Cuma, Ekim 02, 2009
Perşembe, Ağustos 06, 2009
Perşembe, Temmuz 30, 2009
Cumartesi, Temmuz 11, 2009
GÖKBAYRAK SENİ ÖZLER

Gökbayrak; seni, özler
Kan çağlıyor ovası dağı
Yad ellerde dağlanır bağrı
Silen yok gözünün yaşı
Mecal yok, başlar ezik
Mektup yok, teller kesik
Turnalardan haber(!) bekler
Uçar, geri döner mi ola
Yüzyıllardır yüreği yaralı
Altaylar gibi dertleri sıralı
Yanar hasretine, garbın
Şark içinde yad avcı vuralı
Baş gitmiş, dağılmış kervan
Hükümdar yok. Veremez ferman
Bekler haber,vermezler aman
Yolar tutuk. ,Gitmez kurtarıcı Selam
Düştü yiğitlerim, soldu gülüm
Türkü oldun, söyler dilim
Çaresiz; insaf, çaresiz; ilim
Dayan bahtı karalı yârimVay benim nazlı, elim
Rus elinde esir millet, o dayanmış kapıya
Kiril; elinde asa, çıkıyor ta Çankaya’ya
Haçlı el sütünde.. Hilal olunca “irtica”
Şarkı boş verdik,” batıl”a kapılanınca
Neden Haçlı köyler bile bağımsız, devlet(!)
Bizim koca yurtlar işgalde.. Esir! Yüce millet
Medeniyetler kuran halk.. Çaresiz, rezil ümmet
Dünün teröristi, bu gün devlet!..
Esir; medeniyet inşa eden millet
En ufak ilgi, sayılıyor zalime ihanet
Eline taş alana füze ile saldırıyorlar
Her bahane ile Müslüman kırdırıyorlar
Seyahatleri bahane Gül ve Devlet
Başlıyor katliam, Kopuyor kıyamet
Kafa tutuyor âleme
Kimse ses çıkarmıyor zalime
Cevap hazır: çünkü; nükleer güç
BM’de temsilci yok, zalime sözcü çok
Esir,
Kırım
Kazan
Kafkasya
Bütün Türkistan
Trakya, Balkan
İngiliz ipi ile sağlam bağlanmış.
Bütün ciahan çökse, âleme yeten
Çilekeş Anadolu(!) hepsine kalkan
Gökbayrak, Albayrak kıskaç da
Tümüyle hedef; Hilal
Avrupa - Afrika – Asya
Kan çağlıyor bizim coğrafya
Dalgalansın, kan kırmızısı Albayrak
Birleşsin Yürekler
Sönmesin Semalar rengi Gök bayrak
Varlığın sende, sırtında ağır yükler
Bu gün benim efkârım var
Bu gün sokaklarda çağlayan kanım var
Babasına ağlayan anne karnında canım var
İleriye bakan ümitlerim var
Bu gün efganım var, var
Yarına bakan ümidim var
Serhatlarda dalgalanan Albayrak
Gönüllerde Gökbayrak var
“Marip maşrık” az gelir
Sarsa da Çin ve Maçin
Ne gurkalar,haçlılar gördük
“Sed” bilen“yecüç mecüç” az gelir
Urumçi’de, bilge Kaşgar’da kan
İki yüz binlik kızıl orduyu ezen
Yiğitlik abidesi; Turfanda “Alev Vakası” var
Milyarlara dayansa da
Unutmaz.. Yecüç- Mecüç
Aktuğ’da “Berin İnkılabı” var
Zalim dinsiz, acımasız, pek
Sabır dağı sana yük!..Sen; çek
Hotan’da kaza ören ipek
Mazlum ahı kalmaz. Zaman.. Geçecek
Çağ ne getirir, ne gösterir? anlı gelecek
Bizim eller yanıyor
Bizim yürekler kanıyor
Zalim duymuyor, seyrediyor
Bir damla petrole, bedel
Varillerle Müslüman kanı içiyor
Darağacı kuracakmış!
Kime kurulur dar ağacı?
Kurutuluyor Türkün soy ağacı
Sökülüyor; İslam’ın medeniyet tacı
Otağı; Saltuk Buğra Han
Kan kusuyor, Türk’e Filistin
İslam’a aydınlık Bağdad
Bu gün; baba yurt Türkistan..
Yerkent, Yili, Kaşgar, Aksu.. Hotan
Urumçi, sarılmış ondan da beter
İnsanlığın derdi, Türkistan
Kaleler kapalı, kime ne
Ses veren yok, mazlumun sesine
Kurarlar güçten yana siyasetini
Kimi korkar zalimden
Kimi öne alır ticaretini
Kan kokusu sarar dünyayı
Git turnam. Bu gün çaresizim
İnsanlık; kurtarıcı habere gebe
Hak; er-geç galebe çalar zalime
Bitmem, dayanırım gitsem de ölüme
Sabır, korku ve en büyük ilaç zulüme
Yaratan boş mu bırakır alemi
Vardır yaralar saran merhemi
Sarınca kâinatı, Mevlamın Selam’ı
İnşallah kurtarır. “Gül” kokusu, dünyayı
Necati Çavdar10 Haziran 2009- Cuma
Şairin yeri- Emiryaman -Ankara
//////////////////////////////////////////////
DOĞU TÜRKİSTAN MİLLİ MARŞI
KURTULUŞ YOLUNDA
Kurtuluş yoluda su dek akti bizim kannımız,
Sen için ey yurdumuz olsun feda bu canımız.
Kan keçip hem can verip ahir kurtardık seni,
Kurtuluşa kalbimizde var idi imanımız
Yar-ı hemdem oldu bizim himmetmiz sen için,
Dünyayı sorgan idi himmet ile ecdadımız
Yurdumuz biz yüz gözünü kan ile temizledik,
Sonra hiç kirletmeyiz çünkü Türktür namımız.
Atilla,Cengiz,Timur dünyayı titreten idi,
Can verip can alırız, biz onların evladıyız.
Çıktı can hem aktı kan düşmandan oldu el aman
Yaşasın, bin yaşasın parlasın istibalimiz.
MEHMET ALİ TEVFİK ( 1901 - 1937)
Çarşamba, Nisan 29, 2009
UYAN
Yine "DİYARBAKIR LİCE'DE MAYIN TUZAĞIYLA GİTTİ DOKUZ VATAN EVLADI....."
diye acı haber veriyor
29 Nisan 2009
Mayın tuzağı 9 asker şehit
29-04-2009 Diyarbakır-Bingöl karayolunun Lice’ye 10 kilometre uzaklıktaki Abalı köyü yakınlarında sabah saat 06.00 sıralarında Lice Piyade Tugayı’na bağlı bir birliğin geçişi sırasında PKK’lı teröristlerin patlattığı mayın sonucu 2’si uzman çavuş, 7 si er 9 asker şehit oldu.
TC Genel Kurmay Başkanı, Genelkurmay Karargâhı’nda düzenlenen "İletişim Toplantısı"nda; KONUŞUYOR..
Ve akşama doğru ajanslara"
"1 Şehit daha
29-04-2009 14:57 Şemdinli’de askeri birliğe taciz ateşi açıldı: 1 asker şehit oldu."diye haberler düşüyor.
Gülsev Eyüboğlu İrhan hanım da;
"
AĞLA TÜRK ANASI AĞLA...
&&&&&&&&&
GİT CANPARENİN KABRİNE
GİT KOKLA TOPRAĞI
GİT ÖP MERMER TAŞLARI
GİT OKŞA YİĞİTİNİ
&&&&&&&&&
AĞLA TÜRK ANASI AĞLA
&&&&&&&&&
GİT TOPRAKTAKİ CİĞERİNE
GİT KINALI KUZUNUN KABRİNE
GİT SULA ÇİÇEKLERİNİ
GİT AYIKLA OTLARINI
&&&&&&&&&
AĞLA TÜRK ANASI AĞLA
&&&&&&&&&
GİT HAYKIR ORADA
GİT YOL SAÇLARINI
GİT DÖV BAĞIRLARINI
GİT ÖP TOPRAKLARINI
&&&&&&&&&&
AĞLA TÜRK ANASI AĞLA
&&&&&&&&&&
GİT ULU DAĞLARDA
GİT YAN ATEŞLERDE
GİT VUR BAŞINI TAŞLARDA
GİT YAT O TOPRAKLARDA
&&&&&&&&&&
AĞLA TÜRK ANASI AĞLA
BU ŞİİR TÜM ŞEHİT ANALARININ VE TÜM TÜRK ANALARININ ÖLÜMDEN DAHA BETER VE ASLA DERMANI OLMAYAN ACILARINI PAYLAŞMAK ADINADIR."
diyor
Bizde diyoruz ki
Uyan millet anası
yanan yürek senin
sönen ocak senin
ağlar keyfinde
Yan ve dayan
en önemlisi uyan
Cuma, Nisan 03, 2009
AHI TUTAR






“Erdoğan, Antalya için üzülmüş”
Akdeniz’den eser, rüzgar serin
Niçin ah edersin derin derin
İşte Divane’yi kahreden eserin
Eserinle öğün, gerim gerim gerin
“Hoş görü” kılıfına sarılmış hınzır planı
İyi niyet?.. Karşındaki,desiseler şahı
Unutur mu, milletin derin hafızası
Milletin beynine nakşettin,acı ahı,
Millete acı verdin, ne idi derdin..
“Kadriye ana”dan ne için intikam aldın?
Siyon yıldızını sultan mülküne kurdun
Yükseliyor arşa ahı Filistin’in, Girit’in
Elbet, tutar ahı Sultan Abdulhamidin
İrade bu,Antalya için ağlama
Kızıp, millete karalar bağlama
Anadolu bu,Filistin’i, Girit’i unutma
Hesabı düşün son durak ilk bakışta
Boynunu uzatıp, (it)leri geçtin yarışta
Gururla..Tak “cesaret” madalyanı
Kılavuz olur, al başbuğunu yanına
Var; diktiğin siyon yıldızı duvarına
Geçir “kippa”yı başına, ağla!
Sonucu, Abdulahamit’e bağla..
Perşembe, Nisan 02, 2009
YAKIŞTI
Yol vermiş, Hasbiler lideri Ankara yolunda
Anadolu aydınlanmasının simgesi, Gazi
Ülküsüne aşina aziz dostu “Misafir” ediyor
İrfan yurdu, ilim kurdu Gaziye; misafir, ne de yakıştı
İnönü bulvarı karanlık, rüzgar tersten esiyor
Kurumlar; korku salıp adeta yol kesiyor
İmanlı millet, Fevç fevç rüzgar gibi esiyor
Korku ne ki? Aynı yolda mabede koşuyor
Millet O’na O, millete ne de yakıştı
Arkasında sıra sıra seçilmişler
Yürekleri, biçim biçim biçilmişler
Mecliste iğdiş(!) edilmiş devlet
Yollarına düşmüş, bekliyor, millet
Korkudan iradesine yan çizenlere
Meclise; korkusuz, Muhsin vekil ne de yakıştı
İlahi sedaya sağır devre inat, şahadetleri gökleri delen
Yurdumun en ücra köşesinden koşarak gelen
Kocatepe’de yürekli halk, O’nda kendini gören
Dilerde dua, gözlerinde yaş, kendini bilen
İşgal devri kalıntısı, kiralık beyinlere
Ülkemi, dilim dilim dilecek kahpe planlara;
Göğsünü set eden Anadolu, Ankara’yı kuşattı
Millet nasıl ayağa kalkarmış, aleme yaşattı
Her alanda istiklale aşık,Ankara’ya akan Millet,
İstiklalin karargahı Ankara; ne güzel yakıştı
Ankara’da hava latif, rüzgar okşuyor, iklim pek hoş
Bulutla saklayıp, yüzünü dağlardan kıskanan güneş
Artık çömert.. Gülüyor yüzü, şanlı yolcuya yoldaş
Güneş,ısı,çimen, çiçek, bayram havası; ne de yakıştı
Kapkara urbalı, simsiyah camla gizlenmiş ruhsuz gözler
Resmi törenden gidiyor, gerdan kırarak devrimbazlar
Kıpkırmızı surat, millet kesesinden semirmiş, devirbazlar
Millet içine giremez, ilim sıfır; ham yobazlar
Milletten kesesinden besli, lengerlekçiler
Millete tepeden bakan dangalakçılar
Hayret etmeyin! Akılsızlık size yakıştı
Tagor müridine, zorla indirilen bayraklar
Milletin ellerinde candan coşkuyla selamlar
Peşinde; tuğlar, sancaklar, renk renk alemler
Vaziyet o, akınlardan gelen Mehmetler
Bayrak, milletin yiğit evladına ne hoş yakıştı
Temiz yüreklerden çıkan ilahi nida
Emin olun bu ruh oldukça kesilmez ilahi seda
Uğruna can edilir feda
Tekbirlere eşlik eder şehit- şüheda;
Onunla miraçlar edilir eda
Duyunca karışır kâfir kafası
Kaldırır kalpteki kiri, açar pası
“Allahü Ekber, Allahü ekber”
Layık olanı misafir eder, Peygamber
Arşı delen; Tekbirler, tehliller, salâvatlar
İştirak ediyor; her yaştan kadın, erkekler
Tekbirler Hak’ka, dualar Muhsin’e yakıştı
Girift sırlar içinde bilinmez “iş”ti
Ömür; çileler çileler içinde geçti
Göçülecekti bir gün; O’da göçtü
Zorluklara sabır O’na yakıştı
Çağının gereği eğitimi alan
Bu manevi iklimde yetişen
İstikbalimiz Altın nesle emanet
Mukadder olan son durak; işte
İsimler;”Arz”da, sema, Güneş’de
Gönül adamı;
Varna şehidi Karacabey, vakfına misafir
Tacettin koynunda, Sultanı’na kavuştu
Kocatepe’den başlatılan yürüyüş
Karacabey Vakfı’na varış
Hacettepe;
Dertlilere derman yuvası
Ankara da Anadolu verası
Son Haç’lı saldırısına kale, burası;
İlk burçlar, Altındağ bedenleri
Mücadelede manevi meşruiyet simgesi, Akif
Tacettin sultan, zaman ötelerine vakıf
Devlet töreni Tagor müritlerinin olsun
Millet töreni, nasıl olur?.. Cihan görsün
Sana sahte saygılar yakışmazdı
İman erlerinin salat selamı yakıştı
Zira bayrağa al yakışır
Hilale elbet gül yakışır
Selamla Ankara, Muhsin geçiyor
İrfanlı millet, kendine yakını kolay seçiyor
Yaşlı, genç kadın kızan, bayrak açıyor
Gönlündeki sevgiyi çiçek çiçek saçıyor
Bahar geldi, selama durmuş yeşil giyen ağaçlar
Bin bir tada gebe meyveler, yollarına çiçek açıyor.
Yeni ufuklara koşan gençlik, anı yaşıyor
Altın neslin fidanları peşinden koşuyor,
Bu görkem, bu ihtişama herkes şaşıyor
Kabarmış imanlı göğüsler tekbirlerle coşuyor
Sevenlerin beraber, yad eller de bu coşkuyla koşuyor
Davan o kadar büyüyor ki, ülkemi saran ulu çınar
Gölgesi hilal hilal yurdu aşıp, uzaklara taşıyor
Simgeleştirdiğin birlik ruhu sınırları aşıyor
Yanlışa gidiş, millete üzüntü, gönül yarası
Artık batıl peşinde koşup yorulma
Milleti üzüp, birlikten ayrılma
İse kuruma gömülüp
Karalar bağlama
İşte istek
İşte sevgi
İşte irade, işte maşeri vicdan
Ne düzen kursan, olacak Allah’ın işi
Batılın peşindeki, kurumu isi
Ey Ankara, gör ve teslim ol
Bin yıllık savaşın bitti emin ol
.....
Yediğin ekmeğe saygılı ol
Milletin sevgisine layık ol
Milletin iradesine ram ol
Yücel, yücelt kendin ol
..
Masum ve mahzun gönüllerden dualar
Dillerde, Ankara’yı inleten Tekbir
Alah-ü Ekber..Allah-ü Ekber..
Yerdekiler, göktekiler eşlik ediyor
Bir garip, sırlar içinde işti
Sana makber, kalenin önünde yakıştı
Ankara kalesi;
Orası, sultan kapısı
İlim, irfan yuvası
Akif evi, istiklalin simgesi
Şanlı direnişin karargâhı
Akif, mücadelenin manevi meşruiyet simgesi
Varna Şehidi Karacabey, ev sahibi
Batıya daha batıya koşan ruhun akıncısı
Batıya akan gönül ordusunun şanlı akıncısı
Tacettin, gönül fethi yolculunda fizik ötesi
Peygamber aşığı milletin bileşkesi
Büyük davacı, uhrevi hava yakıştı
Tacettin koynu, gönül ehline ne güzel yakıştı
Varna şehidi Karacabey, ne iyi komşu eşti
Anadolu coşup, sende birliğe koştu
Türkistan Türkleri bayrak açmış
Yakup aptal,Yatağan baba
Horasan-Rumeli erleri
Korunalp’tan Alparslan’a
Dalga dalga buluşmaya gelen
Kürt,Çerkez, Arap Beyleri
Fatihler doğran,anaları
Her yaştan kadınları, erkekleri
Memleketimin bütün renkleri
Olmuşlar tek yürek bir, kol kola
Hedef aynı; “Dos doğru yola”
Muhsin’i sevgi yumağına sarmış yürüyor
....
Bayrama izinli bahar havası,
Süslemişler gelin gibi
Ne görülmüş nede duyulmuş sayıda insan
Hasbiler hareketi liderine eşlik ediyor
Muhsin, uhreviyat mekânı vatanına gidiyor
“Sonsuzluk yolcuları;
“Uçmağa” gitti!…
...
Birliğe, yolculukta:Vahdet’e ermek için..
“Toyumuz var,HOŞ GELDİNİZ.””demiştik
Bu büyük birlik bayramı
Allah’ın Muhsin kuluna güzel yakıştı
Allahü ekber Allahü ekber
Sana yoldaş olsun, Peygamber
31 Mart 2009 Salı- Şairinyeri/Emiryaman- Ankara-
Cumartesi, Mart 28, 2009
SONSUZLUK YOLCUSU Peygamber Çiçeği, Millet Gülü. .MUHSİN YAZICIOĞLU
“SONSUZLUK YOLCUSU”, PEYGAMBER ÇİÇEĞİ
Muhsin YAZICIOĞLU
Bozukta olsa;
Kurulu, düzenimiz
“Her yeni oluş da ümit, var” diye
Başlamıştı;
“Demokrasi şölenimiz”
Duyuldu;
Milletin namuslarına emanet ettiği silahları,
Milletine çevirenlere;“Namlusunu millete çeviren tanka selam durmam” diyen
Demokrasinin; “Dik adamı”
Boynu bükük Milletin; gür sesi
Sırtlan saldırısında ki Anadolu’nun; yiğit evladı :
“Muhsin, bizce bilinmezlikte”
“Yarışı" ilan eden; kösler, sustu.
....
Peygamber Çiçeği
Millet, Gülü
Vatan’ın yiğit evladı!..
Nizam-ı Alem ülküsünün Serdarı
Ovalarda; at kişnemesi
Dağlarda; kurt ulusu
Göklerde; uçaklar..
Seheri soğuk,akşamı ayaz
Davanın derdinden dağlanan
Dumanlı Dağlarım,
Seni sever
Seni saklar, vermez..
Millet umutla“döngel” der,
“Sonsuzluğun sahibine”, teslime çoktan hazır!
O, “sonsuzluk” yolcusu
Kader!
Cedit’e şahin gibi kon
Çağlayan gibi coş, konuş
Yolculuk?..
Yerköy’e!...
Döngel’de ..
Kanlıçukur..
Keşdağları..
Kurt misali,
Enginlere sığmaz
Dağlar; çekti.
Kefen; beyaz kar
Hür dağlar; mezar
Uğruna ölümü özlediğin
Toprak, su,dağ, ova, orman
Sahibiyim ben diye
Yeşillikler içinde bütün, vatan
VeBeyazlar giymiş yüce dağlarda;
Seni bekler;Peygamber çiçekleri…
.....
Peygamber, Çiçeği
Millet, Gülü!…
Derler ki;“Sevgi çiçeği”denen nadide çiçek
Ankara yaylalarında sadece Gölbaşı’ndaYalan!..
Birde Göksun yaylalarında var
Ankara’da engerekler; kahpe, tuzaklar
Kim derdi ki, seni bekler?
Tüm masumlukları ile
Kahraman Maraş illerinde
Milletine deremediğin; çiçekler
....
Peygamber, Çiçeği
Millet, Gülü!…
Kopunca ruhun cesetle ipi
Yukarda; kar, boran,tipi,
Bulutları öpen sisler var
Aşağıda da yavru kurtlar misali kardeşler
Haberler; “haberi” bekler
Bayraklaşma; işte öyle şey
Gönüllerde üç hilalli “bayrak” dıNakşediyor; kapkara kalplere, Yaradan
“Peygamber çiçeği”, koku saçıyor,
Kahredici zaman;
Ne de zor geçiyor?..
Hakim-i Mutlak!
Dantel dantel,oya oya
Sana yer vermeyen gönülleri, açıyor
Dostlar;
Yanında olmak,
Kim bilir?
Yer bulmak için;
-Yad ellerden “nizam-intizam alanlar” bile-
“Niamı-ı Alem” evine koşuyor.
Sırrı bilemeyiz,biz
Oluşları;
Kim planlar, kim dizer?
Allah’dan gayrısına eğilmeyeni
Hak dilerde,
Şahları, padişahları peşine düzer..
Artık sen varsın, milletin gözyaşında
İnsanları; renkleri ile sevdin
Tüm renkler, göz dikmiş;
Tanrı Dağı’na eş,
Ak gelinlikli hiyabanına
Bir muştu bekliyor
Keşdağları!
Ziyaretten sarhoş,
Misafirini; vermiyor
Suskun; teknolojiÇaresiz; yetkililer
Millet yol gözlerAlçaklar da; hıyanet,
Kucaklamak için”Hesapsız”, dağlar; seni özler
....
Peygamber, Çiçeği
Millet, Gülü…
Al Bayrak-Gök Bayrak aşığı
Milletin yiğit evladı!
”Ruhunu dinlendirme” gayretinde Rüzgar,
Türkü çalıyor
Ezan dinleyen Dağlar,
Seni çağıyor:Kelebek gibi gel
Arabalar yetmez,yollar bitmez
Kartal gibi süzülerek,gel
Turnalar gibi uçarak, çabuk gel.
“Al kınalı uçan turnalar
Kırılmış kanadı, kaldı orada
”Ana sütünden ak
Karlar olsun sana kefen
Mezar, buruk gönülerGönüller Sultanına;
Açılmış bütün vatan
Peygamber, Çiçeği
Millet, Gülü!…
Enginler yetmiyor
Hür dağlar çağırıyor…
Sen;”millet ve vatan” derdin..
Göz pınarlarından kopup gelen, sen
Şahsında bire ermiş, ağlıyor; vatan
...............
Gün, Perşembe
Hak dostları bilir! “Cuma akşamı” ..
Ey Osmanlı..
Cumhuriyetin, yiğit “adamı”!
Sana.....
Aşığı olduğun;
Üç Hilal’e karanfiller ekleyip
“Al bayrak”la “Gök Bayrak” serdim
Zira..
Derdimiz aynı dert..
Dava, bir..
Ev, perişan olsa daSönmesin, son yanan ocak
Millet; var oldukçaYeniden derilecek
....
Peygamber, Çiçeği
Millet, Gülü!…
Kellemi alsalar da,
“Açıkça” ret ettiğim “darbelere” inat;
Sözde düşüncemin iktidarında
Hapsolduğum ev, karanlık mezar
Sokaklarını dolaşıyorum,
Her sonucu kabule hazır,dualar var
..........
“İktidarı” elinde tutan(!)
Ankara;Çaresiz..
Millet; seni bekler, sessiz
Gönüllerde sen, dillerde dua..
Aynı Çankırı yaylalarımdaki gibi
Rahmet bulutları,Tek fark,
Gözyaşlarına eş ıslatıyor, vatanı
Düşünce aynı.
Millet; sesiz
....
Peygamber, Çiçeği
Millet, Gülü!…Gidip vardım, otağına..
Kahırlara kahır ekler
Öznurlar, yolara düşmüş
Buğlar, aynı sadakatle, nöbette
Ruhu; sinelerine sinmiş
Başbuğu’nu bekler..
O kapı!..
Bekledim,Ses versin!
Fakat ..
Gözler nemlenip
Gözyaşları yüreğimize akarken
Yine boğazımız düğümlenip
Dilimiz dönmediğinde
“Hal dili” ile anlaşmak üzere;
Dil, gönül bir olunca, kıyamet gürültüsünde bile
Yürekten kopan ÇIĞLIK’ı alan..
Elin biçtiği sınır, dar gelir
Millete çok zorluk verir..
Son vatan parçasına yaban gözü var
Pay kapmak için pusu kurar,
Eldekini sıkı tutmak gerek
Düşlerimiz Kaf dağı..
Sırtlanların parçalayıp, çakallar elindeki
Alparslan otağı,Kanuni yurdu
Bizim Kafkasya,
Canımız Bağdat, Basra
Selahattin yadigarı..
Kan çağlayan Filistin..
Yaralı Türkistan
Esir coğrafya,
Şamil’in rüyası,
Cevher;kanı Çeçenistanı,
Fatih’in hülyasını!
Bosna, Tuna, bütün rummelini
Çağrıbey’den Piri Reis’e bilinmez ufuklara
Hızır’dan Barbaros’a denizler ötesi
Yelken açtığımız okyanusları
Dolaştığımız uzak-yakın bizim illeri..
Hayırlı şafaklara gebe,
-İvik ivik köhne Bizansı arayan-
“Haç” koynunda mayalanan iklimi
Kainat planında- mikro makro -oluşları, hesapları..
Ülkü,hedefleri
Kutlu fethe varışları.
Akla sığmaz engelleri aşışta
Irkımın önderi Atilla-Yavuz
Din uluları örnek, son “Peygamber Kılavuz”.
Ay, ne ki?
Nebülozlar ötesine
Işık hızına eş,
“Ufuk turunda” kat ettiğimiz zaman –mekan ötesini konuşmak üzere,
desin ki;
“Gardaş,buyur”,
Ses, yok!
Dağlarımda uyur, Muhsin..
Elbet, her daim Hakk’a teslim.
Ümit bu ya,
Bekleşiyorlar yiğit gardaşlar;
Buruk,mahzun..
Şahidi; Işık Dağı..
Karatekin bucağına Aydos’tan indiği
Kaybedip de bulduğumuz gibi..
-Belki de- “Geliyor, başkan Muhsin..
.....
Peygamber, Çiçeği
MİLLET, Gülü…
Vatan’ın yiğit evladı!..
Enginlerde rant savaşı..
İhanete eş, kalleşlikler
Peşinde pusu.
Engerekler, çakallar..
Kahpe planlara;
Vakur, dimdik duruş
Yalpalamadan gaye; hedefe varış
Yarış?..
El kol bağlı,
İmkan dar, ne kadar koşarsan koş..
Dava; büyük
Yol; uzun,
Ömür; kısa
Sen; gönüllere konuş
....
Peygamber, Çiçeği
Millet, Gülü…
..
Gardaş!
Sorular içinde sorular çok
Sorulara cevap, yok
Söylerlerdi;
Batı ayarlı kurmaylar(!)
Yerin altını
Dağın içini
Denizin derinini
Göklerin katlarını “gözleyen donanımız” var.
Vicdan sahipleri, dağlar delen çığlıkta..
Bırakın,
Milletin bağrındaki yangını soğutacak bir çift söz,
Seda bile yok.
Taşkışla paşaları
NATO cenirilları
Milletin hissiyatına ters
Her hayırlı harekete tepkili
Resepsiyonlarda etkili
İşleri dışında “tam” yetkili
Yağ, gürle, es
Lazım olunca dil yut, nefes kes
Bu; sessizlikten öte, sağırlık?
Halka zulümde yarışan kurumlar
Nerde o, laf ebesi geveze birimler
Nato’nun “our boys”ları!
Atmışlardı, ölmeden “tabutluk” denen mezara
Ne tesadüf?
Radarlar, suskun.
Pentegon patentli kirli planlar mı?
Kime hizmet, neden, niçin..
Konacak yer için Batman’ı seçin
İnemezseniz, turlar atıp paslar geçin
Cirit atıyor Avaks’lar semalarımızda,
Katiller(!,)operasyon mu... ?
Korkarım; öyle değildir, manzara
Zira..
Başlar, döndü,
Yetkililer; şapşal..
An; perişan..
Zaman; isyanda..
Ajanslara aydınlık değil,”kaos” düşüyor,
Hakikat; halden hale geçiş yaşıyor
Hararetten kan beynine sıçramış, vatandaş; üşüyorİ
syana ramak kalmış,
İmdada ilahi sabır yetişiyor
....
Peygamber, Çiçeği
Millet, Gülü…
Vatan’ın yiğit evladı…
Beton “Tapulukta” nöbet tutanlar;
“Uçan tabuttan”almak için yoldalar
Sevenlerin peşinde..
Akla mı gelir?
Tapuluklarda çekilen çile
Sana kelepçe olanlar bile
Koşsa da, gidemez!
Değil ulaşmak, yön bulamaz..
Üstünü örtüyor;
-kainat ayağa kalksa bir aynısı yapılamaz-
Her tanesi ayrı alem
Kristal kristal kar
Duman duman kaplamış,sis
O, taptıkları teknoloji, iflas!Devlet, çaresiz
Millet, perişan
Ve tek yürek
Karıncalanmış dil,yorgun eller
Cuma dualarında müşterek gönüller
Üşümek ne?
Dağlar buz kesiyor
Gücünü millete zorlayan, imkânları elinde tutan o derin(!) devlet; dondu
Gücünü devlete sebil eden
İmkanlardan yoksun, engin imanlı millet;buldu..
Hüküm, kesilmiş,“Dualar gibi yükselip”Dinlenmek için Ruh, Çoktan asli yurduna varmış!
“Zikre dalmış her şey”
Ah o..
Ümitlerimiz..
Fizik imkanlar, zorlanıyor..
“Ay yıldızlı” dağlar, saklıyor
“ Tabiat ana”, tüm yolları bağlıyor
..........
Haberci;
Sen vazifeni yap; haberini ver
Son vazife, kendi haberini geç
Hazırlıklar, başlasın
Azrail; kendi işini işlesin
Zira
Edilince yüce kelam, kırılır o an kalem
İzinsiz, rüzgar bile esemez
Cihan kalsa hükmü, kesemez
Peygamber, Çiçeği
Millet, Gülü!…
28 Mart 2009,
Dağlar saralı, tam üç gün oldu
Batını, bilemeyiz
Zahire bakarız elbet,
Uzaklardan,
Çoook uzaklardan haber mi var?
Davet ediyor, sanki:
”Kekik kokulu koyaklardan aşarak”,
“Güvercinler ülkesinden”, koşup
Pencereme konan bir çift güvercin;
“Aradığı çeşme başı”!
O’nu dağlar gibi kar kandırmaz
Fırat kenarında susuzluğa mahkum,
“sevgi çiçeği”Hüseyin misali;
gerçek pınara varmak,
rahmet deryasından kana kana içmek için
Bir tek “Bilen”in alim olduğu yere uçarak,
-Dünya zulmünden - “Kurtulup”
“Sonsuzluğun sahibi”ne teslim olan;
Mis kokulu ”Peygamber Çiçeği”
Milletin;umudu,
Kızılelma’nın; bahadırı
İla-i Kelimetullah’ın Alperen’i
İnsanlar arasından bir Muhsin!
Sonsuzluk yolcuları;
“Uçmağa” gitti!…
....
Birliğe, yolculukta:
Vahdet’e ermek için..“
Toyumuz var,HOŞ GELDİNİZ.”
Necati Çavdar-28 Mart 2009-Er Yaman
MUHSİNYAZICIOĞLU,
Mamak tabutluğundan..”MEDRESE-İ YUSUFİYEDEN” SESLENİYOR
ÜŞÜYORUM
Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayınBeton çok soğuk, üşüyorum..

MUHSİN::
(Ve innallàhe lemeal-muhsinîn) "Hiç şüphe yok ki Allah-u Allah-u Teàlâ Hazretleri, muhsin kullarını severek, destekleyerek, onlarla beraberdir."
http://74.125.77.132/search?q=cache:huNa_px4VMgJ:www.dervisan.com/kitap/ramga/ramga08.html+Muhsin+ne+demek&cd=5&hl=tr&ct=clnk&gl=tr
………..
Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:
(O takvâ sâhipleri ki); bollukta ve darlıkta harcayıp yedirenler, öfkelerini yenenler, insanların kusurlarını bağışlayanlardır. Allah muhsinleri sever.
(Âl-i İmrân sûresi: 134)
Sana nasîhat şudur ki, dört huy ile huylan böylece muhsinler zümresinden (kısmından) olursun.
1) Genişlikte (zenginlikte) zekât, darlıkta sadaka ver.
2) Gazâb (öfke) zamânında gazâbını ve hırsını yen.
3) Başkasının aybını görünce, onu açmayıp, kapatmaya çalış.
4) Hizmetçiye, ehline (hanımına) evlâd ve akrabâya ihsân ederek onları hoş tut. (İmâm-ı Gazâlî)
Kaynak:
http://sozluk.ihya.org/dini-terimler/muhsin.html
............
Peygamber Çiçeği ;
Sadece Ankara Gölbaşında yetiştiği söylense de K.Maraş Göksun ilçesi yakınlarında bol miktarda yayılım gösterir. Güzel
kokulu ve çok estetik bir bitkidir.
………….
http://www.tmresimler.com/img3153.htm

Salı, Mart 03, 2009
Salı, Şubat 03, 2009
Etimesgut ve Davas Restini unutmayacağız..29.Ocak 2009
Lübnan saldırısı dolayısı ile "teşekürler israil" diye yazı yazarak "İsrail'in sadece insana değil kaniata svaş açtığını" ifade etmiştim.Bugün( 7 Şaubat 2009) , El Cezire'de haber izlerken israil vahşetine maruz kalmış bir koyun gördüm
İnsana karşı işlenen vahşete insan oğlu kanıksandımı ne?
O kadar etkili değil.
ma koyun beni beynimden vuurdu.
Çünkü mazlumiyetin simgesi koyun da israil zulmünden nasibini almış.Yüzü parçalanmış..Ama israilin vahşetini sergilercesine yaşıyordu.
Vahşileri bile insafa getiren o siyoit vahşete, insaf sahibi Yahudilerde isyan ediyor..
Artık "Yeter" demenin zamanı...
Gilad Atzmon Timeturk için yazdı. Atzmon, "Onlarca yıldır kurumsallaşmış politik Yahudi lobilerinin terörüne maruz kalıyoruz" dedi.
Perşembe, 05 Şubat 2009 08:04(http://timeturk.com/artik-yeter-demenin-zamani...-50272-haberi.html)
Gilad Atzmon*Davos’ta insani bir dava için Başbakan Erdoğan’ın dik duruşunu görmek oldukça cesaret verici idi. Ama tümden şaşırdığım söylenemez. Bir kez daha ispatlanmış oldu ki insanlık ve etik mevzu bahis olduğunda İslam ve Müslüman dünyasının liderleri ön saflarda yer alıyor ve sadece Chavez ve Morales gibi birkaç temiz popular lider de bu saflarda bulunuyor.Günün sonunda ağzını açan Başbakan Erdoğan oldu ve uzun bir süre önce bu mevzuyu kavramaları gereken oradaki dünya liderlerine konuştu. Batılı liderler İsrail’in savaş suçlarına ses çıkarmazken, gerçeği söylemek için dimdik duran Başbakan Erdoğan’dı, Peres’e ellerinin çocuk kanına bulanmış olduğunu söyleyen o idi. “Sesini yükseltiyorsun Sayın Peres, bu suçluluk psikolojisindendir” dedi. Başbakan Erdoğan’dan farklı olarak ben şahsen Peres’te vicdan düşünemiyorum. Yaşlı adam hayatının en güzel yetişkinlik yıllarını ırkçı bir devletin politikalarına yön vermekle geçirmiş. Adı özünde çok sayıda katliamla bağlantılı. Bu yetmezmiş gibi İsrail’in meşhur kitle imha silahları projelerinin arkasındaki güç de o. Peres’de zerre insanlık varsa, gerçekten de çok iyi bir şekilde gizlenmiş olsa gerek.Yıllardır Filistin halkının en büyük devlet terörüne maruz kaldığı aşikar. Ve şu ana kadar, insanlık karşısında defalarca işlenen savaş suçlarına rağmen, etnik temizlik, katliam, toprak yağmalama ve hatta tamanen ırkçı kanunlarına rağmen, batı dünyası her zaman sessiz kalmıştır. Her zaman sessiz….Açıkça, Yahudi devletine Amerikan ve batı desteğini durdurmak için hiçbir şey yapılmadı. Amerika’dan İsrail’e düzenli silah akışını durdurmak için hiç birşey yapılmadı. Batı başkentlerinde Yahudi siyasi lobilerinin muazzam etkisini azaltmak için hiç birşey yapılmadı. Zaman zaman Yahudi yıldızıyla süslenmiş Amerikan yapımı F-16 ların masum siviller üzerine bombalar yağdırdığını seyretmekteyiz.Şu ana kadar hiçbir batılı lider bunlar karşısında “Yeter artık, bu kadarı fazla” diyebilecek temel ahlaki bir bütünlüğü sergileyemedi.Çok iyi biliyorum. Filistin halkına destek vermek kolay değildir. Davalarına destek verdiğimiz kadar, geri dönme haklarına ve özgürlük mücadelelerine, Filistinlilerle dayanışma yönündeki empatimize rağmen, defalarca İsrail ve Yahudilerce iyi finance edilmiş ve adanmış baskıcı grupları tarafından defalarca yıkama uğradılar.Onlarca yıldır kurumsallaşmış politik Yahudi lobilerinin terörüne maruz kalıyoruz. Politikacılar belirli bir temele göre tehdit ediliyor ve bu daha da artıyor. Tuhaf gelebilir ama dayanışma hareketiyle alakalı önde gelen entelektüel, şair, sanatçı veya akademisyenlerin sesini çok zor duyuyoruz. Filistin davasında destek vermeyenler sanatçılar ya da akademisyenler değil. Tam tersine bu gezegendeki etik değere sahip her canlı Filistinlilere destek veriyor, ancak, Filistinlilere destek verdiğini ifade eden herkes acımasız Siyonist güçlerin hücumuna uğruyor.Yıllardır Yahudi lobisi, İsrail aleyhine yapılan ter türlü eleştiriyi anti-Semitik söylem olarak gösterip, susturmada ve hedef göstermede oldukça etkili oldu.Ancak eğilim hızla değişiyor. İsrail’in en son Gazze’deki büyük vahşetinin bunda çok büyük etkisi var. Bu şüphe götürmez bir durum: insanlık adına ne kalmışsa bunu kurtarmak ve İsrail vahşetinden Filistin’i kurtarmak için. Her humanist İsrail’in durdurulması gerektiğinde hemfikirdir. Ordusu ve politik liderleri yargı huzuruna çıkarılmalıdır. Askeri yıkım kapasitesi sıfıra indirilmelidir. Maalesef batılı liderlerle bu iş olmuyor. Tüm bu mevzularda başarısızlığa uğradılar. Ama sadece Başbakan Erdoğan kanayan kalplerimize bir umut ışığı serpti.Hepimizin İsrail’in sergilediği vahşetten konunmamız artık bir seçenek değil. Acil bir zorunluluk. Filistinlilerin hayatlarını koruyacağı gibi genç çocuklarımızı da Kitabı Mukaddes kıyımından koruyacak, İsrail’in gücünü azaltmak ayrıca İsraillileri kendi kendilerinden ve ispatlanmış öldürme eğilimlerinden de korumak için gerekli bir harekettir. Ayrıca Yahudi halkının ciddi bir felaketin eşiğine gelmesini engellemek de ancak İsrail’in durdurulmasıyladır. Bu çoğu zaman bizim hem fikir olmadığımız bir şeydir. Bazı anketlere göre http://news.hosuronline.com/NewsD.asp?DAT_ID=722 İsraillilerin %94’ü Gazza’ye saldırılara destek verdi.. %92’si Filistinlilere yapılan hava saldırılarına destek verdi. Anlayacağımız üzere İsrail’i bu ölümcül tutkudan vazgeçirecek bir güç yok. İsrailliler kendilerini kendilerinden koruyamıyor.Dünya barışı için, onların tüm bunlarla yüzleşmeleri için ve temel insancıl anlayış ve etik şuura vardırabilmek için elimizden geleni yapmalıyız.Erdoğan’a sözlerinden dolayı derinden minnet duyuyorum ve dünyadaki milyonlarca insanının onun Davos’taki hareketlerini onaylaması gibi onun o ahlaki duruşundan dolayı da minnettarım.*Caz müzisyeni, besteci, yapımcı ve yazardır.Gilad Atzmon'un Timeturk için kaleme aldığı bu yazı M. Hasan Uncular tarafından tercüme edilmiştir.Makalenin İngilizcesi için tıklayın:It is time to say enough
var tmp;
tmp = document.getElementById("news_content").getElementsByTagName("a");
for(i=0; i
//////////////////
NOT:
http://timeturk.com/artik-yeter-demenin-zamani...-50272-haberi.html sitesinden alınmıştır..
http://mail.google.com/mail/?hl=tr&ui=1
SAIRIN YERI
NECATI ÇAVDAR
Cumartesi, Ocak 24, 2009
GAZZE'ye SELAM

GAZZE'YE SELAM
Çanakkale’de direndik
Basra’da vurgun yedik
Filistin’de dağıldık..
O gün bu gün;
İstanbul,
Şam,
Bağdat,
Balkanlar,
Kafkasya esir..
İngiliz sicimi ile Vatanda bölünen – bağımsılaştırılan- yerler, tayin edilmiş kuklalara emanet..
Ve dağıldığımız yerde direniyoruz..
Göğsümüze saplanan İsrail, isimli hançer çıkana kadar..
O nedenledir ki;
GAZZE; SAKARYA
HAMAS; KUVVA-I MİLLİYE..
CENİN'NİN ŞANLI ŞEHİTLERİNE
Getir getir getir öpem incitmeden o pak alnı
Getir getir getir zulme her an kustuğun ahı
Öpem öpem öpem şehitlerin ayağını yüzünü
Anladı anladı anladı cihan şehitlerin son sözünü
Akıtam akıtam akıtam ben kendi kanımı
İlahi al al al o mübarek belde için canımı
Bini beni beni ta ciğerden mazlum çığlığı vurdu
Dünya dünya dünya senin için kıyama durdu
Kolay kolay kolay değil Firavunlara senin savaşın
Durdurur durdurur durduruyor tankları attığın taşın
Boğacak boğacak boğacak çetiğn açı akıttığın göz yaşı
Ok ok ok olup ciğerinden vuruyor Filistinli?nin dik başı
Seni seni seni kahpe tuzaklar kör kurşunlar vurdu
Kurtarır kurtarır kurtarır ancak masum kanın yurdu
Yakın yakın yatkındır can verdiğin vatanın kurtuluşu
Utandırır utandırır utandırır mazlumun vakur duruşu
Tükürün tükürün tükürün adına yapılan adi pazarlıklara
Kanmayın kanmayın kanmayın kurulan kirli tuzaklara
Yurdun ve özgürlüklerin bedeli kanındır kanın kanın
Beklediği son umutları insanların insanların insanların
Unutulsun, unutulsun unutulsun mu Mirac-ı nebi
Yok mu yok mu yok mu biri deryalar aşan Musa gibi
Gelmez gelmez gelmez mi?... Adaletle kucaklayan Ömer
Sarmaz sarmaz sarmaz mı, yaralar; Selahattin gibi bir er ?..
İlahi ilahi ey ilahi ulaşmaz mı arşa mazlumun ahı
Sen sen sen imdat edersen dayanmaz dünya şahı
Toprak toprak toprak sevenleri olmazsa olur mu vatan
Silinmez silinmez silinmez nakşındır yoluna can verip yatan
Bedelidir bedelidir bedelidir şehitler hürriyetin
"Şehiden, şehiden şehiden" haykırışıdır işareti istiklalin
Yakın yakın yakındır beklenen muştusu kurtuluşun
Zalim zalim zalim; boynunda utanç yaftası, son çırpınışın
Necati Çavdar/Nisan 2002-Ankara
http://siir.roots.gen.tr/SiirGoster.html?siir=87712
http://www.siirevreni.com/modules.php?name=News&file=article&sid=9928
http://www.siirantolojisi.gen.tr/cenin-nin-sanli-sehitlerine~7731.html http://www.vahdet.com.tr/filistin/dokuman/dosya1/0083.
html http://www.siirdemeti.com/siir_a.asp?siirno=33754
http://www.benimblog.com/Blackshu/friends/page2/ http://siirler.chatlama.net/Siir/7731/Ceninnin_Sanli_Sehitlerine.html
VE YARADILANA ÇARPAN BİR YÜREKTEN "GAZZE"
John Berger Gazze'yi anlatıyor:

Ağlayan Bir Yer
Dünyanın en büyük hapishanesi Gazze, bir mezbahaya dönüşüyor. Şerit kelimesi (Gazze Şeridi’ndeki), 65 yıl önceki getto kelimesi gibi, kanla ıslanıyor.
BİA Haber Merkezi - İstanbul
17 Ocak 2009, Cumartesi
John BERGER
Yakın bir geçmişe kadar geleceğin Filistin devleti olacağı düşünülen, ancak şu anda dünyanın en büyük hapishanesi (Gazze) ve dünyanın en büyük bekleme salonu (Batı Şeria) olan yerden döndükten birkaç gün sonra bir rüya gördüm.
Kum taşlarından oluşan bir çölün ortasında belime kadar çıplak bir halde yalnız başıma duruyorum. Bir başkasının eli yerden bir avuç toz-toprak alıyor ve göğsüme fırlatıyor. Bu, saldırgan değil, düşünceli bir davranış. Toprak, göğsüme ulaşmadan değişiyor ve yırtık kumaşlara, muhtemelen de keten kumaşına dönüşüyor. Kumaş gövdemi sarıyor. Sonra, bu yırtık pırtık çaput parçaları kelimelere, cümlelere dönüşüyor. Benim tarafımdan değil, bu yer tarafından yazılmış kelimelere, cümlelere…
Bu rüyayı hatırladığımda, aklıma yerle bir ifadesi geldi. Tekrar tekrar. Bu kelime, toprak dışında herşeyin, ama herşeyin silinip süpürüldüğü, çalındığı, darmadağın edildiği, dümdüz edildiği bir yeri veya yerleri tarif ediyor.
*
Ramallah’ın batı tarafında Al Rabweh adında küçük bir tepe var. Tokyo sokağının hemen sonunda. Şair Mahmut Derviş bu tepeye gömülmüş. Ama burada bir mezarlık yok.
Sokağın adı Tokyo, çünkü şehrin Kültür Merkezi bu sokağın üzerinde ve tepenin tam ayağında. Bu Kültür Merkezi Japonya’nın sağladığı fonla inşa edilmiş.
Derviş, şiirlerinin bazılarını son kez bu Merkezde okudu - ne var ki kimse bunun son kez olduğunu o zaman bilmiyordu. Issızlık anlarında son kelimesi ne anlama geliyor?
Mezarı ziyaret ettik. Bir mezar taşı var. Kazılmış olan toprak hala çıplak. Derviş’in arkasından yas tutanlar oraya küçük buğday demetleri bırakmışlar. Aynen şiirlerinden birinde söylediği gibi. Kırmızı anemonlar, kağıt parçaları ve fotoğraflar da var.
Doğduğu ve bugün annesinin hala yaşadığı yer olan Celile’de gömülmek istemişti Derviş. Ancak İsrailliler buna engel oldular.
Cenaze için onbinlerce kişi Al Rabweh’te toplandı. Derviş’in 96 yaşındaki annesi kalabalığa seslendi: “O hepinizin oğlu.”
Henüz ölmüş veya öldürülmüş olan sevdiklerimizle ilgili konuşurken tam olarak hangi zamanda konuşuruz?
Kelimelerimiz, normalde olduğundan çok daha yakın, çok daha ‘şu an’ gibi gelen bir zamanda çınlıyormuş gibi gelir. Aynı sevişirken, yakın bir tehlikeyle karşı karşıya kaldığımızda, geri dönülmez bir karar verirken, veya tango yaparken hissettiğimiz gibi… Yaslı kelimelerimiz ölümsüzlükte çınlamaz ama, belki de ölümsüzlük alanının küçük bir galerisindedirler.
*
Şu anda terkedilmiş olan bu tepede, Derviş’in sesini hatırlamaya çalıştım. Bir arı yetiştiricisinin sakin sesine sahipti:
“Bir kutu taşyaşayanların ve ölülerin,kovandaki bir petekte tutsak kalmış arılar gibikuru kilde hareket ettiği…Kuşatma her sıkılaştığında çiçek açlığı grevine girerlerVe denizden acil çıkışı göstermesini isterler.”
Sesini aklımda canlandırırken, toprağa, yeşil otlara oturma ihtiyacı hissettim. Oturdum.
Al Rabweh, Arapça’da “üzerinde yeşil otlar olan tepe” anlamına geliyor. Kelimeleri geldikleri yere geri döndü. Ve başka hiçbir şey kalmadı. 5 milyon kişinin paylaştığı bir hiçbir şey.
500 metre ilerideki diğer tepe bir çöplük. Kargalar daireler çizerek üzerinde uçuşuyor. Birkaç çocuk çöpleri karıştırıyor.
Bu yeni kazılmış mezarın yanında otların üzerine oturduğumda beklenmedik birşey oldu. Olan şeyi tarif edebilmek için başka bir olayı anlatmam gerekiyor.
Birkaç gün önceydi. Oğlum Yves araba kullanıyordu. Fransız Alpleri’ndeki Cluses kasabasına doğru yol alıyorduk. Kar yağmıştı. Dağ etekleri, ovalar ve ağaçlar beyazdı. İlk karın beyazlığı genelde kuşları şaşırtarak, mesafe ve yön duygularını bozar.
Birden, arabanın ön canıma bir kuş çarptı. Dikiz aynasından bakan Yves, kuşun yol kenarına düştüğünü gördü. Frene bastı ve geri vitesi taktı. Küçük bir kuştu, bir narbülbülü. Sersemlemişti ama hala yaşıyor ve gözlerini kırpıştırıyordu. Onu karların içinden aldım, elimde sıcacıktı, sımsıcak. Kuşların bize göre çok daha yüksek bir vücut ısısı var. Yolumuza devam ettik.
Zaman zaman onu kontrol ettim. Yarım saat içerisinde ölmüştü. Onu alıp arabanın arka kolduğuna koydum. Beni şaşırtan ağırlığı olmuştu. Onu karların içinden aldığımdan daha hafifti. Emin olmak için onu bir elimden diğer elime geçirdim. Sanki hayattayken sahip olduğu enerji, yaşam savaşı, ağırlığına ağırlık katmıştı. Şimdi ise sanki hiç ağırlığı yoktu.
Al Rabweh tepesindeki otlarda otururken buna benzer birşey oldu. Mahmut’un ölümü onun ağırlığını ortadan kaldırmıştı. Geriye sadece kelimeleri kalmıştı.
*
Aradan, felaket öncesi sessizliğe gömülmüş aylar geçti. Şimdi ise, felaketlerin hepsi bir deltaya akıyor. Bu deltanın adı yok. Adını, sonradan, çok sonradan gelecek olan coğrafyacılar koyacak. Bugün bu isimsiz deltanın acı sularında yürümek dışında yapacak hiçbirşey yok.
*
Dünyanın en büyük hapishanesi Gazze, bir mezbahaya dönüşüyor. Şerit kelimesi (Gazze Şeridi’ndeki), 65 yıl önceki getto kelimesi gibi, kanla ıslanıyor.
Bombalar, mermiler, fosfor ve GBU39 radyoaktif silahları, makineli tüfek ateşleri, Israil Savunma Gücleri tarafından gece gündüz havadan, denizden ve karadan 1.5 milyonluk sivil nüfusun üzerine yağdırılıyor. Ölü ve yaralı sayısı, İsrail tarafından Şerit’e girmeleri yasaklanan yabancı medyanın yaptığı her haberde biraz daha artıyor. Ancak kritik rakam şu ki; her İsrailli ölüye karşılık, 100 Filistinli ölüyor. Bir İsrailli’nin hayatı 100 Filistinli’nin hayatına bedel. Bu varsayımın yansımaları, bunu kabul edilebilir ve normal gibi sunmaya çalışan İsrail sözcüsü tarafından sürekli tekrarlanıyor. Katliamı salgın hastalıklar izleyecek; çoğu ikamet yerinde su ve elektrik yok, hastahenlerde doktor, ilaç ve jeneratör sıkıntısı var. Katliam abluka ve kuşatmayı izledi.
Dünyanın her yerinden protesto sesleri yükseliyor. Ancak dünya basınları, ve gururla sahip oldukları nükleer bombalarıyla, zenginlerin hükumetleri, İsrail’I, Savunma Güçleri’nin işledikleri suçların görmezden gelineceğine temin ediyor.
*
“Ağlayan bir yer girer rüyamıza,” demişti Kürt şair Bejan Matur. “Ağlayan bir yer girer rüyamıza ve bir daha çıkmaz.”
Yerle bir olmuş topraktan başka hiçbir şey.
*
Dört ay önce Ramallah’ta yeraltındaki terkedilmiş bir park yerindeydim. Burası görsel sanatlarla uğraşan küçük bir grup Filistinli tarafından çalışma alanı olarak kullanılıyor. Bunların arasında Randa Mdah adında bir heykeltraş kadın var. Onun tarafından tasavvur edilerek yapılan “Kukla Tiyatrosu” adlı enstalasyona bakıyorum.
Duvar gibi dik duran, 3 metreye 2 metre boyutlarında bir alçak kabartma var. Önünde, yerde, üç figür duruyor. Tel, polyester, cam elyafı ve kil armatürün üzerine kabartmayla omuzlar, yüzler, eller yapılmış. Yüzeyler renkli – koyu yeşiller, kahverengiler, kırmızılar. Kabartmanın derinliği, Ghiberti’nin yaptığı ve Floransa’daki Vaftizhane’nin bronz kapılarından birininki ile aynı. Ve nesnelerin uzakta olduğunu belirtmek için ufaltarak gösterme tekniği ve çarpıtılmış perspektifler neredeyse aynı ustalıkla ele alınmış. [Heykeltraşın bu kadar genç olduğunu asla tahmin edemezdim. Henüz 29 yaşında.] Alçak kabartmanın duvarı, sahneden bakıldığında tiyatrodaki seyircilerin andırdığı “çit”e benziyor.
Öndeki sahnenin zemininde gerçek insan boyutlarındaki figürler duruyor, iki kadın ve bir adam. Aynı malzemeden yapılmışlar ama kullanılan renkler daha soluk.
Bir tanesi seyircinin dokunabileceği mesafede, bir tanesi iki metre geride ve üçüncüsü iki katı uzaklıkta. Günlük kıyafetler giyiyorlar, bu sabah giymeyi seçtikleri kıyafetleri.
Gövdeleri tavandan sarkan üç yatay tahta parçasına iliştirilmiş kordonlara bağlı. Bu insanlar kukla; olmayan veya görünmeyen kukla oynatıcıları da onları kontrol etmek için bu tahta parçalarını kullanıyor.
Alçak kabartmadaki bir yığın figür gözlerinin önündekine bakıyorlar ve ellerini ovuşturuyorlar. Elleri kümes hayvanı sürüsü gibi. Hiçbir güçleri yok. Ellerini ovuşturuyorlar çünkü müdahale edemiyorlar. Onlar alçak kabartma, üç-boyutlu değiller ve bu nedenle gerçek dünyaya girip müdahale edemiyorlar. Onlar sessizliği temsil ediyor.
Görünmeyen kukla oynatıcısının kordonlarına bağlı üç gerçek ve titreyen figür hızla kafa üstü yere fırlatılıyor. Ayakları havada. Tekrar tekrar fırlatılıyorlar, ta ki başları yarılana kadar. Elleri, gövdeleri, yüzleri ıstırap içinde kasılıyor. Bitip tükenmeyen bir ıstırap. Ayaklarında bunu görebiliyorsunuz. Tekrar tekrar.
Alçak kabartmanın hiçbir gücü olmayan izleyicileri ve yerdeki iri ve biçimsiz kurbanları arasında yürüyebilirdim. Ama yürümedim. Bu çalışmada, başka hiçbir yerde görmediğim bir güç var. Üzerinde durduğu zemine hakim olmuş durumda. Dona kalmış izleyiciler ve can çekişen kurbanların arasındaki öldürme alanını kutsal kılmış. Bir park yerini yerle bir edilmiş bir alana çevirmiş.
Bu çalışma Gazze Şeridi’nde olacakların kehanetiydi.
*
Filistin Otoritesi’nin kararıyla Mahmut Derviş’in Al Rabweh tepesindeki mezarı tellerle çevrelendi ve üzerine camdan bir piramit inşa edildi. Artık yanına çömelmek mümkün değil. Ancak kelimeleri kulaklarımıza geliyor, bu kelimeleri tekrar edebiliyoruz.
Volkanların coğrafyasında yapacak işlerim var
Issızlıktan yıkımaLott’un zamanından Hiroşima’ya
Henüz daha tanımadığım bir tutkuyla
Sanki henüz hiç yaşamamışım gibi…
Belki Şimdi uzaklara gitmiştir
Ve Dün, yakınlaşmıştır
Tarihin kıyılarında dolaşmak için
Şimdi’nin elini tutuyorum
ve dağ keçilerinin kaosuna sahip döngüsel zamandan kaçıyorum
Elektronik zamanın hızıyla
Yarınım nasıl kurtarılabilir?
veya çöl karavanımın yavaşlığıyla?
Sonum gelene kadar işim var
sanki yarını hiç görmeyecekmişim gibi
ve burada olmayan bugün için yapacak işlerim var
Bu nedenledinliyorum yavaşça
Kalbimin karınca vuruşlarını....(JB/EA/EÜ)
* İki alıntı da Derviş’in Jidariyya (Mural) adlı şiirinden yapılmıştır.
* John Berger'in Irish Times'da yayınlanan yazısını Esra Aygın Türkçeleştirdi.
Kaynaklar:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=5741
http://bianet.org/bianet/kategori/biamag/111979/john-berger-gazzeyi-anlatiyor-aglayan-bir-yer
http://www.yuksekovahaber.com/news_detail.php?id=11236
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=917437
http://mitoloji.info/gundemdekiler/john-berger-aglayan-bir-yer.nedir
http://www.cadi.com.tr/index.php?id=kadinca_haberler_detay&h_id=441
http://www.sonsuz.us/?q=node/1593
http://www.ercis.net/
ve birçok internet siteleri
Cumartesi, Ocak 17, 2009
Çarşamba, Ocak 07, 2009
GAZZE'YE SELAM
Çanakkale’de direndik
Basra’da vurgun yedik
Filistin’de dağıldık..
O gün bu gün;
İstanbul,
Şam,
Bağdat,
Balkanlar,
Kafkasya esir..
İngiliz sicimi ile Vatanda bölünen – bağımsılaştırılan- yerler, tayin edilmiş kuklalara emanet..
Ve dağıldığımız yerde direniyoruz..
Göğsümüze saplanan İsrail, isimli hançer çıkana kadar..
O nedenledir ki;
GAZZE; SAKARYA
HAMAS; KUVVA-I MİLLİYE
CENİN'NİN ŞANLI ŞEHİTLERİNE
Getir getir getir öpem incitmeden o pak alnı
Getir getir getir zulme her an kustuğun ahı
Öpem öpem öpem şehitlerin ayağını yüzünü
Anladı anladı anladı cihan şehitlerin son sözünü
Akıtam akıtam akıtam ben kendi kanımı
İlahi al al al o mübarek belde için canımı
Bini beni beni ta ciğerden mazlum çığlığı vurdu
Dünya dünya dünya senin için kıyama durdu
Kolay kolay kolay değil Firavunlara senin savaşın
Durdurur durdurur durduruyor tankları attığın taşın
Boğacak boğacak boğacak çetiğn açı akıttığın göz yaşı
Ok ok ok olup ciğerinden vuruyor Filistinli?nin dik başı
Seni seni seni kahpe tuzaklar kör kurşunlar vurdu
Kurtarır kurtarır kurtarır ancak masum kanın yurdu
Yakın yakın yatkındır can verdiğin vatanın kurtuluşu
Utandırır utandırır utandırır mazlumun vakur duruşu
Tükürün tükürün tükürün adına yapılan adi pazarlıklara
Kanmayın kanmayın kanmayın kurulan kirli tuzaklara
Yurdun ve özgürlüklerin bedeli kanındır kanın kanın
Beklediği son umutları insanların insanların insanların
Unutulsun, unutulsun unutulsun mu Mirac-ı nebi
Yok mu yok mu yok mu biri deryalar aşan Musa gibi
Gelmez gelmez gelmez mi?... Adaletle kucaklayan Ömer
Sarmaz sarmaz sarmaz mı, yaralar; Selahattin gibi bir er ?..
İlahi ilahi ey ilahi ulaşmaz mı arşa mazlumun ahı
Sen sen sen imdat edersen dayanmaz dünya şahı
Toprak toprak toprak sevenleri olmazsa olur mu vatan
Silinmez silinmez silinmez nakşındır yoluna can verip yatan
Bedelidir bedelidir bedelidir şehitler hürriyetin
"Şehiden, şehiden şehiden" haykırışıdır işareti istiklalin
Yakın yakın yakındır beklenen muştusu kurtuluşun
Zalim zalim zalim; boynunda utanç yaftası, son çırpınışın
Necati Çavdar/Nisan 2002-Ankara
http://siir.roots.gen.tr/SiirGoster.html?siir=87712
http://www.siirevreni.com/modules.php?name=News&file=article&sid=9928
http://www.siirantolojisi.gen.tr/cenin-nin-sanli-sehitlerine~7731.html
http://www.vahdet.com.tr/filistin/dokuman/dosya1/0083.html
http://www.siirdemeti.com/siir_a.asp?siirno=33754
http://www.benimblog.com/Blackshu/friends/page2/
http://siirler.chatlama.net/Siir/7731/Ceninnin_Sanli_Sehitlerine.html
Perşembe, Aralık 18, 2008
necati çavdardan yeni birkitap daha..TÜRKMAN KOCASI DARIVERENLİ MEHMET EMİN YARBAY
“TÜRKMEN GOCABUBASI Mehmet Emin YARBAY” kitabı için SERVER VAKFI konferans




SAIRIN YERI
NECATI ÇAVDAR'ın Türkmen Gocabubası Darıverenli Mehmet Emin Yarbay isimli yeni kitabı çıktı.
“TÜRKMEN GOCABUBASI Mehmet Emin YARBAY” kitabı için SERVER VAKFI konferans salonunda 26 Aralık 2007 Cuma günü saat 18.00’de Denizli ve Darıverenliler için İMZA GÜNÜ yapıldı.
SERVER Basın Yayın İlim ve Sosyal Dayanışma Vakfı'nın G.M.K Bulvarı No:24/8 Kızılay/ ANKARA adresinde 18.00-21.00 satleri arasında gerçekleştirilan İmza Günü'ne Ankarada görev yapan ünüversite hocaları, kamu kurumlarının üst düzey bürokratlar ve emeklileri katıldı.İmza Günü'nde Gocabuba'nın Ankara'da bulunan çocukları Ersönmez ile Salih Yarbay'da hazır bulundular.
Çok samimi bir havada geçen buluşmada Necati Çavdar, yeni çıkan“TÜRKMEN GOCABUBASI Mehmet Emin YARBAY" isimli kitabı imzaladı
Pazartesi, Kasım 10, 2008
PARILDI, BAŞKAN
Bir ara ortalık; toz duman oldu
Derler; bizi sahiden “Sabun bozdu”
Hem de“Dostluğumuz, çok ağır oldu”
Kader..Ayrılıklar; bizleri buldu
Kimini mahkum eder tefekküre
Aydınlanır; karanlık düşünceler
Geceler var ki aydınlığa gebe
İnsanı bir başka sarar geceler
İsteyenleri işler o geceler
Yoğunlaşır, nice ulvi duygular
Zamanı aştığında mesafeler
Açılır kapı, parıldar yürekler
İnsan çeker; nice nice zahmetler
Gör ki zaman Parıldı’ya ne yükler
O gecelerde açılınca gökler
Elbet maksuduna erip, parıldar
Duyduk ki, çileler hitama ermiş
Hak, nice nice imkanlar verirmiş
Allah, Kerim!..Görenler, neler görmüş
Makam; Başkan’ını bulup, parlamış
Bozulmasın huzur.Necati, değil
Şimdilik çiçekler; ziyaret etsin
Çok kelamlar etmiştik, mühim değil
Başkan’a hayırlarla SELAM gitsin
9 Kasım2008 Pazar
Şairinyeri-Emiryaman-Ankara

Pazartesi, Eylül 29, 2008
SİZDEN GELENLER.. (DOĞUM GÜNÜ İÇİN9
Doğum Günü
Doğduğunda bilmezdin dünyada misafirsin
Günün kutlu olmalı iyi ki doğmuşsunuz
Sinan Karakaş
Bu gün sizin doğum gününüz;
Olsun! ..
Ben yine de diyeceğim;
Hazır elime fırsat geçmişken;
Ömrünüz,ömrünüzdeki sevdiklerinizle
Mine YİRMİLİ (Antolojinin acemi şairi) 9 Eylül 2008
Pazar, Eylül 28, 2008
BAYRAM HEDİYESİ
Günleri farklı bayram, güldürürken ele
Bayram namazına koşan Müslümanlara kelle hediye
Zalim!
Belki hak etmişti
Amma..
Haçlı eliyle katledilmesi kahretti beni
Kurbana kurban mı, Saddam!
Zulmün adı mı Saddam?
...
Ya ipini çekenler!
Ayrılık tohumunu ekenler...
Zalimde olsa şahadet ediyorken
Aynı şahadeti getirenler!
“Söz”ün “öz”üne tahammül etmediler.
...
Zalim, hödük belki ama...
Sahte güce, suni ilahlara eğilmeyen bir baş
Ve inandığı davaya verilen bir baş
İnsanlık geçmişinin kah ışıklı, kah kanlı yolu
Hak davanın yiğitleri; Hz. Ali ve Hz Hüseyin’e mesken
Fırat ve Dicle’nin yuttuğu son iddia sahibi mi Saddam?
Küre ölçeğinde rüya gören güçleri Dicle’ye gömen,
Cihanı saran daha zalim düzene, kurban mı Saddam!
Irak’da ışıkları söndüren kanlı geçmişin yadı
Babil’e özdeş tarihin adı mı, Saddam..
2006-2007 Kurban Bayram 1. Gün

AĞLARIM
O, anlar. Koşarım yüce dağlara,
Dik yokuşlara, eğilmez başa ağlarım
Anlamazlar! Anlatamam insanlara
Kaçarım insandan, giderim ovalara
Sır vermez toprağa, yüksünmez taşa ağlarım
Yaza anlatamam, kışa ağlarım
Sona gelir. Yine başa ağlarım
Yaz- bahar ayında çiçeğe, kuşa koşarım
Çiçek kar etmezse kuşa ağlarım
Dönerim yaza- güze ağlarım
Kelimelere, geçmeyen söze ağlarım
Bulutlar kaldırmaz, rüzgâra ağlarım
Derin kuyularda, suya ağlarım
Kah ırmaklar gibi çağlarım
Yetmez gider engin sulara ağlarım
Gelincikler donanmış dağlarım
Mor sümbüller açmış bağlarım
Çırıl çıplak yeşile hasret dağlarım
Derdimi çağlayanlar götürmez,
Dağlar; erir, çekemez yükü
Ben kendime eder, yürek dağlarım
8 Haziran 2008-06-09 Bahçe –11.00- Eryaman

Cuma, Eylül 05, 2008
SEVGİ AĞACI

SEVGİ, AĞACI!
Fatih; Bediha’nın kalbindeki, oğlumuz
Unutulur, geçer gider beklenilen zaman
Para, bulunur. Bu gün var, yarın biter
Hatırlatsın sevginizi, unutma memleketi diye
Barınak olsun, sıcak yuva arayanlara
İlaç olsun derdine derman arayanlara
Sizde yürek var, sevginizle geldiniz bu günlere
Kokusu sarsın cihanı, fethetsin gönülleri
Rahmete davet etsin yağmur yüklü bulutları

Pazar, Mayıs 25, 2008
“Haç”lı Tasma
Asrın başında asrın sonunda aynı oyun, aynı ayar
Ülkeme emin bekçiler bırakan İngiliz, şeref NİŞANı takmaz..
İradesine ram olan kullarının boyunlarına tasma asar
Milletine bey, İngiliz’e kul olan, “altın lale” sayar.
“VICDAN AZABINA ES KAYNA KAYNA SAKARYA.
”YOL ONUN, VARLIK ONUN, GERISI HEP ANGARYA: “
Diye hançeresini yaranlara, ne güzel yakışır, “Haç”lı madalya
“Haç” hatıra kazınmış mış! Çok da yakışmış takiyyeunutuldu çoktan,”YUZUSTU ÇOK SURUNDUN, AYAGA KALK, SAKARYA!”

Sanal darbelere direnip, millet kararını verdi:
“Yıkılmaz kale Çankaya’ya, iradesi çakıldı.
Çocukların iktidar! Kemiklerin sızlar mı Necip Fazıl?
Çankaya’da talebelerine İngiliz tasması takıldı
Eldeki Furkan’ı aşıp Çanakkale’yi geçemediler!
Şehitler! Yerlerinde çatlasın..Akif!. Beyinlerin patlasın.
Osmanlı mülkünü sicimle arşınlayıp,kullarına dağıtanlar,
Payitahtını sanki işgalde, armadada “mehmetlerini”, ayarlar..
Necati Çavdar- Emiryaman
24 Mayıs 2008

Cuma, Şubat 15, 2008
OMAR!...

Yücelere erişemez
Garip; azarlar..
Kıç yalar,
Kemik yalar, salya salar..
Sanki sunulan imkanlar baki ebedi oralar
Ne olursa olsun, kendini aynı yerde oyalar
Zalimle zalim oldun, Omar!
Dün ne idin, bu gün ne oldun
Sadizmini tatmin de buldun
Omar!
Yüce din böyle emretmez amma
Hak’ı kaldırmayı, haklıyı tutmayı unuttun
İmamlıktan, idareciliğe geçişi; kaç kıç yalayarak buldun ?
Omar!
Anlamazsın, duymazsın, hatta görmezsin
O koridorlar dile gelse..
Kimler geldi, kimler geçti
Masatlar, Cengizler bile bitti
Millet bu, onları terk edip başkasını seçti
Dün ayak olanlar; şimdi başa geçti.
Meğer tac-ı ser değil “Tac-ı bela” imiş
Sevim değil zehirli yılan
Kullan, birazda sen oyalan
Vermişler şeddelisini mizacına uyan adın
Yakışmıyor ismine adalet timsali Ömer
Hem Türkçe “öküz”, Hem Arapça “omar”
Zayıfın karşısında ateş, güçlü karşısında; donar.
Sende aynı soyun suyu olduğunu ispat ettin Omar!
17 Mart 2006 –Cuma-
Ankara-Emairyaman

UĞRAŞMAYIN, ALÇAKLAR!..
Sizin gibi köpekleri çok gördük.
Sağımız, solumuzda ısırıklar
Yaladıkça azan kelpleri gördük
Yalakalar; yalandıkça yükseldi.
Diz çöküp, yalvaranlar; gördük
Dünkü zibidiler kendini bir şey mi bildi?
Unvan ne imiş, şan ne imiş hepsini gördük
Zalimin zulmü; sonsuz olmaz
Biz; nice zulümler gördük.
Alışmışa hiçbir şey olmaz
Senin ağababalarının nallarını gördük
Sizin vızıltılarınız bize hız verir
At ahırlarından bozma “damları” gördük
Kendi çıkarımız için değil halkın hukuku için
Van’ı, Mamak’ı, Ulucanları; gördük
Bağlatınca boğazınızı hortuma
Su yerine irin içenler gördük
Tekmeyi yeyince ... döner ...
Üfleyince çılız ışığına karalıkta kalanlar gördük
Borudan geçen gazla hava basma, kesilir
Tıkınırken kemik boğazına takılanlar gördük
Regaip’de su,Berat’da ceryan kesersiniz
Kendi karanlığında boğulan sahte güneşler gördük
6 Nisan 2005
Aşiyan-Ankara

Perşembe, Ocak 18, 2007
İrfan Ehli

İrfan Ehli
Gönül; “sermayesi, irfan olan kayıptadır” bilmez misin?
Sermayesi pul, sermayeye kul olana..
Sermayesi irfan olana ram olmayana;
Gülmez misin?
Koca Ragıp Söyledi:
Asırlar önce..
Sen tekrarla
Belki ulaşır kocaya, gence
Rastladım… Gökşın’da
Oturmuş garip, masanın bir ucuna
Şöyle bakınca sanırsın, miskin
Öpmeyiz, el etek.
Nice kürk giyse de vermeyiz değer..
Çıkar yoksa ve piri fani
Ya da ilmiyle amilse eğer;
Elbet ellerini değil, ayaklarını öperiz.
Bir an baktım, kisve farklı ammaaa
Bir başkalık saklar, urba altında
Değerbilmezlerin bakışları altında
Sarılıp öpmek için ellerini
Anladı elbet, altından anlayanı
İrfan işlemiş bedene, sinmiş diline
Çekti, nezaketle uzanıp yüzüme
Dukalarımı götürmedim eline
…..
Geçip tenha köşeye okurduk
Çelikus’la konuşurken başka şeyler
Aklım, ihtiyarda kulağım sözünde.
Belagatsa belagat o..
Aldanır bakan görüntüsüne
…
Çok sonra anlattı durumu
Gidip gelen Çin iline..
“İlmiyle amil, bilgiyle fazıl”
Kanaatkar, olmaz kimseye yük
Büyük ne kelime, büyükden büyük
……
Bastona çöküp, güya ihtiyar
Kalktı..
Bir dev gibi ilerledi
Söyledi, söylenecek son sözünü..
Yok eyvallahı, bahtiyar
Kendisini rahat ettirecek tekliflere
Aldırmadan, elinin tersiyle itti.
“Bu can hala sağ” ya dercesine çekip gitti..
Çinli Gong Ali hareketli
Veriyorken taktik işler olsun bereketli..
…
Bir sabah geçiyorken Emiryaman’dan
Geldi bir bisikletli genç, verdi mola
Hürmetle , iner gibi yapıp, hafice salladı ayağını
Geçip yan tarafa, aradım öbür bacağını..
Duasını etti kimseye aldırış etmeden
Gördüm, nicelerini hürmetsiz çekip giden
Palanı, yorgan eden.
El değil etek öpen
Fakat..
İşte numune..
Kalmadı eser, nede vurulan sırtına semer..
….
İnsan öyle, eşya farklı mı?
Örnekleri aha, Emiryaman’da..
Modern kutular önünde
Bizi bizden alıp hapseden
Sözde köhne binaların
Ruhu var, çizgisi var
Ağaçlar dikilmiş
Hiç bitmiyor kuşların ezgisi
…
Sabah ..Haber veriyordu
Taaa.. Türkmensitan’dan
TVlerden haberciler.
İsterse!.. Sistemler çöker..
Yetim kalıp, sahipsiz kalan
Hatta dün esir olana, bu gün
Arkası sıra .. Krallar dizilir..
…
Yetmez mi bu kadar ölçü?
İşte köhne, kaşaneler..
Baykuş tünemiş, vermez mi haber?..
İşte hala diri duruyor : “Yaman, Emir”
“Palan, kar etmez” bilsek yeter.
İrfan ehli, asırlara hatıralar bırakır
24.12.2006 –Emiryaman


Pazar, Ekim 22, 2006
BAYRAMA GİTTİ!..
Yıl, 2006. Ekim, öyle sonrası...
Harikalar Diyarı’nda: çimenler, kuşlar hoş,
Yeşilden altın sarısına dönen yaprakları ile
Çeşit çeşit ağaçlar; ediyor, insanı bir hoş
Kumrular; onları çıkıyor, yüzleri iniyor, havuzlara,
Denizi andıran suya inen bulutlar..
Seyrine doyum olmayan manzara ediyor, sarhoş
Çevre sakin, sular duru, tabiat latif
Güneş hafif eğilmiş, güllere gülümsüyor onlar bir hoş..
Kuytulara tek - tük de olsa sevgililler oturrmuş, zaten sarhoş..
Sanki diyorsunuz, cennetten köşe
Hissidiyorsunuz Ramazan’ı idrak etmiş kaniat, hazır Bayram’a
Zira o ulvi hava sinmiş, kendisi bir hoş.

Bu güzelliğe inat, “Masal Adası”..
Ünlü hikaye kahramanları yalnız ve boş.
..
Fakat, o ne?
Arkada iki yavru..
Birinin yaşı altı, birisi sanki sekiz
Koçlar; öyle yakınlarki belki de ikiz..
Bir adam;
Kendine gelse dağ gibi ama, omuzlar düşmüş.
Uzun kollar, bellli yorgun, salıverilmiş yana..
Kadın, makinalı gibi sayıyor çeneden ona.
Kulak kabartmadık ama..
Saydıklarını duyurdu resmen bize.
Zaten der gibiydi :
“Gerçi malum, durum, bize..
Halimizi, arzdiyorum yine de size..”
Belli ki, oyalansın diye çocuklar..
Çarşı-pazarı değil, Harikalar Diyarı’nı seçmişler!..
Kadın:
“Bana ne aldın şimdiye kadar.
Bir bayramlık mı?
Hani göster neremde, nen var..
Bana almadın ki, sırada çocuklar var..”
Belli ki zamanında çok yürekler hoplatmış.
Boy bos, vucut ölçülerine bakarak tercih yapılmış..
Ancak, iki çocuk verip,
Yük ağırlaşınca, omuzlar düşmüş..
Aşk, o görkemli endamdan sıyrılıp cüzdana (s)inmiş..
..
“Biz istemiyoruz, bayramlık ve dırdır” dercesine
Arkada, yavrucaklar; bir birlerine sokulmuş.
Ne anaya yakın.
Ne de, babaya
Gitmiyorlar arkalarından,
Sanki sürükleniyorlar,
Kafalar:
Kendi üzerlerinden yapılan aile kavgasında
Benizler solmuş, gönüller kırık, ama onlar “park”a yakın..
...
Kadın saydıkça sayıyor..
Adam; sanki dalları yana inse de yürüyen çınar..
Taştan ses geliyor, adamdan nefes çıkmıyor.
Kadın, yıllarca diyemediklerini saymaktan bıkmıyor.
Gelip geçtiler yanımızdan..
Böylece ilerlediler, kenarımızdan
...
Park bitmiş..
Büyü gitmiş, sırlar faş edilmişti birer birer..
Artık çıkmakta idiler koca caddeye
Nede olsa,bağlı oldukları sözde cemiyete..
Adam, şöyle bir irkilir oldu.
El kol işaretinden “Yeter artık. Kodumu oturturum” diyordu.
Kadın daha bir bağırıyordu avazı çıktığı kadar:
“Erkeklik o değil!.
Erkeklik, çocuklarına bayramlık almak. İşte.. O kadar..”
Kükreyen devin gerilediği an olur ya?..
İşte öyle.
Adam, son atımlık barutu tüketti zahir...
Hızla fırladı, açarak adımları metrelerce ileri..
Dememişler miydi atalar:
Kavgadan kaçmanın onda dokuzu erkeklik..
O halde,ne duruyorsun? İleri!..
....
Ama o ne?..
Aile bağı!..
Kadın haydi “neyse” de
Boynu bükük, sesizce seyreden
Geride iki yavru, ipleri...
35’lik adam; çaresiz , önde..
Omuzlarına bile çıkmaz, yapışmak için ne fink atmış kimbilir?
Ama şimdi?..Kadın, daha bir muzafer ama yine de arkada.
Çocuklar ondan da geride..
Girdiler Fatih’in yan sokaklarına..
Karşılarına gelmesi muhtemel tanıdıklar!..
Gülücükler içinde söyleyecekler;
“Bayramınız mübarek olsun..”
Onlarda diyecek elbet “sizinde bayramınız mübarek olsun”
Boynu bükük çocuklar, algılarlar mı dersiniz?
Bayram cepte, cüzdanda..hatta kartta
Cüzdan iyi ise; olacak bayram elbet mübarek..
Ve bir aile, kopmadı ise..
Bayrama, korumasız, dayanaksız, çaresiz..
Belki de baba,İşsiz.. Ana, aşsız..
Hani, el içinde..
Çocuklar; bayramcalıksız, boynu bükükçe gitti..
İnşallah ipler; kopmaz, ama bir gençlik!
Malesef böyle yitti.
Yiten gençlik mi, zannettinz?
Kalan sağlam köke rağmen..
Yarınlarımız, güvenimiz bitti..
Binlerce aile bayrama böyle gitti..
....
Tuzu kurular mı?
Onlar zaten bayrama değil, tatile gitti.
Hali yerinde olanlar; birkaç kuruş saçıp,çevreye havalar attı.
Camileri dolduran çokluk, bilmezler oraya “neye, niçin gitti?”
Keyfiyet değil, zaten mevsimlik kemmiyetti
Haksızlıklar, zulümler, sefalet milletin canına yetti..
Memlekette akan kanı durdurmak için;
Canilerin, eşkiyanın hamisini, koordinatör etti.
Hayır verecek kimileri, de
Cebini değil, devlet hazinesindren vermeyi tercih etti
Zengin sofralarında, gariban Müslüman mı?
Baş konuk,kafirler.. Papazlar , hamamlar “iftar”etti!
Devlet ciddiyetini göstermek için;
Başbakan uyurken; ilim, ifran, fen tatile,
Düğümü çözmeye, gariban “balyoz”u yetti..
....
Ramazan:
Cami önlerinde; resmisi, gayri resmisi, illegali, zorbası:
Dilencilik yarışında sağlanan karlar, alınan madalyalarla..
Belediyeler; ancak çadır sirklerinde varlıklarını ispatla
Her türlü pisliğin aktığı kanallarda; mevsimlik gösterilerle
Hırsız başkan; sırrı faş olunca şerefini, ancak kurtardı:
İkindi namazı çıkışında, “cami avlusunda” kahpece saldırıp, kaçarak
Yeni “huzur”dan çıkan cemaat; olayın keyfini sürüp, zalimden yana susarak..
Yaşlı teyze, ihtiyar amaca...Ağbi, damat, hala, gelin ve torun.
Ellerde kapağı açılmamış, süslü kılıflarda askıdaki, Kur’anlar!
Koşturup mezar başlarına dirilere hitap eden Rab’lerine inat
Açıp; Yasin Suresi’nden haykırırcasına, Allah kemından şöyle seslendiler ölülülerine!
“...Uzun ömürlü yaptıklarımızın hikkatini tersine çevirmişizdir. (Gençken ihtiyarlamış.Güçlü iken zayıflamış.Dimdik iken beli bükülmüş)..Akletmezler mi? ...Biz Muhammed’e şiir öğretmedik, zaten ona gerekmezdi. Bu bir öğüt ve apaçık Kur’andır. ... Diri olan kimseyi uyarsın ve verilen sözde inkarcıların aleyhine çıksın. ...Kudretimizle kendileri için hayvanlar yarattığımızı görmezlermi? Onlara sahip olmaktadırlar. ... Onları kendilerinin buyruğuna verdik; bindikleride etini yedikleride vardır. ...Onlarda nice faydalar vardır,içecekler vardır. Şükretmezler mi? Allah’ı bırakıp da kendilerine yardımı dokunur diye, başka tanrılar edindiler. . ..Oysa onlar yardım edemezler, ancak kendileri o tanrılara koruyuculuk için nöbet beklerler”
Evet, kendilerine değil, seslendiler ses vermez ölülere..
Kim bilir, belki diridirler diye..
Toplum; kendini saran, iki dünyasını kurtaran dini, çok gerilere itti.
Şatafatlı, madetler! Gün geçtikçe daha bir dolsa da
Din-diyanet, önce camilerde ki kürsülerden...
Ve bir toplum; böylece, resmen ilan edilen Bayram’a gitti..
Necati Çavdar
22 Ekim 2006-Aşiyan -Ankara
.............
KEMMİYET : Miktar, sayı, nice oluş. Az veya çok oluş.
KEYFİYYET :
1.Bir şeyin esâsı ve iç yüzü. Nasıl olduğu ciheti.
2.Kalite. Madde. (Kemmiyetin zıddıdır.)

Çarşamba, Ekim 11, 2006
İBLİKÇİYE VEDA - l

Veda artık her şeye...
“İPLİKÇİ”YE VEDA!...
Kendi narin, salınımı iyi, endamı hoş
Çok gezmiş, dili: tatlı, hem iki dilli
Yelpazesi geniş, bakışları loş
Fantezi bu ya..Bir ahuya kurban gittik..
Dış dünyalara açamadım, birinci ay
Yeni alanlara göçüremedim, ikinci ay
Şeyh uçmuyor,uçuramadım!..Üçüncü ay
Kabiliyet yok, boş hülyaya kurban gittik
Adamlar mı zalim, biz mi çok salak
İşleri: “Getirin pulları, biz savurak”
İktisat değil istenen harman savurmak..
Bir gözleri sürmeliye kurban gittik
Eh değirmeden dize dizi, dile dili
Olur mu, iyice muhabbetin tadı?
Sebepsiz olmaz vardır hikmeti.
Bir hali hoş dilbere, kurban gittik
İblik, sardım makaraya almıyor
Delik küçük, tuğra büyük sarmıyor
İşçi ekmek derdinde ne olduğunu, bilmiyor
Bir ahu için hem deRecep’te kurban gittik
Herkes kendine yakışanı yapar
Kimi Allah’a kimi kendine tapar
Oruç ağız kapı dışarı apar topar
Tam “kandil”de bir “zalim”e kurban gittik..
ll

Fikir koydum, boş kafalar almadı
Toprak; çorak, taşıma su ile doymadı
Söylenenler işine gelmeyince duymadı
Boyumuz “iplikçi” ölçülere uymadı
Yün eğirdim, iplik çektim olmuyor
Çarklar, uyumsuzsa dönmüyor
Alışkanlık..Çıkarına tezgah kuruyor
Taşıma suyla netsen, doymuyor
İş erbabı; halı dokur, zalim; ne çorap örer..
Sendika ağası, boşluktan; “düzen” kurar.
Pisliğini görmez başkalarına “bok” atar
Olmazsan ortak, bir kalemde siler de atar
Boş değil elbet bilenler, tecrübe ile söylüyor:
“Özünde soyluluk yoksa, tacda giyse soysuzdur”
Niyet bozuk ise senin çaban sonuç vermiyor
Belki kader, ne yapsan yap, olmayınca olmuyor
lll
Diyor işin erbabı Muallim Sacid:
“.... Malatyalı mı?
Yok canım.. İşte ölçü sana..
Yazamaz.. Muhakeme gücü yoktur.
Ammaaa.. Söylenini iyi ezber eder..
Ölçü bu..Kafakağıdı yassa da
Olsa olsa yabandan gelen, ...dir..”
Boyuna bakıp, bir “adam” sandık
Düşüklüğün oranını kestiremedik
Hal ordada..Bel kalın, yürüyüş çarpık
Sade o olsa, kafa kel, fizik bozuk
Mühim olan görüntü.. Fikir neki?..
İLO’larda silolarda fayda etmez
Geçer akçe, “yabancı”, yerli ne ki
Amelikana satmadık mı.İhlas’ı,
Aslında yücelmedir “engin”lik
Resmileşmiş, doğuştan ” alçaklık”
Özünde varsa, gayet basit alçalmak
Kolay mı? Enginlere erişip, büyümek!
****
İsrail, Lübnanı döverde döver.
ABD, zulümde ondan da beter
Hiç değilse onlarınki açık düşmanlık
“Müslüman” maskelisi ondan da beter
İsrrail yuvalar yıkıyor, öldürüp bitiriyor
Dünya siyonissleri kurşun getiriyor
Müslüman, Müslüman’a kan içiriyor
Kapalı zalim açık düşmandan beter..
Yusuf, Kenan diyarında gezer
Zalim kudurur, Kenandakileri ezer
Divane, acı çok hangisini yazar
İçimizdeki zalim siyondan beter..
1.8.2006-Ankara- Aşiyan
Pazartesi, Ekim 09, 2006
Pazar, Ekim 01, 2006
CENİN'İN ŞANLI ŞEHİTLERİNE



CENİN’NİN ŞANLI ŞEHİTLERİNE
Getir, getir, getir öpem; incitmeden o pak alnı
Getir, getir, getir; zulme her an kustuğun ahı
Öpem, öpem, öpem; şehitlerin ayağını, yüzünü
Anladı, anladı, anladı; cihan şehitlerin son sözünü
Akıtam, akıtam, akıtam ben; kendi kanımıİlahi!..
Al, al, al; o mübarek belde için canımı
Beni, beni, beni ta ciğerden mazlum çığlığı vurdu
Dünya, dünya, dünya; senin için kıyama durdu
Kolay, kolay, kolay değil; Firavunlarla senin savaşın
Durdurur, durdurur, durduruyor; tankları attığın taşın
Boğacak, boğacak, boğacak; çektiğin acı, akıttığın göz yaşı
Ok, ok, ok olup ciğerinden vuruyor; Filistinli’nin dik başı
Seni, seni, seni kahpe tuzaklar, kör kurşunlar vurdu
Kurtarır, kurtarır, kurtarır ancak masum kanın yurdu
Yakın, yakın, yatkındır can verdiğin vatanın; kurtuluşu
Utandırır, utandırır, utandırır; mazlumun, vakur duruşu
Tükürün, tükürün, tükürün! Adına, yapılan adi pazarlıklara
Kanmayın, kanmayın, kanmayın!.. Kurulan, kirli tuzaklara
Yurdun ve özgürlüklerin bedeli; kanındır, kanın, kanın..
Beklediği son umutları; insanların,insanların, insanların
Unutulsun, unutulsun unutulsun mu Mirac-ı Nebi?..
Yok mu?.. Yok mu?.. Yok mu, biri deryalar aşan Musa gibi?..
Gelmez, gelmez, gelmez mi?.. Adaletle kucaklayan, Ömer!
Sarmaz sarmaz sarmaz mı yaralar, Selahattin gibi bir er ?..
İlahi ilahi ey ilahi !.. Ulaşmaz mı, arşa mazlumun ahı?..
Sen, sen, sen!.. İmdat edersen; dayanmaz dünya şahı
Toprak, toprak, toprak; sevenleri olmazsa olur mu, vatan?..
Silinmez, silinmez, silinmez nakşındır; yoluna, can verip yatan
Bedelidir, bedelidir, bedelidir; şehitler, hürriyetin
"Şehiden, şehiden şehiden" haykırışıdır; işareti istiklalin
Yakın, yakın, yakındır beklenen muştusu; kurtuluşun
Zalim, zalim, zalim; boynunda utanç yaftası, son çırpınışın..
Nisan 2002-Ankara / Necati Çavdar
Gelin Gitti-resim
GELİN GİTTİ!..Ezelden kalbine nakşettiği La ilahe illalah’ı
Ebedi “kelimetullah”ı
Gözüne, gönlüne yerleştirmişti
Bir bir..
İlmiklere döküp, zahire haykırsın diye
Hediye diye getirmişti
Lailahe illah’ı“La ilahe illallah” diye başka ilahları ret edip
Eline verilen imkanları, dünyaları terk edip
Ramazan’da Ramazan’la Hak’ka gelin gitti.
Ramazan, Ramazan’da esas sevgiliye gelin etti.
Fizik kuralları, fizik ötesi onun için; gerçekti
Gerçekti bir olan, sevgili O’ydu var, olan
İffeti için dik duran zalimlere
Hak emri için direnen, cahillere
“Allah’dan başka ilah yok” diyen gelin gitti.
İlmi çübbelerine dolayanlara inat!
Dünya’yı elinin tersiyle itti
Ve zaman gelip; “gel edilince”
Eskişehir’den başladığı yolculuğu sona erdirip
İstanbul’dan bir Ramazan “Hak’ka gelin gitti”
Divane’yi hayran edip hayatına
Göz yaşlarına bırakıp gitti
Behlül’ü Betül’ü emanet edip,
Ne yaparlar?
Endişesinden uzak
Sorgusuz sualsiz Hak’ka gelin gitti.
9.10.2005 Cumartesi

BİR KONAKTAN BİR KONAĞA


Bir Konaktan Bir KonağaBir konaktan bir konağa
Doğdu bilmem hangi konağa
......
Tanımazdık kendini
Selami, çağırdı..
Akınlarda akan öncülerin
Son kalesi, fikir menbağı,
Kuşatılmışlığına, prangalarına eş;
Dirilmesinden korkulan
Umudu mazlumların "Anadolu"'da buluştuk...
Selamette olsun diye;
Ümidimiz... "gençlik" ...
Örtülü mizaçlara inat, gerçekliği ile yer aldı iki "N"
Mesaj henüz ulaşmadan insanlara
Mutfakta sıcağı sıcağına
"Tuhafiye"ile düşünüp, "tuhafiye" de gülüştük.
Söylemde değil eylemde birleşip
Hal dili ile bilişip, gönül dili ile söyleştik.
Ötelerin berisinde;
"Bizim" ama "bizde" olmayan, hakiki dostu bulunmayan,
Senin gibi konuşan fakat seni anlamayanların
Sevdanı paylaşmayanların,
Gözlerinle, gönlünle anlaşamadığın
Hesabından emin olmadığın,
İhanetlerin devleştiği,
Özlemlerini, hülyalarını yırtanların mekanı,
Şarkılarını bilmeyen lalların diyarı,
Öz vatanında..
Gurbette..
Buluşup, milletin dertleri ile halleştik
O çizdi..
Biz yazdık...
Bilmem kelime yeter mi anlatmaya?
Kırılırdı belki ama bükülmeyen yiğit adam,
Güzel insandı, Necdet Konak
Düşündü, yazdı, çizdi konaktan konağa
Kar etmez ilaç gelse de Çin'den maçindan
"Gel" oldu mu kim engeller git
meyi asıl vatana.............
Duyduk ki;
Hak'ka yürümüş
Koşup manen "hellelleşelim" dedik.
Belki iki damla yaş ...
Kaldırdı dualı eller
Söyledi dualı diller
Alıp omuzlara saatlik saltanat arabasını
Yerleştirdik tekbirlerle, tehlillerle asil toprağa
Söyledi, "Bodur!" Ziya:
"Sarsın toprak....
Bu toprak;
Vatan toprağı,
Çeçen toprağı,
Bosna toprağı
Şehitler toprağı
O Anadolu toprağı..
Zira, toprak tanır onu.."
Tanırdı toprak onu...
........
Diyor ki; Ankara'nın akıncı beyi :
"Kuruluşta yedi kişiydik.
Biri de Necdet(!)"
Değişmez gerçek oldu, gitti Konak
Tevekkeli "Şehzade otağı"ndan su içmiş...
Kendi burada gönlü Kafkas dağlarında,
Tuna boylarında, Bosna 'da,Yemen'de, Basra'da
Cebelitarık beri, daha ötelerde
Akınlara uçmak için..
Kırılmış mızraklar, paslanmış palalar
Ellerinden alınmış atları süvarilerin..
Yeniden, yeni ufuklara yelken açmak için..
Kıtalara, çağlar ötesine mesaj taşıma ülküsü
Dönüşünce, kurtarılacaklara teslime
Söylenmeye başlayınca zillet türküsü
Batıyı, tüm kainatı kurtarmak ülküsü
Yandaşlarca terk edilip
Zalimin insafına bırakılınca ecdat yadigarları
Boğazlanıyorken tüm varlık sebepleri..
Sabır... Tespih tespih yer insanı
Ne bilirler halini bilmezlerse lisanını
Çapsızlar caka satıp debelenirken kendi çöplüğünde
Düşünce, üç yüz bin kilometre kat eder saniyede
Tarar alemi kırk kez
Konaklar, ziyaret eder .. Konaklar açar, konaklar..
Milletin derdi kanser eder
Dertleri ile dertlendin de Çeçenya'da,Bosna' da, Filistin'de
Tarar alemi düşünce kırk göz misali
Saplanır yüreklere..
Döner insan derdi.
Döner..
Dert! Olur. Ok gibi çiğer deler
Ne miğde kalır, ne kol, ne kanat
Düşünmek yazmak çizmek zor zenaat
Bura tuhaf, ora gerçek
Gitti yerine.. Nizamı alem akıncısı Konak
.......
Gönül dostu bilinir. Başkan Bülent.
Eh.. "değişip, gelişse de" kırıntısı bulunur elbet
Yaptığın en hayırlı işti
Konak'a ilgin, kırdığın gönülleri tamire eşti.
...........
Necdet; ülkü, okul, ustu
Gitti Konak, sağ çizgi sustu
Sır bitti faş oldu gerçek
Düşünce sustu, çizgi sustu, mizah öksüz
Aksu, diyor ki;
Seni yolcu eden şu arkadaşların
"Davanı sürdürülecek"!
Ümit kesilmez, elbet
Bu konağa;
Bırakılan bayrağı taşımak için
Doğarken, hasetten boğmaz isek Necdetler gelecek...
20.07.2004 Ankara
Necati çavdar

Necdet Konak 19 Temmuz 2004 günü sabah saatlerinde Hakk’ın rahmetine kavuştu.
23 Aralık 1957’de Amasya’nın Taşova ilçesinde doğan Konak, küçük yaşlarda karikatür çizmeye başlamıştı. İlk ve ortaöğreniminin ardından Ankara Ticaret ve Turizm Yüksekokulu’ndan mezun olan Konak, sırasıyla Başbakanlık Özel Kalem Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu’nda görev almıştı. Son 6 aydır da Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlık Müşaviri olarak görev yapıyordu.
Konak, son 10 yıl Bosna Hersek ile ilgili yaptığı faaliyetlerle de dikkat çekti. Yardım çalışmaları, kültürel etkinlikler, karikatür çalışmalarıyla Bosnalı Müslümanların haklı davalarına uluslararası düzeyde destek verdi. Bosna konusunda gerçekleştirilen konferans, panel ve seminerlerde hem katılımcı hem de organizatör olarak yer aldı.
Bosna Hersek’in efsane lideri Aliya İzzetbegoviç’in hayatını anlatan ve yayınlandığında tüm dünyanın dikkatlerini çeken Aliya belgeselinin metin yazarlığını yaptı. Aliya İzzetbegoviç ve Cahar Dudayev çizgi romanlarını çizdi.
Kasım 2003’te Aliya İzzetbegoviç’in cenazesine katıldıktan bir hafta sonra rahatsızlanarak hastaneye kaldırılarak tedaviye başlandı.
Konak, meslek hayatı boyunca pek çok kurum ve kuruluştan da çeşitli ödüller aldı.
1990 yılında Türkiye Yazarlar Birliği yılın karikatüristi ödülü.
Milliyet Gazetesi Yılın karikatürü ödülü
17 Haziran 1989’da Polatlı Onur belgesi.
Bazı dergilerin kuruluşunu gerçekleştiren Konak, pek çok dergi ve gazete de karikatür çizdi. Dinazor, Anadolu Gençlik Dergisi, Yörünge, Genç İstikbal, Mavikuş ve Filit bu yayınlardan bazıları.
Zaman Gazetesi’nin kuruluş yıllarında karikatürleri yayınlanan Necdet Konak, uzun zamandan beri de Milli Gazete’nin birinci sayfasında ülke ve dünya gündemini kendi penceresinden değerlendiren karikatürleri çiziyordu. (http://www.tyb.org.tr)
ŞAİRİN YERİNDEN KESİTLER-
OĞUL!..
Oğul!Ey oğul!
Dünyada eğer rahat istersen,
Elini köze sokma
Maşa ara, kendine iyi bir ayı, bul
Kaliteli adam önemli değil,
Kullanacağın, iri dayı bul...
İster az , istersen bol ver
Kimden alırsan al, ama ver
Kesme, azda olsa hep “yal” ver
Çok ye, çok yedir,
Damağında lezzeti kalacak bal ver
Ez, ezdir yeter ki iri dayı bul
Zulmet, süründür keyfini çıkar..
Kirin olsun, kinin olsun
Kalbin ne kirli olsa, halk içinde temiz görün
Yap, yaptır ama hep “ ak kaşık” kal
Kuralını bul, kuralına uydur
Uymazsa, kural koydur
Hep üste kal..
Çatışmak, ilim, uzmanlık önemli eğil
İleri gitme, vasat kal
Her şeyde ileri olmak kolay
İlacı biraz yag, biraz yal
Çoğunluğu titret, tanıma ez ve gez
Bir kaç dayı bul, kim önde gider onu sez
Elinde bal oldukça
Tavlanmayacak ayı mı var?
Biraz şamata, biraz cümbüş ve de saz
Marifet sana kalmış, önüne samanda gerek biraz
Kılıfına uydur al ve çal yeter ki; çek yaz
Kabul etmeyene istersen mezar kaz
Tavuğu esirgeme, yolunacaksa kaz..
İsterse yalandan olsun
Yeter ki cebin dolsun
İyi söyle, güzel giyin, fiyakalı gez
Parti pıtırtı önemli değil adam bul
Kim oy verir? Önemli değil, yeme gelir her “kul”
Yedek akçe ayır, yemlemek için
Hep yayında bulunsun üç beş pul
Herkese Verme, ucunu göster
Ayı yavruları sana pervane olup yalamak ister
Küpün dolana kadar “ayı” ile irtibatı kesme, sebat göster
Küpün dolunca kes ipini, kapıyı göster.
Daha iri “ayı” yola çıkar, biraz itina göster
Elin altında etkili hukukçun olsun, doktorun olsun
Rapor yazanların bulunsun, karar vericilerin olsun
Olmaz olmaz deme, lazım olmasa bile yakınında bulunsun
Fakirlere yüz verme, sadaka ver
Zengin muhitlerde barakada olsa, edin yer
Yanında yağcıların olsun, hocaların bulunsun
Bunlar kirlerini temizler, aklında olsun
Mabetlerde gözyaşı dökmesen de Hak’ka
İyi görünmek için halka
Arada bir ünlü hacılara, hocalara uğra
Gidemezsen - mühim kişilerle - selam yolla
Hakikisine çatma, sahtelerini iyi kolla
Modaya uy, gerekli yere uygun rozet tak
Kimi zaman kelle, duruma göre ampüle bak
Güce eriş, karşındakilerin çırasını yak
Söndür hayatlarını, keyfine bak
Ey oğul,
Eğer huzur bulmak istersen..
Eşek gibi tepme
Üstüne altın sırmalı palanda sersen
Eşeklikten fayda yok
Sen insan ol, insan öl
Gözü dönmüş köpek gibi saldırma
Yamyamlar; leş yesin, sen aldırma
Verilene şükret, olanın sefasını sür, keyfet
Unutma hesabı, mizanı aklet
Mayasızlardan olma,
Beşiğinde söylenen sözlere dikkat et.
Resululhahın yüzüne nasıl bakacaksın
Ölçünü mizanını ona göre ayarla, sabret ..
Kötü kalpliler, kem gözlüler hor görse de seni
Hak yoldan ayrılma. Sözün, özün Hak’ka yönelik olsun
Yiyen yesin, çalan çalsın uyma onlara
Bu gün değil ise yarın hesap sorulur ayıya dayı diyen kullara
Necati Çavdar- Aşiyan 2005

VEKALETLER CADDESİ

VEKALETLER CADDESİ
Bir tarafta Başvekalet, bir tarafta Yargıtay
Karşı da orman,
Hemen yanı başı Bayındırlık Bakanlığı
Yollar, limanlar, yapar
İmar edermiş memleketi.
İnsanlar için..
Haydi Hakkari, Edirne nere?
Oralar bilinmez belki
Ama Vekaletler Caddesi bura...
Bayındırlık önünde kuyruklar
Boyları yüz metreler boyu.
Bayındırlık yapacak, limanı, alanı yolu
Ama önünü görmeyip, gazlayıp geçiyor onu..
Sıcak... göstermelik sevgi ve alkış dolu mekanlara ulaşmak için.
Bedenleri millete feda olsun da..
Dertleri; binlerce evrak imzasından yorgun beyinlerini dinlendirmek
Bunun için bol yağ, ikram ve iltifat gerek.
....
Titriyor bayan kucağında çocuk
Kar sulu sepken
Saçlardan süzülen yaş yıkıyor yüzleri
Cebinde para
Yüreği yara
Ağzı kapalı
Önü açık, demokratik bekleyişte
İşten çıkan işçi, memur
Okuldan dönen öğrenci
Onlar ki bir aylık sultanlar
Ramazan çadırlarında önlerine yemek konup, resim alınanlar
Yani halk...
Bayındırlık önünde kuyrukta bayılmak kader mi?
Keder...
Korumakta sokak başını, dolaşıyor, tasmalı itler
Haydi gidelim şu komşuya; “gör halimizi” deseler
Karşılayacak özellikli itler...
.....
Vekaletlerden geçiyorlar;
Kurulmuş saltanatlarına gururla her boy, her çapta yetkili
“Bankalar batırıp, beytül maldan görünenler, kelpler gibi.
Tüketim alışkanlığında birliktelik kuramayan
Tasmalı İtlerle boş ölçüşemeyenler;
Kuyruktakiler...
Gözleri yolda bakıyorlar,
“Gelir bir araç” diye bekleşiyorlar,
Kuyruk fırsat;
Kimi, kalabalıklarda kaybetmiş kendini
“Dem bu demdir” diye zaman yoksunu kimi
Kendince zamanı anlamlı kılıp, sevişiyorlar it gibi
Görmüyorlar..Görülmüyorlar.
Çünkü tüketim alışkanlıkları farklı..
İlgi çekmiyorlar,
Popstarın .... kadar.
İlgilinin ilgisi, popstarda ve de Bayhan’da
Ya da okyanuslar ötesi “beyaz saray” düşünde
Metrelerce kuyruk çekmiyor ilgileri.
Duygusu kıtalar ötesine
Konulmuş barikat
Görmezler mi önünü?
Uyanıyorlar, gösterilince camdan bakanlar..
Görmüyorlar yanlarındakileri..
Karınca kadar
Bakan kör..
Çünkü kuyruktakiler,
Halk...
Cam arkasından gösterilmiyor
Vekaletler caddesinde hayatı yaşıyorlar
Dizilmişler sicim, eğrilmiş ipler gibi
Karşıdaki tasmalılara inat, sahipsiz itler gibi
Kucakta donmak üzere yavru
Yavrusunu sıcağa taşıyamamaktan bitkin ana
Kapı önlerinde titreyen itlere baktıkları gibi...
Tıkış tıkış dolan otobüs harekete hazır.
Yaklaşıyor pencereden şoföre görevli!
“Biraz bekleyin. Başbakanımız geçecek!”
Geçiyor Baş”bakan“
Geçiyor (mu acaba?).. hiçbir şey görmeden.
Ne oluyor çevrede diye hiçbir şey algılamadan.
Tıpkı penceresi önünde ne olduğunu algılamayan boş bakan gibi
Birebir insan olduklarında
Çok hoş bakandırlar.
Hele zeki bey.
Hayatı birebir yaşar.
babacan insancıl, sevgi doludur.
Ama bu makam var ya...
Sizi alıp bir yerlere götürür.
Taaa okyanuslar ötesine.
Globun merkezine çeker.
Artık meselelere mikro değil, makro seviyelerden baktırır!
Hep makrolar beyinleri tırmalar.
Haydi ev sohbetleri, arkadaş meclisleri, parti merkezlerinde edilen sözleri..
Meclis kürsülerinden yapılan yiğitçe çıkışları unutturur.
O eski zamanın işleri..
Şimdi devlet sorumluğu canım.
Zamanı mı mikrolarla uğraşmanın.
Bahçede it gibi titreyenleri görmekte iş mi?
Sıralar, elbette olacak.Bugünün işi değil ya.
Tabii ki kucaklarında buldular.Onlar alışmıştır. Belki de keyiflerinden şu kış günü buradalar
Buzlu..çekemeyenler buz üstünde beklemekle keyif alıyorlar
.......
Niceleri geçti
Sıcaktan bir birine girmiş koyun misali
Koşturdular adeta doluya tutulmuş cıbır keçi timsali
Memleketi bir uçtan bir uca hapishane yapıp, kolayca sorunları çözmeye hevesli cuntacılar, Hüküm verip, hukuksal kılıflarla insan asan diktatörler ..
Kurtarıcı Babalar!
Anahtarcı Analar!
Halkçı Karaoğlanlar,
Zulmü ezmek için Hocalar!
Yetki sahibi oldu mesut gençler!
Teknokrat ihtiyarlar!
Dahası millete sert ,egemenlere dilsiz erkekler!
Tek partiler, çok partiler...
Top atsalar yıkılmaz zanneden iktidarlar
Etki sahibi olmadan geçti, gitti günler...
Böyle gelmiş böyle gider (mi?), kurulmuş sistem; kılıf bol
Kurtulmak mı istiyorsun?
İşini bil! Bul bir yol
Ya iri kıyım bir dayı ya da..bul
Çünkü; mafyaya teslim edilmiş kamuya ait yol.
İnsanlar cebinde para, edilmiş mafyaya kul
Elbet getirisi de vardır üç beş pul.
Ne de olsa şu batası dünyada var evladü iyal
Hizmet!...Kime ve neye?
Şimdilik boş hayal
Geçecek gülüm geçecek.
Daha öncekiler de geçmişti.
Siz de geçin başbakan
Tıpkı onlar gibi.
Uzak meselelerle meşgul.
Ayrıntılarla boğuşarak
Hayattan uzak, halktan koparak.
Siz de gidin tüketim alışkanlıklarınızın ortak olduğu mekanlara.
Oralarda rüzgar tabii ki tatlı eser.
Ama hayat, içindekilerin iliğini keser.
Oralarda tüm veriler mutluluk içindir.
Ama hayatı yaşayanlara da tüm veriler kahır ve keder getirir.
İnsan bu kadar mı duyarsız olur?
Hani var ya. Onların gözleri var:“Kör” ..
Kalpleri var: “mühürlü”
Var olan gözler görmüyor, kulak duymuyor
Çarpan yürek algılamıyor.
Beyinler sarhoş...
Bu kadar mı olur,
Bu kadar mı yakındakini görmez?
Zırhlı araçlar mı mani,
Yoksa iktidar sarhoşluğu mu?
Görürler bir gün elbet,
Düştüklerinde ayılırlar ama..,
O gün başkalarının iktidar sarhoşluğu başlamıştır.
Yemiştir iktidar morfinini
Onlarda anlamaz, bunların anlamadığı gibi..
.......
Vekaletlerde, yapılıyor makam mansıp pazarlıkları.
Şu adamı şuraya, bunu buraya.sanki dama oynanıyor.
Ve bunun adına da iktidar deniyor
İşe adam mı, adama iş mi?
O iş yetmez; başka? yönetim kurulu üyeliği
Yağlı post..
Post içindeki dost..
Aslında kuyruktaki dilsizler gerçek dost..
Soruyor:
Ünlü, telefonda
Kim iktidar?
İktidar bunların gözlerini kapayanlar...
Ümitsizlik mi?
Ne mümkün kendi yorgunluklarına inat
Halk;
Görür diye beklemede...
...
Haydi diyelim eli-yüz metre ilerde Güvenpark, size çok uzak
Ulus durakları, elbet elitlere ırak
Bentderesi, işsizi, işçiyi taşır varoşlara gözden ırak
Vekaletler caddesi: yönetilenler bekler, yönetenleri sırtında taşır
Mafyaya teslim edilmiş kamuya ait yol.
İnsanlar cebinde para, edilmiş mafyaya kul
Diyorlar:
Elbet getirisi de vardır üç beş pul.
Ne de olsa şu batası dünyada var evladü iyal
Hizmet!...Kime ve neye?
Şimdilik boş hayal ya
Geçecek gülüm geçecek....
Burası Ankara... Vekaletler caddesi
Ankara- Vekaletler caddesi-16 Ocak 2004 .20.30
Necati Çavdar
YOSMA..
YOSMA...Boyu uzun, endamı düzgün
Düğünü güzün, gözleri süzgün
Yürüyüşü alımlı, gidişi çalımlı
Kasımpaşa’da erkek, Ankara’da ürkek
O bizi bilmez biz onu bilmezdik
Eleyip tartmış, bir bildiği var derdik
Yürürken yapacak diye huzura erdik
Nettik ise; biz ettik, bir arpa boyu yol gittik
Yüreğimiz soğurken, canımız çıktı
Bizimkisi hakikat değil, platonik aşktı
Aşkımıza ihanet etti, sevgimiz bitti
Dudaklar Şaron’a, yüz Bush’a gitti
Bağdatan vaz geçtik,
Kerkük’ de gitti
“Adalar” şöyle dursun;
Kıbrıs’ı kucağa itti
“Masa başında olma” sevdası,
Hepsine yetti
Zira o, milleti değil, Waşhinton’u tercih etti.
Kükredi kabardı, aslandı sanki
“Soykırımcı” dememiş gibiTel –Aviv’e gitti.
Eski albay Osman der:
“İçerde fabrika sattı, işyeri kapattı
Masrafları çoğaltı, IMF’den dalar üstüne dolar kaptı
Duygularımızla oynayıp, hayallerimizi sattı”..
....
Artık “yeter” deyip
Çıkmışken karşına hırsızlar şahının
Geçiyorken bir baştan bir başa, Sultan Orhan gibi
“18 Türk Büyükleri”nden
Bozok yalasından yiğitler yiğidi Kayalar,
Yollara dökülmüş alkışlıyor, halk..
Geçtiği yerlere güller serpiyordu organizatörler
Manzara, müthiş!
Başlayacaktı sanki Bursa’dan Ankara’ya büyük yürüyüş!
Fakat o Ne?
Gençler bağırıyordu hançerelerini yırtarak..
“İstanbul’u cenabetten kurtaran, Türkiyeyi de kurtaracak!..”
Kulaklar duydu bunu, gözler gördü hali..
Heyhat gençler!
O “Anadolu”, zannetiğiniz..
Suskun ve dilsiz Anadolunun, dili bildiğiniz
Kurumuş dudaklara rahmet yüklü bulutlar taşıyacak umduğunuz
Yan gelip, çamura yattı..
Gidip;
Oval ofislerde cenabete battı..
Evet, Sultan Orhan’ın emaneti gençler!
İçerde millete eflenip çalım satıyor
Telaviv’de diz çöküp, oval ofiste kucağa yatıyor
............
Seyret seyret bön bön bakarak
Dur bekle yürekleri yakarak
“Uyum” için, uymak için düzene
Köle ol, yetmez kul ol, zalim düzene
Ateşine odun taşı, milleti ezene
Millet, sanıyor kendine bakıyor
Yüzü sana değil, camlara camlara dönük
Bir o tarafa, bir bu tarafa bakıyor
Yazılanı okuyor, sözde rol yapıyor
Zira;
Boynunda iktidar tasması
Kulağı sende değil, başka seste
Artık yönü farklı,Avrupa az gelir..
Seni nitsin..Okyanus ötelerine göz diker
O senden geçmiş artık Amerikan yosması
......
Köylü, mani söyler:
“Morgoyun meler gelir
Dağları deler gelir
Hakikatli yar olsa “
Azığı, “biz”den gelir
Elbise giyiyor kutnu ipekten
Aklı çıkıyor, -hazineden - yallı köpekten
Korkun ne, ne kaybedeceksin
Neden kaçıyor, gerçekten?..
Her ne kadar toplansa da kalabalıklar
Kimse sendenim demez, gelmez ise alabalıklar
....
Durali, söylüyor:
“Hiç mi kimsesi yok?
Herkez ben değilim deyip küsüyor..”
Aluç dağı; boz bulanık, esiyor
IMF’ler telavivler, oval ofis; milletle bağlarını kesiyor.
Milleten destek alamayacağını o’da seziyor,
Meşruiyeti, “ver-kurtul’da bulup
Başka diyarlara koşuyor, yosma..
Gidip sorayım
Şifreyi çözer “tezel”
Değil tarih, afetmez ezel
Millete küsüp suratını asma
Ele gülücükler dağıtma
Millete fırça, AB’ye kalça atma
Konut’tan kaçıp Oval ofis’ de yatma
.... yosma
........
Ak kaşıklar!
Ak uşaklar
Ak zengin kuşaklar
Şehirli diyor:
“Ak gençilik, kara gedik
Beyaz gömlek, siyah don
Oyun bitti, bu perde son “
.........
Mehmet Akif:”Zenginlere veriyor
Fakir kurudukça kuruyor.
Ac insanlar!
Lokma boğazlarda duruyor
Miletin lokmasını, IMF’den soruyor.....”
..
Eskiden şeyhleri vardı
Ne hal ki, onu artık;
Dönme, Derviş koruyor..
Duymasın;
Osmancıklı Baltacı..
Hiç kalır, Katerina’nın verdiği acı
O milleti için belki kendini
Sen kendin için milleti
Tercih ettin, sineye çektin zilleti.
Katarina kurtulmak için kaçarken çadırdan
Sen dakikaları sene sayıp
Mayıştın zevkinden,
Baltacı otağı, Bush’un Oval ofisi
.........
Sırtı gelir mi yere, hiç yiğidin?
Ağla, Kudüs”
Ağla Selehattin
Adamın sermayesi idi, din
Ne idi Tel- aviv’de yediğin
..............
Denir mi ki “Musa gibi konuşmak
Firavun gibi yaşamak”?..
..........
Kasımpaşa’da kükreyip
Tel- aviv’de çürüdün
Vaşhinton’da eridin
Yakışır mıydı mahellenin delikanlısı
Başkalarının yosması
İktidar uğruna IMF tasması
Yalan, yalan, yalan yosma
Milet “buka”ları çözer; sen, istersin altın tasma
.............
Kıvrım, kıvrım, kıvır yosma
Belki giyersin, entari basma
Ele;gülücükler,
Millete, surat asma
Sana yakışmıyor artık,
Gerdan kırmak, yosma..
.............
He deyin, dalavere yallah
Nurunuzu almış, Allah
................
Millet bağrına basar
Seni Şaron, Bush kucaklar..
...........
Ödül ne?
Hani İsmet, hani tayfası
Çevik bir görmedi sana mı olur faydası
Karşılığı, hangi hizmetin paydası
.................
Zannederdik Karadeniz asması
Bu ne; marifet,
Bu ne; terakki
Ne çabuk oldun kıtalar arası
Cihan şumul ... yosması
...........
28 Şubat’ın maduru bilirdik
Ne olsa pazarlamacı hazret
Pazarlamış o, uyurken millet
Sanırdık gerçekten Anadolu delisi
BOK’a batırıyorAmerikan sevdası
Kıbrısı terk ettiriyor, AB cilvesi
Aklını başından almış, 28 Şubat sillesi
.........
BOK’a battı taşeron
Arkadaşı oldu katil..
Stratejik ortağı, kasap Şaron
Haç, asması
AB, karması
Pontus, sarması
Çam, yarması
İlla masa, sevdası
Telaviv, yosması
........
Belki K. irisi
İki gömlek, bir don
Mahallenin irisi
.......
Milleti kandırdın, tasarruf diye
Terkedip kılıfla kendi lojmanı
Yasaklanan hanımına kamusal alanı
Kıçını açıpta başını kuma sokma
Kendini kandırırsın, yosma
........Bilmiyor musun, tuttuğun el kimin?
Hiç inanmam ki bu akıl senin
Yakında ortaya çıkar, eserin..
Yalakları tutmuş yalıyor
Yaklaşınca köpek gibi hırlıyor
Emrindekiler jopu sallıyor
Artık, zulümle hayat buluyor
Sanmayın samimi, çıkarcı bunlar
Korkularından çoktan döndü, bunlar
Üçü de riyakar, yalancı bunlar
İstismar işine geliyor bunun Yola çıkmıştı: “Şarkı” bitmesin!
Zalimler dursun, mazlum gitmesin
Kimse kimseye eza etmesin
Zulmünde kılıcı oldu, bunlar Ne ışmar edersin göz ve kaşla
Göz yuman sen, yattın kukuçka
İpe un serme, eyleme başla
Başın dik olsun zalim yanında Nesebin temiz, helalse sütün
Yüz verme zalime BOK’a battın büsbütün
Hak’ka dayanırsan gelirsin üstün
Altına edip de millete, fışkı sıçratma yosma...
12 Haziran 2005
Aşiyan – Ankara

UNUTMA
UNUTMAAz ye,
Yutamadığın lokmayı
Ağzına alma..
Sevgi tükenir, aşk biter..
Fakat;
Bağlanan umutları,
Anadolu’nun zenginlik yüklü dağlarını,
Verimli ovalarını, çağlayan sularını
Hele hele vakur insanlarını,
Fakir ama dağ gibi yürekleri unutma..
Millet, unutur zannetme
Her şeyi afeder de
Verdiği “iradeyi” kullanmayıp
Birkaç günlük saltanat için;
İradesini “güce” satanı afetmez
Sen sen ol; Çevik Bir’i unutma
“Kurtarmak” için;
Yemin ettiğin Kudüs’te
Selahattin’i unutma..
Kasımpaşa’da küheylan
Tel- aviv’de; yosma
Millete kin kusma
Kıvırtıp,
El planlarına koşma
Yosma..
Aşka gelip, yanaşma!
Çizmeyi aşma..
Şayet, şart ise;
Sat; kendini.. Milleti; satma
Katarina, hasiyetini!
Unutma...
Saltanat ne ki,
Dolar?
Bir kaç duraklık
Onca delikanlılık,
Bir saatte ne ola ki, bu ödeklik?
Sürgünlere süren
Şerefsizlere eş
Sen milletin sinesine koş
IMF maşası
USA kasası
Soroz yasası
AB kesesi...
Bu ne inat?
“İlla masada..”
Yosma!..
Unutma:
Bağır, başka.. Kucak başka ...
Yosma!..
Haziran 2005 - Doymuş Köyü / Çeltikli

Cumartesi, Eylül 30, 2006
YARA, DİLİM
Not: Manzara resimleri Ankarada:
Bayırıd Barajı'ndan
Ördekler, ise Göksu Parkın'dan
Cuma, Eylül 29, 2006
Perşembe, Eylül 28, 2006
ÇIĞLIK, necati çavdar'ın şiirlerini topladığı ilk kitabı, para ile satılmaz
çığılık çığlık çığlık
çığlık çığlık çığılık
çığlık çığlık çığlık
Çığlık Çığlık Çığlık
Çığlık Çığlık Çığlık
İçindekiler
Not: İsteme adresi ve telefonlar kitabın çıktığı tarihdeki idi.İstenirse necaticavdar@gmail.com adresinden ulaşmak mümkün

















































































































































