24 Ocak 2009 Cumartesi

GAZZE'ye SELAM


GAZZE'YE SELAM

Çanakkale’de direndik
Basra’da vurgun yedik
Filistin’de dağıldık..
O gün bu gün;
İstanbul,
Şam,
Bağdat,
Balkanlar,
Kafkasya esir..
İngiliz sicimi ile Vatanda bölünen – bağımsılaştırılan- yerler, tayin edilmiş kuklalara emanet..
Ve dağıldığımız yerde direniyoruz..
Göğsümüze saplanan İsrail, isimli hançer çıkana kadar..
O nedenledir ki;
GAZZE; SAKARYA
HAMAS; KUVVA-I MİLLİYE..


CENİN'NİN ŞANLI ŞEHİTLERİNE
Getir getir getir öpem incitmeden o pak alnı
Getir getir getir zulme her an kustuğun ahı

Öpem öpem öpem şehitlerin ayağını yüzünü
Anladı anladı anladı cihan şehitlerin son sözünü

Akıtam akıtam akıtam ben kendi kanımı
İlahi al al al o mübarek belde için canımı

Bini beni beni ta ciğerden mazlum çığlığı vurdu
Dünya dünya dünya senin için kıyama durdu

Kolay kolay kolay değil Firavunlara senin savaşın
Durdurur durdurur durduruyor tankları attığın taşın

Boğacak boğacak boğacak çetiğn açı akıttığın göz yaşı
Ok ok ok olup ciğerinden vuruyor Filistinli?nin dik başı

Seni seni seni kahpe tuzaklar kör kurşunlar vurdu
Kurtarır kurtarır kurtarır ancak masum kanın yurdu

Yakın yakın yatkındır can verdiğin vatanın kurtuluşu
Utandırır utandırır utandırır mazlumun vakur duruşu

Tükürün tükürün tükürün adına yapılan adi pazarlıklara
Kanmayın kanmayın kanmayın kurulan kirli tuzaklara

Yurdun ve özgürlüklerin bedeli kanındır kanın kanın
Beklediği son umutları insanların insanların insanların

Unutulsun, unutulsun unutulsun mu Mirac-ı nebi
Yok mu yok mu yok mu biri deryalar aşan Musa gibi

Gelmez gelmez gelmez mi?... Adaletle kucaklayan Ömer
Sarmaz sarmaz sarmaz mı, yaralar; Selahattin gibi bir er ?..

İlahi ilahi ey ilahi ulaşmaz mı arşa mazlumun ahı
Sen sen sen imdat edersen dayanmaz dünya şahı

Toprak toprak toprak sevenleri olmazsa olur mu vatan
Silinmez silinmez silinmez nakşındır yoluna can verip yatan

Bedelidir bedelidir bedelidir şehitler hürriyetin
"Şehiden, şehiden şehiden" haykırışıdır işareti istiklalin

Yakın yakın yakındır beklenen muştusu kurtuluşun
Zalim zalim zalim; boynunda utanç yaftası, son çırpınışın


Necati Çavdar/Nisan 2002-Ankara

http://siir.roots.gen.tr/SiirGoster.html?siir=87712
http://www.siirevreni.com/modules.php?name=News&file=article&sid=9928
http://www.siirantolojisi.gen.tr/cenin-nin-sanli-sehitlerine~7731.html http://www.vahdet.com.tr/filistin/dokuman/dosya1/0083.
html http://www.siirdemeti.com/siir_a.asp?siirno=33754
http://www.benimblog.com/Blackshu/friends/page2/ http://siirler.chatlama.net/Siir/7731/Ceninnin_Sanli_Sehitlerine.html


VE YARADILANA ÇARPAN BİR YÜREKTEN "GAZZE"
John Berger Gazze'yi anlatıyor:
Ağlayan Bir Yer
Dünyanın en büyük hapishanesi Gazze, bir mezbahaya dönüşüyor. Şerit kelimesi (Gazze Şeridi’ndeki), 65 yıl önceki getto kelimesi gibi, kanla ıslanıyor.


BİA Haber Merkezi - İstanbul
17 Ocak 2009, Cumartesi
John BERGER
Yakın bir geçmişe kadar geleceğin Filistin devleti olacağı düşünülen, ancak şu anda dünyanın en büyük hapishanesi (Gazze) ve dünyanın en büyük bekleme salonu (Batı Şeria) olan yerden döndükten birkaç gün sonra bir rüya gördüm.
Kum taşlarından oluşan bir çölün ortasında belime kadar çıplak bir halde yalnız başıma duruyorum. Bir başkasının eli yerden bir avuç toz-toprak alıyor ve göğsüme fırlatıyor. Bu, saldırgan değil, düşünceli bir davranış. Toprak, göğsüme ulaşmadan değişiyor ve yırtık kumaşlara, muhtemelen de keten kumaşına dönüşüyor. Kumaş gövdemi sarıyor. Sonra, bu yırtık pırtık çaput parçaları kelimelere, cümlelere dönüşüyor. Benim tarafımdan değil, bu yer tarafından yazılmış kelimelere, cümlelere…
Bu rüyayı hatırladığımda, aklıma yerle bir ifadesi geldi. Tekrar tekrar. Bu kelime, toprak dışında herşeyin, ama herşeyin silinip süpürüldüğü, çalındığı, darmadağın edildiği, dümdüz edildiği bir yeri veya yerleri tarif ediyor.
*
Ramallah’ın batı tarafında Al Rabweh adında küçük bir tepe var. Tokyo sokağının hemen sonunda. Şair Mahmut Derviş bu tepeye gömülmüş. Ama burada bir mezarlık yok.
Sokağın adı Tokyo, çünkü şehrin Kültür Merkezi bu sokağın üzerinde ve tepenin tam ayağında. Bu Kültür Merkezi Japonya’nın sağladığı fonla inşa edilmiş.
Derviş, şiirlerinin bazılarını son kez bu Merkezde okudu - ne var ki kimse bunun son kez olduğunu o zaman bilmiyordu. Issızlık anlarında son kelimesi ne anlama geliyor?
Mezarı ziyaret ettik. Bir mezar taşı var. Kazılmış olan toprak hala çıplak. Derviş’in arkasından yas tutanlar oraya küçük buğday demetleri bırakmışlar. Aynen şiirlerinden birinde söylediği gibi. Kırmızı anemonlar, kağıt parçaları ve fotoğraflar da var.
Doğduğu ve bugün annesinin hala yaşadığı yer olan Celile’de gömülmek istemişti Derviş. Ancak İsrailliler buna engel oldular.
Cenaze için onbinlerce kişi Al Rabweh’te toplandı. Derviş’in 96 yaşındaki annesi kalabalığa seslendi: “O hepinizin oğlu.”
Henüz ölmüş veya öldürülmüş olan sevdiklerimizle ilgili konuşurken tam olarak hangi zamanda konuşuruz?
Kelimelerimiz, normalde olduğundan çok daha yakın, çok daha ‘şu an’ gibi gelen bir zamanda çınlıyormuş gibi gelir. Aynı sevişirken, yakın bir tehlikeyle karşı karşıya kaldığımızda, geri dönülmez bir karar verirken, veya tango yaparken hissettiğimiz gibi… Yaslı kelimelerimiz ölümsüzlükte çınlamaz ama, belki de ölümsüzlük alanının küçük bir galerisindedirler.
*
Şu anda terkedilmiş olan bu tepede, Derviş’in sesini hatırlamaya çalıştım. Bir arı yetiştiricisinin sakin sesine sahipti:
“Bir kutu taşyaşayanların ve ölülerin,kovandaki bir petekte tutsak kalmış arılar gibikuru kilde hareket ettiği…Kuşatma her sıkılaştığında çiçek açlığı grevine girerlerVe denizden acil çıkışı göstermesini isterler.”
Sesini aklımda canlandırırken, toprağa, yeşil otlara oturma ihtiyacı hissettim. Oturdum.
Al Rabweh, Arapça’da “üzerinde yeşil otlar olan tepe” anlamına geliyor. Kelimeleri geldikleri yere geri döndü. Ve başka hiçbir şey kalmadı. 5 milyon kişinin paylaştığı bir hiçbir şey.
500 metre ilerideki diğer tepe bir çöplük. Kargalar daireler çizerek üzerinde uçuşuyor. Birkaç çocuk çöpleri karıştırıyor.
Bu yeni kazılmış mezarın yanında otların üzerine oturduğumda beklenmedik birşey oldu. Olan şeyi tarif edebilmek için başka bir olayı anlatmam gerekiyor.
Birkaç gün önceydi. Oğlum Yves araba kullanıyordu. Fransız Alpleri’ndeki Cluses kasabasına doğru yol alıyorduk. Kar yağmıştı. Dağ etekleri, ovalar ve ağaçlar beyazdı. İlk karın beyazlığı genelde kuşları şaşırtarak, mesafe ve yön duygularını bozar.
Birden, arabanın ön canıma bir kuş çarptı. Dikiz aynasından bakan Yves, kuşun yol kenarına düştüğünü gördü. Frene bastı ve geri vitesi taktı. Küçük bir kuştu, bir narbülbülü. Sersemlemişti ama hala yaşıyor ve gözlerini kırpıştırıyordu. Onu karların içinden aldım, elimde sıcacıktı, sımsıcak. Kuşların bize göre çok daha yüksek bir vücut ısısı var. Yolumuza devam ettik.
Zaman zaman onu kontrol ettim. Yarım saat içerisinde ölmüştü. Onu alıp arabanın arka kolduğuna koydum. Beni şaşırtan ağırlığı olmuştu. Onu karların içinden aldığımdan daha hafifti. Emin olmak için onu bir elimden diğer elime geçirdim. Sanki hayattayken sahip olduğu enerji, yaşam savaşı, ağırlığına ağırlık katmıştı. Şimdi ise sanki hiç ağırlığı yoktu.
Al Rabweh tepesindeki otlarda otururken buna benzer birşey oldu. Mahmut’un ölümü onun ağırlığını ortadan kaldırmıştı. Geriye sadece kelimeleri kalmıştı.
*
Aradan, felaket öncesi sessizliğe gömülmüş aylar geçti. Şimdi ise, felaketlerin hepsi bir deltaya akıyor. Bu deltanın adı yok. Adını, sonradan, çok sonradan gelecek olan coğrafyacılar koyacak. Bugün bu isimsiz deltanın acı sularında yürümek dışında yapacak hiçbirşey yok.
*
Dünyanın en büyük hapishanesi Gazze, bir mezbahaya dönüşüyor. Şerit kelimesi (Gazze Şeridi’ndeki), 65 yıl önceki getto kelimesi gibi, kanla ıslanıyor.
Bombalar, mermiler, fosfor ve GBU39 radyoaktif silahları, makineli tüfek ateşleri, Israil Savunma Gücleri tarafından gece gündüz havadan, denizden ve karadan 1.5 milyonluk sivil nüfusun üzerine yağdırılıyor. Ölü ve yaralı sayısı, İsrail tarafından Şerit’e girmeleri yasaklanan yabancı medyanın yaptığı her haberde biraz daha artıyor. Ancak kritik rakam şu ki; her İsrailli ölüye karşılık, 100 Filistinli ölüyor. Bir İsrailli’nin hayatı 100 Filistinli’nin hayatına bedel. Bu varsayımın yansımaları, bunu kabul edilebilir ve normal gibi sunmaya çalışan İsrail sözcüsü tarafından sürekli tekrarlanıyor. Katliamı salgın hastalıklar izleyecek; çoğu ikamet yerinde su ve elektrik yok, hastahenlerde doktor, ilaç ve jeneratör sıkıntısı var. Katliam abluka ve kuşatmayı izledi.
Dünyanın her yerinden protesto sesleri yükseliyor. Ancak dünya basınları, ve gururla sahip oldukları nükleer bombalarıyla, zenginlerin hükumetleri, İsrail’I, Savunma Güçleri’nin işledikleri suçların görmezden gelineceğine temin ediyor.
*
“Ağlayan bir yer girer rüyamıza,” demişti Kürt şair Bejan Matur. “Ağlayan bir yer girer rüyamıza ve bir daha çıkmaz.”
Yerle bir olmuş topraktan başka hiçbir şey.
*
Dört ay önce Ramallah’ta yeraltındaki terkedilmiş bir park yerindeydim. Burası görsel sanatlarla uğraşan küçük bir grup Filistinli tarafından çalışma alanı olarak kullanılıyor. Bunların arasında Randa Mdah adında bir heykeltraş kadın var. Onun tarafından tasavvur edilerek yapılan “Kukla Tiyatrosu” adlı enstalasyona bakıyorum.
Duvar gibi dik duran, 3 metreye 2 metre boyutlarında bir alçak kabartma var. Önünde, yerde, üç figür duruyor. Tel, polyester, cam elyafı ve kil armatürün üzerine kabartmayla omuzlar, yüzler, eller yapılmış. Yüzeyler renkli – koyu yeşiller, kahverengiler, kırmızılar. Kabartmanın derinliği, Ghiberti’nin yaptığı ve Floransa’daki Vaftizhane’nin bronz kapılarından birininki ile aynı. Ve nesnelerin uzakta olduğunu belirtmek için ufaltarak gösterme tekniği ve çarpıtılmış perspektifler neredeyse aynı ustalıkla ele alınmış. [Heykeltraşın bu kadar genç olduğunu asla tahmin edemezdim. Henüz 29 yaşında.] Alçak kabartmanın duvarı, sahneden bakıldığında tiyatrodaki seyircilerin andırdığı “çit”e benziyor.
Öndeki sahnenin zemininde gerçek insan boyutlarındaki figürler duruyor, iki kadın ve bir adam. Aynı malzemeden yapılmışlar ama kullanılan renkler daha soluk.
Bir tanesi seyircinin dokunabileceği mesafede, bir tanesi iki metre geride ve üçüncüsü iki katı uzaklıkta. Günlük kıyafetler giyiyorlar, bu sabah giymeyi seçtikleri kıyafetleri.
Gövdeleri tavandan sarkan üç yatay tahta parçasına iliştirilmiş kordonlara bağlı. Bu insanlar kukla; olmayan veya görünmeyen kukla oynatıcıları da onları kontrol etmek için bu tahta parçalarını kullanıyor.
Alçak kabartmadaki bir yığın figür gözlerinin önündekine bakıyorlar ve ellerini ovuşturuyorlar. Elleri kümes hayvanı sürüsü gibi. Hiçbir güçleri yok. Ellerini ovuşturuyorlar çünkü müdahale edemiyorlar. Onlar alçak kabartma, üç-boyutlu değiller ve bu nedenle gerçek dünyaya girip müdahale edemiyorlar. Onlar sessizliği temsil ediyor.
Görünmeyen kukla oynatıcısının kordonlarına bağlı üç gerçek ve titreyen figür hızla kafa üstü yere fırlatılıyor. Ayakları havada. Tekrar tekrar fırlatılıyorlar, ta ki başları yarılana kadar. Elleri, gövdeleri, yüzleri ıstırap içinde kasılıyor. Bitip tükenmeyen bir ıstırap. Ayaklarında bunu görebiliyorsunuz. Tekrar tekrar.
Alçak kabartmanın hiçbir gücü olmayan izleyicileri ve yerdeki iri ve biçimsiz kurbanları arasında yürüyebilirdim. Ama yürümedim. Bu çalışmada, başka hiçbir yerde görmediğim bir güç var. Üzerinde durduğu zemine hakim olmuş durumda. Dona kalmış izleyiciler ve can çekişen kurbanların arasındaki öldürme alanını kutsal kılmış. Bir park yerini yerle bir edilmiş bir alana çevirmiş.
Bu çalışma Gazze Şeridi’nde olacakların kehanetiydi.
*
Filistin Otoritesi’nin kararıyla Mahmut Derviş’in Al Rabweh tepesindeki mezarı tellerle çevrelendi ve üzerine camdan bir piramit inşa edildi. Artık yanına çömelmek mümkün değil. Ancak kelimeleri kulaklarımıza geliyor, bu kelimeleri tekrar edebiliyoruz.


Volkanların coğrafyasında yapacak işlerim var

Issızlıktan yıkımaLott’un zamanından Hiroşima’ya
Henüz daha tanımadığım bir tutkuyla
Sanki henüz hiç yaşamamışım gibi…
Belki Şimdi uzaklara gitmiştir
Ve Dün, yakınlaşmıştır
Tarihin kıyılarında dolaşmak için
Şimdi’nin elini tutuyorum
ve dağ keçilerinin kaosuna sahip döngüsel zamandan kaçıyorum
Elektronik zamanın hızıyla
Yarınım nasıl kurtarılabilir?
veya çöl karavanımın yavaşlığıyla?
Sonum gelene kadar işim var
sanki yarını hiç görmeyecekmişim gibi
ve burada olmayan bugün için yapacak işlerim var
Bu nedenledinliyorum yavaşça
Kalbimin karınca vuruşlarını....(JB/EA/EÜ)
* İki alıntı da Derviş’in Jidariyya (Mural) adlı şiirinden yapılmıştır.
* John Berger'in Irish Times'da yayınlanan yazısını Esra Aygın Türkçeleştirdi.

Kaynaklar:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=5741
http://bianet.org/bianet/kategori/biamag/111979/john-berger-gazzeyi-anlatiyor-aglayan-bir-yer

http://www.yuksekovahaber.com/news_detail.php?id=11236

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=917437
http://mitoloji.info/gundemdekiler/john-berger-aglayan-bir-yer.nedir
http://www.cadi.com.tr/index.php?id=kadinca_haberler_detay&h_id=441
http://www.sonsuz.us/?q=node/1593
http://www.ercis.net/
ve birçok internet siteleri

Posted by Picasa

Hiç yorum yok:

memleket; Kar gibi bem beyaz kefen giymiş - Deprem 2

Ülkeme kar yağdı sevindik... Beyazlara büründü gelinlik, sandık meğer memleket; Kar gibi bem beyaz kefen giymiş bilemedik.. ... Umulur ki Ak...