kanayan kalplerimize bir umut ışığı serpti.Hepimizin İsrail’in sergilediği vahşetten konunmamız artık bir seçenek değil. Acil bir zorunluluk. Filistinlilerin hayatlarını koruyacağı gibi genç çocuklarımızı da Kitabı Mukaddes kıyımından koruyacak, İsrail’in gücünü azaltmak ayrıca İsraillileri kendi kendilerinden ve ispatlanmış öldürme eğilimlerinden de korumak için gerekli bir harekettir. Ayrıca Yahudi halkının ciddi bir felaketin eşiğine gelmesini engellemek de ancak İsrail’in durdurulmasıyladır. Bu çoğu zaman bizim hem fikir olmadığımız bir şeydir. Bazı anketlere göre http://news.hosuronline.com/NewsD.asp?DAT_ID=722 İsraillilerin %94’ü Gazza’ye saldırılara destek verdi.. %92’si Filistinlilere yapılan hava saldırılarına destek verdi. Anlayacağımız üzere İsrail’i bu ölümcül tutkudan vazgeçirecek bir güç yok. İsrailliler kendilerini kendilerinden koruyamıyor.Dünya barışı için, onların tüm bunlarla yüzleşmeleri için ve temel insancıl anlayış ve etik şuura vardırabilmek için elimizden geleni yapmalıyız.Erdoğan’a sözlerinden dolayı derinden minnet duyuyorum ve dünyadaki milyonlarca insanının onun Davos’taki hareketlerini onaylaması gibi onun o ahlaki duruşundan dolayı da minnettarım.*Caz müzisyeni, besteci, yapımcı ve yazardır.Gilad Atzmon'un Timeturk için kaleme aldığı bu yazı M. Hasan Uncular tarafından tercüme edilmiştir.Makalenin İngilizcesi için tıklayın:
It is time to say enough
var tmp;
tmp = document.getElementById("news_content").getElementsByTagName("a");
for(i=0; i

//////////////////
NOT:
http://timeturk.com/artik-yeter-demenin-zamani...-50272-haberi.html sitesinden alınmıştır..

http://mail.google.com/mail/?hl=tr&ui=1




Etimesgut'ta  sadece bizim başımıza gelmemiş.
Ülkenin Başbakanı eşide  biryerlere sokulmamış..
Sanki ülkem işgalde...
..................................
Önceki Haber 01.02.2010 Pazartesi Sonraki Haber»

Emine Erdoğan'ı ağlatan olay


Emine Hanım GATA’ya giremeyince gözleri doldu

Özlem ÜLKÜ / MAGAZİN SERVİSİ


Necla Uygur eşi Nejat Uygur’u Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde ziyaret etmek isteyen ancak GATA doktorları tarafından refüze edilen Emine Erdoğan’la Ankara Kalesi’nde buluştuklarını ve o gün yaşananları VATAN’a anlattı

Başbakan Tayyip Erdroğan’ın önceki gün gazetcilerle yaptığı sohbet toplantısında gündeme getirdiği, eşinin ünlü sanatçı Nejat Uygur’u ziyaret için GATA’ya gidemediği açıklamasının yankıları sürüyor. Necla Uygur tiyatrocu eşi Nejat Uygur’u GATA’da ziyaret etmek isteyen ancak bu talebi hastane yetkilileri tarafından geri çevrilen Emine Erdoğan’ın üzüntüsünü VATAN’a anlattı:

“Türbanlı alamayız”
“Nejat’ın abisi, dayısı, kuzenleri hepsi asker. Bu yüzden Nejat GATA’da tedavi görüyordu. Emine Hanım’da Nejat’ı 3 yıl önce kışın hastanede ziyaret etmek istedi. Bununla ilgili talebini de bana doğrudan telefonla iletti. ’Hastaneye Nejat Bey’i ziyarete geleceğiz, bir mahsuru var mı?’diye sorunca ’Şeref duyarım, buyrun beklerim’dedim. Emine Hanım’ın hastaneye geleceğini bilsinler diye protokole bildirdim. Ancak oradaki doktorlardan olumsuz bir yanıt aldım. Doktorların kim olduğunu hatırlamıyorum, o kadar üzüldüm ki. Bana ’Emine Hanım türbanlı bu yüzden kendisini içeriye alamayız, gelmesi sakıncalı olabilir.

Bu randevuyu da sizden aldı, kendisine bu durumu siz söylemelisiniz’dediler. Bu cevap üzerine iki arada bir derede kaldım ne yapacağımı bilemedim. GATA’ya kapıya kadar gelir burada sert bir müdahale ile karşılaşır daha kötü bir olay yaşar diye Emine Hanım’ın sekreterine telefon açtım. Durumu anlattım üzüntümü dile getirdim.
Emine Hanım bana telefonla döndü ve ’Çok üzüldüm, sizinle dışarıda biraraya gelebilir miyiz?’dedi. Araba gönderdi beni aldırttı, Ankara Kalesi’nde buluştuk.
Kahve içip yarım saat konuştuk. Emine Hanım yaşadığı bu olaydan dolayı çok duygulanmıştı. Onun duygulu hali beni de çok duygulandırdı. Sonuçta karşımdaki insan evladım gibi. Kendi çocuğumun üzülmesine incinmesine ne kadar üzülürsem Emine Hanım’ın da üzülmesine o kadar üzülüyorum. Benim hiçbir suçum kabahatim yoktu. Bunu Emine Hanım da biliyordu ’Sizin hiçbir suçunuz ama bu çok yanlış bir şey. Türbanlı bir insan hasta ziyaretine de mi gidemeyecek’ diye serzenişte bulundu. Karşılıklı birbirimizin elini tuttuk, gözlerimizin içine baktık.

Gözlerimiz doldu
İkimizin de gözleri doldu, içlendik. Sonuçta o Başbakanımız’ın eşi ve bir hanımefendi. Bir sanatçıyı hastanede ziyaret etmek istiyor ama refüze ediliyor. Bu hiç hoş değildi. Başbakanımız hastalansa ve hastaneye kaldırılsaydı ne olacaktı, Emine Hanım’ı türbanlı diye içeriye almayacaklar mıydı? Bir insanın türbanlı olduğu için hastaneye alınmamasına çok karşıyım. Aklı başında olan her insan böyle şeye karşı olur. Orada açık, kapalı türbanlı, türbansız gibi şeyler söz konusu olamaz. Ama Askeriye’de bazı prosedürler var. Onlar da orduevleri, yüksek makamlardaki insanların vereceği kararlarla değişir. Ama bu tarz kuralların özellikle hastanelerde olmaması gerektiğini düşünüyorum.”

Yönetmelik eşarba izin veriyor

ORDUEVLERİ, askeri gazinolar ve sosyal tesislerden nasıl faydalanılacağı, Milli Savunma Bakanlığı’nca yayımlanan bir yönetmelikle düzenleniyor. Yönetmeliğin, 11. maddesinde, “Tesislere giriş, giriş kartları, kıyafet, emniyet, tesislerden istifade, tertip, düzen ve hizmet esasları, Genelkurmay Başkanlığı’nca verilen emir ve talimatlara göre yürütülür” deniliyor. Genelkurmay Başkanlığı’nın bu yönetmelik uyarınca yayımladığı emre göre, “Sakallı, cübbeli, sarıklı, takkeli, türbanlı ve benzeri çağdaş olmayan kılık kıyafette olanlar, günlük sakal tıraşı olmamış, ütüsüz ve kirli elbiselerle gelenler” tesislere giremiyor. “Yaşının ilerlemesi nedeniyle sade bir sakal bırakanlar” ile “yaşlı bayanlardan yüzü açık olacak şekilde eşarp takanlar” ın tesislere girişine izin veriliyor.

Posted by Picasa

1 yorum:

Adsız dedi ki...

zuhahaha yarıldım :)

memleket; Kar gibi bem beyaz kefen giymiş - Deprem 2

Ülkeme kar yağdı sevindik... Beyazlara büründü gelinlik, sandık meğer memleket; Kar gibi bem beyaz kefen giymiş bilemedik.. ... Umulur ki Ak...